AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-11-09
Hay keşke yazmaz olaydım, 'Kiminle yatacağını şaşırmış aile kadınları,' yazısını.
Şimdi dizilerden, 'tostunu yiyen aile kadınları' teması kalktı, yerine sanki ortak bir kararla 'intikam' teması konuldu.
Nefes'te kız annesinden intikam alıyor...
Kasaba'da dönüp kasabadan intikam alıyor...
Ezel'de kahraman kendisine kazık atan arkadaşlarından intikam alıyor...
Kül ve Ateş'te ıslahevlerine, cezaevlerine düşen adam, mafyaya girip ona kazık atanlardan intikam alıyor...
Hangi kanalı açsam, 'kana kan, intikam intikam' marşı söyleniyor sanki.
Bir yandan da toplum barışmaya, kucaklaşmaya, affetmeye yönelsin istiyoruz.
Bu ne yaman çelişki değil mi?
Hangi kolektif şapşallık, hangi mekanizmayla dizi dünyasını bir anda sarıveriyor, anlamak mümkün değil.
Nasıl oluyor da, Dürrenmatt'ın 'Ziyaret' kalıbı her kanalda pıtrak gibi bitebiliyor?
Bilmiyoruz.
Bildiğimiz ise şu:
Bir toplumun şekillenmesinde, diziler haber bültenlerinden çok daha etkili.
Bir haber bültenindeki yorumcuyu, 'aman kendi düşüncesi o' diye geçebiliyor izleyici.
Ama dizilerdeki önermeler, meyvedeki vitamin kadar gizli.
Bu yüzden diziler neyle yüklüyorsa, öyle reaksiyon gösteriyor toplum.
Bütün bunlar olur biterken 'RTÜK ne yapıyor' diye sormak bile gelmiyor artık içimden.
RTÜK 'Kamu Yayıncılığı' sorumluluğunu anlatamayan, entipüften cezalarla uğraştığı için, içeriği, büyük resmi asla göremeyen, yorum kabiliyetinden yoksun hantal bir KİT haline dönüştü.
Böyle giderse, yeniden formatlanması kaçınılmaz hale geliyor.
Yorum sıkıntısı
SÖYLER misiniz bana, televizyonlarda yorumcu diye dolaşanlar, niçin papağan gibi İrlanda modeli anlatıyorlar?
Onlara yüzlerce kez İngiltere'nin bir 'Birleşik Kırallıklar' olduğu ve oradaki yöntemin bir Cumhuriyet'e uyarlanamayacağı, elmalarla armutların toplanamayacağı söylenmedi mi?
Söyler misiniz bana, bir sarhoş sanatçı paparazzilere küfür edip olay çıkardıktan sonra, polislerce tartaklanıyorsa; niçin 'sanatçı camiası' o polisleri değil de paparazzileri protesto eder?
Kendini sanatçı olarak tanımlayan bu kesim kendi yaşadığı olayı bile yorumlayamıyorsa, elindeki senaryoyu nasıl yorumlayabilir, diye sormak bizim hakkımız değil mi?
Türk aydını, Türk sanatçısı bir vakittir, 'aklını fikrini kiraya vermiş' durumda. Otomatiğe bağlayıp ezberden konuştuğu için, yorum yeteneğini tamamen kaybetti.
İşte bu yüzden neredeyse tüm medya ve sanat dünyası, 'yorum yeteneğini koruyabilen' birkaç gizli aklın operasyonel oyuncağı olabiliyor kolaylıkla.