'GöÄŸün deÄŸerini ancak ÅŸaÅŸkınlar bilebilir' diyorsunuz bir yazınızda. Neden? 'ÅžaÅŸkın olayım' diye ÅŸaÅŸkın olunmaz. ÅžaÅŸkınlık çok doÄŸal bir ÅŸeydir. Siz, siz olduÄŸunuz için ÅŸaÅŸkın olursanız o ÅŸaÅŸkınlığın bir deÄŸeri vardır. Hesap eden insanların da hesapları tutmadığı için içine düÅŸtükleri bir ÅŸaÅŸkınlık vardır ki bu daha çok hesabilikten doÄŸan kötü bir ÅŸaÅŸkın olma durumudur. ÅžaÅŸkınlık insanın kendisinden yola çıkarak yaptığı yolculuklarda karşılaÅŸtığı doÄŸal bir ÅŸeydir. Bu Aristoteles'in hayretidir aslında; ÅŸaÅŸkınlık deÄŸildir, ÅŸaÅŸmadır. ÅžaÅŸan, bu anlamda hayret eden insan, göÄŸün renginin neden mavi olduÄŸu üzerine düÅŸünmeye baÅŸlar ve onun hiçbir optik teorisiyle açıklanamayacağını da bilir. Çünkü göÄŸün neden mavi olduÄŸunu açıklayabilirsiniz ama göÄŸü ilk defa görme gücü... İşte bu müthiÅŸ bir ÅŸeydir. GöÄŸü küçüklüÄŸümüzden beri gördüÄŸümüz için hiç ÅŸaÅŸmayız. Yaşımız ilerledikçe her ÅŸeyi biliriz, her ÅŸey bize doÄŸal gelir. ÅžaÅŸmaya ÅŸaÅŸmaya, ÅŸaÅŸmamanın getirdiÄŸi ÅŸaÅŸkınlık içinde ölüp gideriz.
'Mutsuzluk ahlaksızlıktır' diyorsunuz. Mutluluk nedir? Mutsuzluk neden ahlaksızlıktır?
MutluluÄŸun bir karakter olduÄŸunu düÅŸünüyorum. Mutluluk gelip geçici hazlarla yaÅŸanan gelip geçici yaÅŸantılar deÄŸildir. Mutluluk bir insanın yaÅŸadıklarına karşı duruÅŸundan kaynaklanan bir ÅŸeydir. Başıma acı veren çok ÅŸey gelebilir, ama mutlu karakterli biriysem bu acılarla baÅŸ edebilmem, bu acıları büyük bir ÅŸansızlık ve ceza olarak deÄŸerlendirmememle olanaklıdır. Başıma gelen belaların Nietzsche'nin dediÄŸi gibi 'çok iyi öÄŸretmenler olabileceÄŸini' düÅŸündüÄŸümde kendimi aÅŸma olanağım olabilir. Benim 'mutsuzluk ahlaksızlıktır' sözüm Nietzsche'nin amor fati'sinden çok da farklı deÄŸildir; yani yazgımızı sevme, kendimizi öyle kabul etmedir. Mutsuz olduÄŸum takdirde bakın ne gibi haksızlıklar yapıyorum: Önce kendime haksızlık yapıyorum. Problem çözme gücümü zayıflatıyorum, iliÅŸkiye girdiÄŸim insanlara acı vermeye baÅŸlıyorum; böylece hem kendime hem birlikte yaÅŸadığım insanlara 'ahlak' anlamında kötülük yapmış oluyorum. Mutsuz olmak çok kolaydır, çok ucuzdur. Dünyada dönen üçkağıda, çirkinliklere karşın güzel yanını görme ve mutlu olma çabasının insana yakışır bir çaba olduÄŸunu düÅŸünüyorum.
Felsefe için 'bilgeliÄŸin sevgisi olduÄŸu kadar sevginin de bilgeliÄŸi olmalı' diyorsunuz. Açıklayabilir misiniz?
Türkçe'de bilgelik sevgisi felsefe diye yazılıyor; yani 'philia' ,'sophia'. Oysa 'sophia', 'philia' olabilir. Yani sevginin bilgeliÄŸi... Felsefenin içinde hem sevgi hem bilgelik var. Demek ki felsefe dediÄŸimiz çaba, sevgi ve o sevgiyle yaÅŸanan bilgece bir yaÅŸamı gerektiriyor. Bilgece yaÅŸanan bir yaÅŸam yalnızca bilgiyle yaÅŸanan bir yaÅŸam deÄŸildir. Bilgiyi özümseyerek, içselleÅŸtirerek, bilgiyle mutlu olmaya çabalayarak yaÅŸanan bir yaÅŸamdır. Bunu anlayabilmek için sevginin bilgeliÄŸini anlamak gerekir. Sevmenin büyük bir bilgelik gerektirdiÄŸini düÅŸünüyorum. Herkesin birbirinden kolayca nefret ettiÄŸi, tiksindiÄŸi bir dünya düÅŸünün. Bunu bireyler arasındaki ikili iliÅŸkilerden tutun da uluslararası iliÅŸkilerdeki 'ben seni yerim, sen beni yersin' gibi Hobbescu bir dünya düzenini içinde düÅŸünün. Sevmenin anlamı büyük ölçüde kaybolmuÅŸ. Elbette bu dünyada bilge insanlar var ama bilge toplumlar, kültürler yok. Oysa bilge kültür ve toplumlara ihtiyacımız var. Maalesef toplumlararası iliÅŸkiler çok acımasızca, çok hesabi ve insana yakışmayacak düzeyde birbirinin kuyusunu kazma ve birbirini bir tehdit olarak görme doÄŸrultusunda yürütülüyor. Bunu insan aÅŸabilecek mi? Çok kısa vadede olanaklı olduÄŸunu düÅŸünmüyorum.
Birand: Kıskançlıklardan ve ayak oyunlarından nefret ederim