Serdar Turgut serdarturgut@superonline.com

kategori2

Keşke Heidegger kadın olsaydı

Önce psikiyatrist hanımı telefonla aradım.'İnsanlar benim sapık olduÄŸumu söylüyorlar' dedim.
'Yeni bir ÅŸey var mı? EÄŸer yoksa ÅŸu an müÅŸterim var konuÅŸamam' dedi ve kapadı telefonu.
Cevabı çok netti ama beni ne tatmin ne de mutlu etmiÅŸti. Bir süre bendeki fotoÄŸrafına bakıp acaba mutlu olmadan sadece tatmin olsam mı ki diye düÅŸündüm, sonra üÅŸendim ve vazgeçtim. Onu tekrar aramaya karar verdim.
'Bana cevabını biraz daha aç, ilave görüÅŸ istiyorum' diye ısrar ettim.
'O zaman peki öyleyse. Sapık olmana ek olarak aynı anda çirkinsin de. İyi günler diliyorum' dedi.
Bence bu hayatta bir erkeÄŸin başına gelebilecek en kötü bela sapık olmak deÄŸil, sadece sapık olsanız kitle arasına karışır ve dikkat bile çekmeyebilirsiniz ama insan hem çirkin hem de sapık olunca hayat çok zorlaşıyor. Memleketimizde hem çirkin hem de sapık olan çok insan da var ama ben de onların yanına gitmek ve onlarla tanışmak istemiyorum. Beni üye kabul edebilecek derneÄŸe de ben üye olmak isteme sendromu bu benimki.
Böyle bir ikilemim var.
İkilemlerim fazlalaÅŸtı çözemediÄŸim pek çok sorunum var, psikiyatristim de bana yardımcı olmuyor, ben de bu konumdaki bir insanın yapabileceÄŸi ikinci en güzel hareketi yaptım ve kendimi felsefeye verdim.
Hayatın anlamı var mı? Varsa bu anlamın özeti nedir? Ve acaba ben hayatın anlamını en çok neden sucuklu yumurta yerken sorguluyorum ki?
Ben arada bir gazeteye giderken ana caddeden çıkıp DavutpaÅŸa'ya girdiÄŸim hemen her zaman, istikrarlı bir ÅŸekilde kaybolurken bazı insanlar evrenin gizemini çözmek gibi karmaşık olacağını sandığım bir iÅŸe soyunup, konunun içinde boÄŸulup kaybolmadan birtakım cevapları nasıl verebiliyorlar ki? Ve onlar İstanbul'a gelseler DavutpaÅŸa'da kaybolmadan gazeteyi bulabilirler mi?
Böyle ÅŸeyleri düÅŸünmeye baÅŸladım.
Gerçi felsefeye takmış olmam yeni bir olay deÄŸil. Bu tuhaf geliÅŸme ilk kez Özge Uzun'un programına misafir olduÄŸum gece baÅŸlamıştı iki hafta önce. Program baÅŸladı ve bana sorulan ilk soru ÅŸuydu;
'Siz benim bacaklarımdan ne istiyorsunuz?'
Programın bantını bulup izlerseniz bu soru karşında gerçekten bocaladığımı ve bir-iki dakika matem tutar gibi sessiz kaldığımı görebilirsiniz. Ben o sessizlik anlarımda acaba gerçeÄŸi tüm çıplaklığıyla anlatsam mı ki, gerçek tahammülün ötesinde bir rahatsızlık verir mi diye düÅŸünüyordum. Sonunda verirse versin bana ne benim de iÅŸim zaten daima rahatsızlık vermek diye tam kararımı vermiÅŸtim, tam konuÅŸacaktım ki; baÅŸka meselelere geçildi. O gece soramadığım soru ÅŸuydu:
Özge Hanım ben uzun zamandır Heidegger ile Edmund Husserl arasındaki iliÅŸki ve iÅŸbirliÄŸine takmış durumdayım. Senin bacakların bu meselenin ipucunu bulmam için teÅŸvik unsuru oluyor bana. Hatta onlar o kadar teÅŸvik ediyor ki beni Heidegger ile Husserl arasındaki iliÅŸkinin niteliÄŸini çözmekte durmayabilir ve o ikisinin Kierkegaard'la da nasıl baÄŸlantılı olduklarını bile çözebilirim sanıyorum. Bunu söyleyemedim ama soru içimde kaldığından bu meseleyi o günden itibaren sürekli düÅŸünmeye baÅŸladım, takmıştım bir defa.
Bu meselede ilk vardığım ara sonuçlar ÅŸöyle;
1- Heidegger keÅŸke erkek deÄŸil de kadın olsaydı. Bu sonuca Edmund Hussserl ile Martin Heidegger'in birlikte yürürken çekilmiÅŸ fotoÄŸraflarını görünce vardım. Heidegger o gün bir lederhosen (Deri külot pantolon) giymiÅŸti. Heidegger güzel bir kadın olsaydı lederhosen kıyafeti eminim ki ona çok yakışırdı. Bunun düÅŸüncesi bile bende fetiÅŸistik elektriklenmeler yarattı. Deri kıyafet giymiÅŸ ve üstelik filozof da olan bir Alman kadın tarafından disipline edilmek fikri tahammül sınırlarının ötesinde bir ÅŸeydi.
Felsefi çalışmalarımın bu aÅŸamada vardığı ikinci sonuç da ÅŸu:
2- Ben Heidegger ile Kierkegaard arasında eÅŸcinsel bir iliÅŸki olduÄŸunu düÅŸünüyorum. Bu benim için önemli deÄŸil. Ne olursa olsun, hayat onların. Arzu ettiklerini yaparlar ama beni asıl düÅŸündüren konu ÅŸu:
Bir insanın oral seks yaptığı erkeÄŸin Kierkegaard olduÄŸunu bilmesi acaba onu nasıl etkiler ki? Acaba Kierkegaard'a oral seks yapan insan, o sırada neler düÅŸünür, neler hisseder. İşte benim asıl ilgilendiÄŸim konu bu.
Bütün bu düÅŸüncelerin benim bir travma geçirmekte olduÄŸumu gösterdiÄŸini sakın ha düÅŸünmeyin. Ben normalde rutin olarak bu ÅŸekilde düÅŸünürüm, bütün o acayip yazıların nasıl çıktığını sanıyorsunuz ki. Psikiyatristimin dediÄŸi gibi ben hem sapık ve aynı zamanda çirkin olabilirim ama en azından düÅŸüncelerim güzel deÄŸil mi?
Son geldiÄŸim noktada ise sıkı bir Schopenhauer tutkunu olmaya baÅŸladığımı söyleyebilirim. Onun dünyayı hemen hemen hiç bitip tükenmeyecek bir kederin yaÅŸandığı yer olarak görmesi de beni onun felsefesine çekmiÅŸ olabilir tabii ki ama onun aynı zamanda bir kadın düÅŸmanı olarak da bilinmesi bu deklarasyonumun bana düÅŸman olanların elinde yeni bir malzeme olması ihtimali de beni ayrıca mutlu ediyor.
Belki yarın da Tractatus hakkındaki görüÅŸlerimi de yazarım (Wittgenstein da bir eÅŸcinsel olduÄŸundan onun da kadınlardan pek hoÅŸlanmadığı ileri sürülebilir sanıyorum. Yani o da aleyhime kullanılabilecek malzemeyi insanlara kesin saÄŸlar).
Bu arada Tractatus'un David Pinsent adlı bir İngiliz gencine ithaf edilmiş olması, insanı elinde olmadan David'i merak etmeye itiyor.

Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Alevi açılımına zemin hazırlamak için roman yazdım
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3