AKŞAM GAZETESİ | Hüsnü Mahalli | 2009-11-07

kategori2

Ya Kerkük?

Irak işgali öncesinde katıldığım bir Siyaset Meydanı programında Irak'taki Türkmenlerin yaklaşık yarısının Şii diğer yarısının Sünni olduğunu söylediğimde seyirci olarak katılanların bazıları bunun doğru olmadığını belirterek bana çok kızmıştı. Amerikan işgali sonrasındaki gelişmeler beni doğrularken başka bir gerçeği daha ortaya çıkaracaktı: Türkmenler 10-15 parti veya gruba ayrılmış Kürtlerin aksine Kerkük gibi temel konuda bile     kendi aralarında anlaşamıyordu.
Bunların bir bölümü Bağdat'taki Şii hükümetle anlaşırken diğer bir bölümü  Kürtlerle işbirliği yapıyordu. Kendi aralarında anlaşmayan diğer gruplar da ya Türkiye'ye ya da Sünni Araplara yaslanmıştı.
Bedeli çok acı şekilde ödenen böyle bir durum Türkmenlerin Irak denklemlerindeki güç ve etkinliğini azalttığı gibi onların Ankara ile ilişkilerini  de olumsuz etkilemişti.
Belki de bu nedenle AK Parti hükümeti son dönemde Türkmenlerden ve dolayısıyla Kerkük'ten çok fazla söz etmez oldu.
Belki de bu nedenle Basra, Erbil ve Musul'a giden Dışişleri Bakanı Davutoğlu Kerkük'e uğramadı ve oradaki Türkmenler yerine Musul ile Telafer'deki Türkmen aşiret temsilcileri ile bir araya gelerek sohbet etti.
Belki de bu nedenle Bakan'a eşlik eden meslektaşlarımız ve İstanbul'daki medya kuruluşları Türkmenleri unuttu ve Kerkük ile ilgili hiçbir kelime yazmadı, söylemedi.
Oysa Bakan Davutoğlu gezisini sürdürürken Kerkük konusu Irak Parlamentosu'ndaki görüşmeleri kilitlemiş ve taraflar Kerkük'ten dolayı seçim yasası üzerinde anlaşamamıştı. Çünkü Kürtler 16 Ocak'ta yapılacak genel seçimlerin Kerkük'ü de kapsamasını istiyor. Sünni ve Şii Araplar ile Türkmenler bu kentte seçimlerin ancak sağlıklı bir sayımın yapılması ve seçmen kütüklerinin doğru bir şekilde düzenlenmesinden sonra yapılması gerektiğini savunuyor..
Çünkü onlara göre Kürtler son 6 yılda Kerkük'e dışarıdan çok sayıda Kürt  göçmen taşıyarak kentin demografik yapısını değiştirmeye kalkışmıştı.
Belki güvenlik belki de siyasal nedenlerden dolayı Kerkük'e gitmeyen ya da gidemeyen Bakan Davutoğlu'nun Barzani ile Kerkük ve Türkmenler  konusunu konuştuğunu biliyorum. Ancak bunun Kerkük'teki Türkmenleri ve onlarla dayanışma içinde olan Arapları tatmin edip etmediğini bilmiyorum. Ama bildiğim başka bir şey, Sayın Bakan'ın Kerkük'e gitmemesi oradaki Türkmenleri çok üzmüştür ve onları Kürtlerle mücadelelerinde zayıf kılmıştır. Çünkü Türkiye'nin Kerkük konusundaki tutum ve davranışı yalnız Türkmenler açısından değil aynı zamanda Irak'ın geleceği ve Ankara'nın bu geleceğin belirlenmesindeki rolü açısından da çok önemlidir.
İşte bu nedenle Erbil'de konsolosluk açmaya hazırlanan Türkiye eşzamanlı olarak Kerkük'e yönelik bir adım atmalı ve Kerkük sorununun çözümü için başta BM olmak üzere uluslararası ve bölgesel örgütler, komşu ülkeler ve tabii ki tüm Iraklı taraflarla birlikte gerekli çabayı göstermelidir. Çünkü 16 Ocak seçimleri öncesinde ya da sonrasında Kerkük sorunu çözülmezse Irak'ta işler çok karışacak ve dolayısıyla Ankara'nın ister Erbil ister Bağdat ile gerçekleştirdiği ya da gerçekleştireceği tüm işbirliği formülleri işe yaramayabilir.
Yani daha açık bir ifade ile Türkiye'nin Bağdat merkezi hükümeti ve Erbil'deki Kürt Federe Bölgesi yönetimi ile PKK konusunda vardığı ya da imzaladığı anlaşmaların çok fazla işlerliği olmayabilir.
Çünkü yalnız Türkiye'nin değil Irak'ın tüm tarafları, bölgesel ve uluslararası  güçlerin Irak ile tüm hesaplarının anahtar sözcüğü Kerkük'tür.
Buradaki sorununun çözümünün Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin dediği gibi tek bir formülü vardır: Türkmen, Kürt, Arap ve diğer dinsel, mezhepsel ve etnik grupların uzlaşması ve birlikte yaşama iradesini kanıtlamasıdır.
Umarım Sayın Bakan bu konuda 'Kerkük Kürdistan'ın kalbidir' diyen Mesut Barzani'yi ikna edebilmiştir.