AKŞAM GAZETESİ | Nagehan Alçı | 2009-11-07

kategori2

Asuman’ın çocuğunu kim öldürdü?

“Bilge Köyü katliamında annesi ve kardeşleri, kocasının ailesi tarafından katledilen Asuman Çelebi’nin çocuğu ölü doğdu” haberi geldi önceki gün.
Bilge Köyü ve Asuman Çelebi...
Güneşin tam tepede olduğu, sıcak mı sıcak bir günde gitmiştim o köye. Katliamın birkaç gün sonrasıydı... Mayıs ayının ortaları... O günlerde gazetecilerden ve boy göstermek isteyen “insan hakları savunucuları”ndan geçilmiyordu köy meydanı.
***
O meydanda sıcağa inat kat kat giysileriyle öylece oturuyordu Asuman. O giysileriyle adeta “dışarıdan hiçbir şey beni etkilemez artık” diyordu.
***
Sonra konuşmuştuk. Önce çekingen, tereddütlü. İlerleyen dakikalarda ise “abla-kardeş” gibi. “Biliyor musun?” demişti, “1,5 yaşındaki çocuğumu gönderdim, o aileden bir çocuğa bakamam artık ama karnımdaki bebek başka. O hele bir doğsun, Allah büyüktür!”
***
“O hele bir doğsun” dediği bebek doğamadı. Daha “gün”ü görmeden gördüğü vahşet, keder, şiddet doğdurmadı bebeği.
***
“Asuman’ın bebeğini öldürdüler” iddiası var gelen haberlerde. Öldürüldüğünden şüphe ediliyor anlayacağınız.
Şiddetin baş tacı edilmesi, koruculara verilen kalaşnikofların evlerin en görünür köşelerine asılması, kan davaları, namus cinayetleri...
Asuman’ın üzerinde bu kadar “ağır silah” yığılıyken “bebek öldürüldü”nün nesi gerçek değil de iddia? Bunun “süt beyazdır” demekten ne farkı var?

Elif Bebek tanıt bizi!

YER sofrası, halk müziği, fedakâr köylü analar...
***
Bizi anlatırken artık bunların ötesine geçmenin vakti gelmedi mi?
Kendimizi böylesine folklorize etmenin ve tek yönlü anlatmanın kısırlığının hâlâ farkına varılmadı mı?
Anlaşılan varılmamış. Çünkü varılsa Milli Eğitim Bakanlığı “Türkiye’nin kültürel zenginliklerini tanıtacak” diye iddialı bir vaatle karşımıza Elif Bebek’i çıkarmazdı. ***
Elif Bebek kat kat giysiler içinde, başında yemenisi olan bir köylü kadın figürü. Hiçbir yaratıcılığı olmadığı gibi tüm klişeleri bünyesinde barındırıyor. Göğsüne nazar boncuğu takılsa, önüne de bir kase lokum konsa en oryantalist Türkiye tanıtımlarının baş malzemesi olacak. Biz bu muyuz hakikaten?
***
Madem Türkiye’nin kültürel zenginliğine vurgu yapılmak isteniyor, neden simge olarak yıllardır kullanılan “köylü kadın” imgesi yeni bir şeymiş gibi sunuluyor? Köylü kadın bu ülkede sadece belli bir topluluğu anlatabilir. Bu topluluk orta Anadolu’daki hâlâ göçebelikten tam yerleşikliğe geçememiş vatandaşlarımızdır. Evet, bu ülke için önemlidirler ama öyle “zengin kültür” başlığı altında simgeleştirilecek bir gelenekleri yoktur. Kültürümüzü zengin yapanlar onlar değildir.
***
Onlara gelene kadar bir imparatorluğa başkentlik yapmış İstanbul’a ait bir öge  kültürel zenginliğin simgesi olmalıdır. Ya da Doğu ve Güneydoğu’daki birbirine karışmış geleneklerden damıtılmış bir imge kullanılmalıdır.
***
Sanırım Atatürk’ün “Köylü efendimizdir” sözü gereğinden fazla önemsenmiş.
Bir türlü o sözün etkisinden çıkamıyoruz. Oysa o söz Kurtuluş Savaşı’nda türlü fedakârlıklar yapan Anadolu insanına moral olsun diye söylenmişti... Köylü hiçbir zaman bu milletin efendisi olmadı. Olamaz. Öyle bir bilinci de gücü de yok. Neden olsun? “Kültürel zenginlik” diye hâlâ ve sadece köylü imajında ısrar etmek hem ayıp hem de yazık!

Mağden’i özledim

SkandallarIn, politik gafların, gazeteci polemiklerinin art arda patladığı şu günlerde “bir şey eksik ama ne?” diye kendime sorup duruyordum birkaç zamandır. Nihayet eksikliği buldum: Perihan Mağden yazıları!
***
Mağden’in kıvrak üslubunu, keskin dilini, cesur yazılarını çok özledim! Bunca malzeme varken ondan mahrum kalmak ne yazık!