AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-11-07
Pazar günü yapılacak MHP kongresinin siyasal karakteri, ‘işte bu sloganla’ ruhunu bulacak: Sonsuza kadar... Var ol Türkiye.’
MHP yönetimine egemen olan stratejik akıl, hayli bilinçli bir tercihte bulunmuşa benziyor.
Partinin, Türkiye’nin bugününe ve geleceğine bakışını; hedef ve endişelerini, politika ve söylemini açık biçimde ilan etmiş oluyorlar.
MHP yarın dokuzuncu olağan kongresinde, iktidarın ‘açılımlarla dolu son dönem uygulamalarının’ toplum psikolojisine etkilerini göz önüne alan yeni muhalefet taktiklerini belirleyecek.
Ermenistan ve Kürt açılımı gibi cumhuriyetle yaşıt kronik konularda iktidarın yaklaşımlarından endişe edenlerin sözcülüğünü üstlenme, onların siyasal temsilciliğini elde etme çabaları ve arayışları hâkim olacak.
MHP böylece, 10’uncu kurultayına iktidar girebilmenin ve 2012’deki cumhurbaşkanlığı seçiminde belirleyici olmanın hesaplarını yapacak.
Çok nadiren bir partinin kaderiyle ülkenin geleceği böylesine bir kesişmeye sahne olabilir.
Türkiye’nin, disiplinli, teşkilatçı ve milliyetçi partisi, kendi istikbali açısından en kritik, en belirleyici kongresine gidiyor.
Belki bir kırılma noktası...
Milliyetçi rüzgârlar esiyor, toplumda tepki dalgası yükseliyor.
MHP NE KADAR KİTLE PARTİSİ OLUR
Siyasal mücadeleyle dolu iki zorlu yıl, MHP yönetiminin omuzlarına da ağır bir sorumluluk yüklüyor.
Evet; bugünler, MHP’nin ana akım partisi olarak nereye kadar büyüyebileceğini belli edecek. Merkez partisi olup olmayacağını, kitleselleşme sınırlarını gösterecek.
Bunlar da önemli ama dokuzuncu kongre daha hayati açılardan dikkat çekmeli.
Şahsen, esasına destek verdiğim açılım politikaları sürecinde usule ilişkin eleştiri ve uyarıların dillendirilmesini zorunluluk diye görüyorum. MHP’nin muhalefetini anlamlı ve değerli ama söylem ve üslubunu aşırı sert buluyorum.
Muhalefet, doğru ve dengeli kurgulanır, hassasiyetler sağlıklı biçimde siyasete kanalize edilebilirse anlamlı katkılar üretilebilir.
Bu durumda MHP, tepkili kesimlerin ve sessiz yığınların sözcülüğünde büyük yol alacaktır.
Nasıl ki AKP’nin iktidara gelmesi, muhafazakâr kesimlerin içinde bulundukları dışlanmışlıktan kurtulmalarını sağladıysa ve onları sisteme dahil ettiyse MHP de bir başka toplumsal kesim için aynı misyonu yerine getirebilir: Milliyetçiler.
İsterse önümüzdeki iki yılda muhalefette veya sonrasında iktidarda olsun, hiç fark etmez, MHP Türk milletinin kitle psikolojisinin sağlığını da etkileyebilecek politikalar üretme şans ve sorumluluğunu taşımaktadır.
Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu evrensel milliyetçilik bakış açısına sahip bir entelektüel olan Vedat Bilgin’e dün telefonda, ‘kongreden ne bekliyorsunuz?’ diye sordum. ‘Bu kongre sizce neden önemli’ diye devam ettim.
MİLLİYETÇİLERE YENİ VİZYON
İşte, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin danışmanı olan Bilgin’in, akademisyen gözüyle söyledikleri:
‘Türkiye ağır sorunlarla karşı karşıya... Milli devlet varlığının tartışıldığı bir zemin. Türkiye’nin milliyetçileri milli mücadeleden sonra çözüm buldukları o günün sorunlarının bugünün Türkiye’sinde yeniden gündeme geldiğini görüyorlar. Etnik sorun ön planda. Uluslararası baskılar artmış. Bölgenin siyasal coğrafyası yeniden şekilleniyor. Kongre bu ortamda yapılıyor. Milliyetçilik ufkumuzu zenginleştirebilecek, yeni vizyon üretebileceksek milliyetçiler kazanacak, Türkiye kazanacaktır.’
MHP’nin dokuzuncu kurultayın sonunda elde edecekleri, Türk siyasi hayatının geleceği için adeta pusula gibi yön belirleyici olabilecektir. Konjonktürel kazanımları hedefleyecek, sıradan bir parti kongresi gibi geçiştirilmemeli.
Gelinen durumun nasıl da kırılgan olduğunu MHP’nin dün yaptığı ‘kongreyi karıştıracaklar’ açıklaması ve ‘sonuçlarına katlanırlar’ uyarısı da net ama ürkütücü biçimde gösteriyor.
Bahçeli ve kurmayları, son dönemlerin tepkisel milliyetçiliğini sakin ve aklıselim politikalarla yönetmeli, kentli-okumuş insanların yeni tür milliyetçiliğini de kapsayacak büyük bir şemsiye oluşturmalıdır. Kongreyi bu gözle merakla izleyeceğiz.