AKŞAM GAZETESİ | Yiğit Karaahmet | 2009-11-07
Aslında Türkiye'de yapılan çakma organizasyonların hiçbiri ilgimi çekmiyor. Benim ilgimi çeken Türkiye'deki tüm 'olmak isteyenlerin' bulunduğu bir yere gidip onları tüm egolarıyla izlemek.
Tıpkı Afrika'ya gidip vahşi hayvanları doğal ortamlarında izleyenler gibi ben de Fashionable İstanbul'a gidip tüm bu görünmek isteyen ünlüleri doğal habitatlarında izledim. Açılış gecesinde neler mi oldu?
l Cavalli defilesine gidiyorum ama maalesef tüm pantolonlarım kirli sepetindeydi. Ve elimde mevcut giyilebilir tek pantolonun ağı yırtık. Sadece belirli bir açıda oturursam yırtık görünmüyor.
l Tabii ki defile için davetiyem yok. Davetiyelerimi defileyi takip edecek olan Aysun Öz Kaşi getirecek. Elbette Aysun'un numarası bende yok, kaydetmedim ve oraya gidince arayıp buluşmak için sözleştik. Yola çıktım ve Tophane'ye geldiğimde baktım ki telefonumu evde unutmuşum. Zaten geç kaldığım açılışa yetişmek için ömrümün en uzun maratonu başlamış oldu.
l Telefonu aldım evden ve taksiye binmeye karar verdim. Tabii ki ilk iki taksi beni almadı. Onlarla kavga etmeye başladım ve erdemli bir taksici nasıl olur kuralını bağıra çağıra anlatmaya başladım. Korksunlar benden. Hangi durakta olduklarını biliyorum ve bir gece ansızın oraya gideceğim. Ertesi sabah o taksilerin kelebek camları olmayacak.
l Sonunda başka bir taksiye binmeyi başardım. Ama sanırım taksinin içinde şoför ve benden başka 39 kasa da kavun vardı. Arabanın spreyi öyle bir kavun kokusu yayıyor ki sanırsınız Adana'dan Urfa'ya traktörle kavun taşıyoruz.
l Şahane bir Tophane trafiğinde milim kıpırdamadan oturuyoruz. Tramvaya binmek için şoföre inmek zorunda olduğumu söyledim. Parayı verdim ve üstü olan 5 TL'yi bekliyorum. Mantıklı olarak adamı trafiğin ortasında bıraktığım için o parayı almamam gerekiyor. Dikiz aynasından bakıştığımız şoför de paranın üstüne yatmak konusunda çok ciddi.
l Ben adama 5 TL para üstü bırakır mıyım? Neyim ben Ömer Koç mu 5 TL bahşiş vereyim? Bu şoförle de ciddi bir kavga. Gıcıklık olsun diye para üstünü bozuk olarak verdi. Ve sırf onun yüzünden tüm gece şıngırdayıp durdum.
l Tramvaya binmek istiyorum ama bilet gişesinde kimse yok. Tellerden gizlice atlayıp istasyona girdim ve sanki saatlerdir orada bekliyormuşum gibi davranmaya başladım. O sırada ileriden bir polis arabası ışıklarını yakıp geliyor. Polislerden önce tramvay geldi ve hemen içine atladım. Polisler bana mı geldi bilmiyorum ama beni yakalayamadılar.
l Tramvaydan indiğimde ise artık koşma vakti gelmişti. Hızlı bir ritimle nefes nefese defile girişine ulaştım. Ve içeri girmeyi başardım. Tüm bu çabaların hepsi ne içindi peki?
TOPLAMA KAMPI GÖRMEDİM DEMEM
l İyi ki Woody Allen var, giyim tarzını bir marka olarak sabitledi. Seçtiğim kıyafetlerle ancak Woody Allen gibi olabildim. Erkekler bile über süslüydü. İçeride herhalde bir tek ben topuklu ayakkabı giymemişim.
l Prensip olarak bundan sonra belirli bir süre sonra şampanya servisi kaldırılan etkinliklere katılmama kararı aldım. Eğer servis ediyorsan bunun bir sonu olmamalı. Limitli şampanya verilmesi şampanyanın ruhuna aykırı. Bunu gelirken 5 TL için pazarlık yapan birisi söylüyorsa durum daha da vahim.
l Defile yapılacak alana insanları grup grup alıyorlar. Auschwitz'de insanların neler hissettiğini anladım...
l O kalabalığın arasından girmek çok zor. Ve barda şampanyaların kaldırılması öncesi hızla şot yapıyorum. Yanımda Derin Mermerci duruyordu. Onu bekleyip aynı anda girmeye karar verdim. Bu arada elbisesini inceleme fırsatım da oldu. Kalçasına kadar kare boşlukları olan bir elbise giymişti. Bu bekleme faslı süresince en azından Derin Mermerci'nin kaba etinden bir santimetrekarelik bir alanı görebilme fırsatım oldu.
l İçeri girdik. Elbette yer yok. Elbette en önde yine halkla ilişkilerciler ve akrabaları oturuyor. Mesela Ali Ağaoğlu da en ön sırada. Ayol o ne anlar moda haftasından, defileden! Ama tuhaf şekilde şık buldum. Yelek giymişti sanırım ilginçti.
l İçerideki tüm kadınlar ne giyeceklerini bulamayıp, siyah giymişler. Mateme boğuldum. Yves Saint Laurent'in cenazesinde bile bu kadar çok siyah giyen yoktur herhalde.
l Defile başladı. Ama onda zaten anlatacak hiçbir şey yok. Biz biraz ezik insanlar olduğumuz için böyle adamları el üstünde taşıyoruz. Normal şartlarda utanmadan böyle bir defile yapan adamı sopayla şehirden kovalamamız lazım.
Asmalı'da maymun saldırısı
Geçtiğimiz hafta olabilecek en tuhaf şey oldu ve Asmalımescit'te maymun saldırısına uğradım.
İnanması zor biliyorum, ama evet oldu.
Mahmut Fazıl Çoşkun ve Elif Dağdeviren'li bir kadronun akşam yemeğinde buluştuğu Asmalı Cavit'e uğradık arkadaşlarımla. Ve Cavit'te bir müşterinin kucağında pembe gecelik giydirilmiş bir maymun vardı. Zaten bir insan neden maymununa gecelik giydirip onunla meyhaneye gider bu kısmı anlamak mümkün değil.
Maymun yanımızdan geçerken doğal olarak tüm dikkatimiz ona çevrildi. Ve sahibi 'Sevmek ister misiniz?' diye sordu. Halbuki daha önce sevmek isteyenleri 'Saldırır' diyerek geri çevirmiş. Sanırım yaptığım birtakım dil hareketlerinden rahatsız oldu ve bana komplo kurdu.
Maymuna dokunmamla hayvan çığlığı bastı ve suratımın ortasına tokadı yapıştırıp, saçlarımı çekti. O harikulade kıvırcık saçlarım maymunun elinde kaldı.
Sırada ne var? Nişantaşı'nda kurtlar tarafından parçalanmam mı?
Travma geçiriyorum ve bir süre çıkmıyorum evden.