AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-11-09

kategori2

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin estetik ve protokol sorunu

Adım gibi eminim, pastadan Atatürk kuklası çıkartan İstanbul Valiliği'nin en ufak bir kötü niyeti yoktu; olamaz.
Ama İstanbul Valiliği'nin de, devletin başka kurumlarının da sonuçları pek hafife alınamayacak bir estetik ve protokol sorunu var.
Amerika'da Lincoln kuklasının yürüyüş, oturuş ve sigara içişini; attığı nutuğu dinlediğiniz zaman gözleriniz doluyor; rahatsız olmuyorsunuz.
Sebebi, orada protokol düzenleyenlerin pastadan (önünden, arkasından, yanından) ne çıkacağını bilmesidir.
Valilik böyle hatalar yapıyor ama başkaları yapmıyor mu?
Cumhurbaşkanı'nın resepsiyonuna Sibel Can'ın davet edilmesine ne dersiniz? Yanlış anlaşılmasın, Sibel Can'ın kötü bir dansöz ve şarkıcı olduğunu söylemiyorum... Devlet protokolüne pek uygun olmadığını söylüyorum.
O da zaten beni doğruluyor; resepsiyona oğlunu alarak gidiyor.
Oysa Devlet protokolünde davetiyeler isme yazılır.
Ve Sibel Can'ın oğlunun protokol listesinde adının olabileceğine ihtimal vermek istemiyorum.
Valilik ve Cumhurbaşkanlığı böyle de, Türk Silahlı Kuvvetleri bu estetik ve protokol eleştirilerinden bigane mi?
Değil.
Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın Safiye Soyman ve Faik Bey'i davetini daha dün gibi hatırlıyorum.
TRT Genel Müdürü'nün Cumhurbaşkanı'nın eşinin elini havada bırakışını da hatırlayın.
'Nezaketen,' diyor. Hanımefendinin onun elini sıkmak istemeyeceğini düşünüyor demek ki?
Birbiri ardına kanal açabilen TRT, Hayrünisa Hanım'ın basit bir devlet protokolünü uygulayabileceğine inanamıyor.
Ya Cumhuriyet resepsiyonuna davet edilen Erdal Özyağcılar'ın dizisi yayından kaldırılmasın diye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'na kulis yapmasına ne demeli?
Daha bir hafta önce, Davutoğlu'nun,
'Dışişleri dizi danışmanı değildir,' açıklamasını tınmadan, kaale almadan...
Şimdi, biz Türkler estetiğe önem vermeyiz, protokolü bilmeyiz, diyenler olacaktır.
Çok yanılırlar.
Biz bir gül ve lale medeniyetinden; saray düzenlemelerini en incelmiş zevklerle yapan bir gelenekten geliyoruz.
Bu işi iyi biliriz.
Protokole gelince... Birleşmiş Milletler'in protokolünden uzun yıllar bir Türk, Sinan Korle sorumluydu. Ondan sonra da BM'nin protokolü başka bir Türk'e emanet edildi.
Dünyaya protokol ve 'Devlet Estetiği' öğreten biz Türkler niçin bu hale düştük?
Sebebini tam bilemiyorum. Ama tahminlerim var.
Silahlı Kuvvetleriniz'den Cumhurbaşkanlığınıza; kurumlarınızı medyatik figürlere, medyacanlara açarsanız; organizasyonlarını 'PR' mantığıyla çalışan insanlara teslim ederseniz; o zaman pastadan Atatürk çıkmasına da, Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda devlete dizi kulisi yapılmasına da rahmet okuyacak hale gelirsiniz.
Başta söylediğimi tekrar söyüyorum: TSK'dan Valiliğe, Cumhurbaşkanlığı'ndan TRT'ye kadar uzanan; tarifinde güçlük çekilen bu sorun, ideolojik bir sorun değildir.
Bir estetik ve protokol sorunudur. Dönüp Türk devlet geleneğine bakılmasıyla, 'Devlet Estetiği'nin öğrenilmesiyle çok kolay çözülebilir ve istenmeyen mesajların verilmesinin önüne kolaylıkla geçilebilir.