Tam bir sene önce “Ekrana yansıyan rekabet” baÅŸlığıyla bir yazı yazmıştım.
Mehmet Ali Birand ve UÄŸur Dündar arasındaki rekabeti anlatmaktı amacım.
Ta o zamanlar dikkatimi çekmiÅŸti: İki haberci de birbirlerinin haberlerini adlarını anmadan yayınlıyordu.
Uzun süre takip ettikten sonra birbirlerinin adını anmadan kullandıkları “özel haber”lerini tek tek yazmıştım.
Bu yazıdan sonra Birand’dan bir mail almıştım. Özetle kendisinin böyle bir ÅŸey yapmadığını anlatıyor, “Böylesine küçük kıskançlıklardan ve ayak oyunlarından nefret ederim” diyordu.
Åžimdi iÅŸler öyle bir noktaya geldi ki bu iki dev isim birbirine girdi.
Güvenilirlikleri, izlenirlikleri tartışılamayacak bu iki duayen, herkesin önünde “çan-çan” kavgaya tutuÅŸmuÅŸ durumda.
Yeni yetme, isim olma heyecanına tutulmuş muhabirler misali...
Sahne alma kavgasına tutuÅŸan genç ÅŸarkıcılar gibi...
Birbirlerini dolandırıcılık, kıskançlık, kompleksli olmak, haber hırsızlığı yapmakla suçluyorlar.
Ve bunu yaparken ikisi de utanmıyor.
Tamamen kontrolü, soÄŸukkanlılığı kaybetmiÅŸ durumdalar.
GeçmiÅŸ lekeli sayfalar açılıyor... Biri ana haber bülteninden sesleniyor, diÄŸeri köÅŸesinden...
...
Tam bir yıl önce, o yazıyı yazdığımda bu iki isim televizyon programlarında bir araya gelip birbirlerini ne kadar beÄŸendiklerini, aralarında nasıl da imrenilecek, takdire ÅŸayan bir dayanışma olduÄŸunu anlatıyorlardı.
Oysa o günlerde de birbirlerine bugünkünden farklı bir ÅŸey hissetmiyorlardı.
Aralarında müthiÅŸ gergin bir rekabet vardı.
Tek fark o gün arkadan konuÅŸuyorlardı, bugün ekranlardan hakaret ediyorlar birbirlerine.
E peki bu olay güvenilirlik açısından sarsıcı kabul edilmez mi?
Bunca yıl rol yap, sarıp sarmala...
Sonra bir anda saldırmaya, hakarete başla...
...
Duayenlere sesleniyorum:
Madem bunca yıl baÅŸarıyla oynadınız bu dostluk oyununu, neden bir anda öfkenize, kıskançlıklarınıza yenik düÅŸüverdiniz?
Yakışmadı ikinize de.
Meslek duayenleri haber rekabeti yüzünden mahalle aÄŸzıyla kavgaya tutuÅŸuyorsa vay bizlerin, vay bu mesleÄŸin haline!
Mahkemede hesaplaşacağız
Dün bu sayfada Sabah gazetesinde çalışan Sevilay Yükselir adlı bir ÅŸahsın tekzibi yayınlandı.
Bu “arkadaÅŸ”, anladığım kadarıyla hâlâ “Ben burnuma estetik ameliyat yaptırmadım, deviasyon yaptırdım. Bedavaya deÄŸil 400 lira ödedim”
noktasında...
Oysa ben çoktan unutmuÅŸtum konuyu.
Ama madem “yalanlama” adı altında iÅŸi “gürültü”ye getirmeye çalışıyor.
O halde ben ne demiştim, bir kez daha anımsatayım.
Ben ÅŸunu dedim:
“Sevilay Yükselir hem burun estetiÄŸi olmuÅŸ hem de gözaltı torbaları ameliyatı geçirmiÅŸtir. Bütün bu iÅŸlemler için para ödememiÅŸtir. Ortaya çıkarttığı ve ‘belge’ diye takdim ettiÄŸi dekont, sadece ve sadece 400 liralık muayene ücretidir. Yaptırdığı ameliyatlar için para ödediÄŸine dair bir tane bile belge ortaya koyamamıştır”.
Ben iddiamın arkasındayım.
Ameliyatı yapan doktor orada duruyor. Doktorun sunduğu belgeler ortada.
Neyse...
Sanırım biz bu sorunu mahkemede çözeceÄŸiz.
Adnan Hoca neden beni tercih etti?
Çok tuhaf bir mail aldım geçtiÄŸimiz günlerde. “Adnan Oktar size röportaj vermek istiyor. İlgileniyorsanız lütfen arayın” diyordu mailde.
“Hayırdır inÅŸallah!” dedim.
Ama bir cevap vermedim...
Çünkü Adnan Hoca artık merak edilmiyor...
Çünkü ben röportaj yapmıyorum...
Ama yine de merak etmeden duramıyorum:
Adnan Hoca röportaj vermek için neden beni tercih etti diye...
Birand: Kıskançlıklardan ve ayak oyunlarından nefret ederim