AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-11-09

kategori2

Benim ülkem ‘yalnız’ falan değil

Yönetmen Nuri Bilge Ceylan Cannes’da ödül aldığı zaman, ‘Bu ödülü yalnız ve güzel ülkeme adıyorum’ demişti.
Şimdi Manga grubu da Avrupa’da halk oyuyla aldığı bir ödülü ‘yalnız ve güzel ülkesine’ adamış.
Bu ‘yalnız’ ülke neresi çok merak ediyorum?
Kuzey Irak Türkiye’nin ağzının içine bakıyor... Suriye ile sınırları açtık... Ermenistan ile açmaya çalışıyoruz... İran Türkiye ile işbirliği arıyor... Amerikan Başkanı Türkiye’yi ziyaret ediyor...  Pakistan desteğimizi istiyor... Avrupa müzakerelere devam ediyor...
Bölgesinde de dünyada da ‘benim güzel ülkem’in etrafı, ona ihtiyaç duyan, onunla işbirliği yapmak isteyenlerle dolu...
Ama bu içe kapanmacı, depresif, problemli aydın/sanatçı tutumundan kurtulamıyoruz bir türlü.
Kardeşim sana ödülü veren Cannes...
Ötekine ödülü veren Avrupa’nın halk jürisi...
Sen de hâlâ kendi halkına dönüp, ‘yalnız ülkem’ palavrası anlatmaya devam ediyorsun.
Hadi laf ilk kez edildiği zaman, içi boş, klişe bir depresif sanatçı tavrı, deyip geçmiştik.
Ama görüyoruz ki,bu tez içeriye yönelik bir propaganda şeklinde gelişiyor ve yayılmaya çalışılıyor.
Hayır. Türkiye ‘yalnız,’ bir ülke değil.
Bilakis, her yönde müttefikleri bulunan, dünya ülkelerinin işbirliği yapmak için sıraya girdiği bir ülke.
Bu Türkiye tarihi boyunca, kısa süreli darbe dönemleri dışında, hep böyle oldu. Son birkaç yıldır ise dünya gündeminden pozitif anlamıyla, hiç düşmüyoruz.
O yüzden...
Ey memleket entelleri! Siz kendiniz depresif, kendiniz yalnız olabilirsiniz ama ülkemize ‘yalnız’lık iftirası atmaktan bir an önce vazgeçmelisiniz...
Bu ülke; kendi içine kapanacak, dünya ile iletişimini sınırlayacak ve bundan mazoşist bir zevk alacak bir ülke değil.
Siz isteseniz de, hatta hepimiz birden istesek de, öyle olamaz...
Filistin’den, Erbil’e; Erivan’dan Bakü’ye, Bosna’dan Osmanlı’nın en ileri karakolu Somali’ye, onlarca akrabamız bizi yalnız bırakmaz. Bırakamaz.

Özkök, Hafız’ın oğlunu doğru anlayabildi mi?

Bİrand ile Özkök’ün Beşer Esad söyleşisinden, bugün Hürriyet’in manşetine ‘İsrail ile Türkiye’nin arası iyi olmalı’ sözü çıktı.
Ama söyleşiye dikkatle baktığımız zaman, Hafız’ın oğlunun Özkök-Birand üslubuna teslim olmadığını, İran’da nükleer silah istemezken, İsrail’de de istemediğinin altını çizdiğini; aynen Türk Başbakanı gibi, Türk Dışişleri Bakanı gibi, bu talebi deklare ettiğini görüyoruz.
Hafız’ın oğlu da, Türk Başbakanı da çağın ruhunu okuyabiliyor ama Özkök-Birand ikilisinin bu konuda o kadar başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim.
Amerika’nın ‘nükleer silahların yayılmasının sınırlanması’ konusundaki politikasının İsrail aleyhine de değiştiğini bir türlü göremiyorlar.
Oysa, nükleer silahların yayılmasının engellenmesi (Non-Proliferation) konusunda bugüne kadarki Amerikan politikasını oluşturan tezlerin eleştirisini bir Türk kızının, Dr. Aslı Bali’nin yazdığını bilseler...
Üstelik onun tez danışmanının da Başkan Obama’nın Müşaviri (Under Secratary), Ann Mary Sloter olduğundan haberleri olsa, sanırım bu sözü manşete cımbızlarken bir kez daha düşünürlerdi.
Elbette Türkiye ile İsrail’in arası iyi olmalı. Ama bu ancak, Tayyip Erdoğan’ın da, Davutoğlu’nun da, Hafız’ın oğlunun da söylediği gibi İsrail de aynı zamanda nükleer silahlardan arındığı zaman sağlıklı olabilir.
Amerika’nın da bu yöndeki bölgesel mutabakata yaklaştığı açık.
‘Benim yalnız Hürriyet’im’ in ise dünyadan haberi yok. Zaten bu yüzden yalnız değil mi?