AKÅžAM | PAZAR | 08 KASIM 2009, PAZAR
Türkiye'nin güvenilir haber kanallarından SKYTURK'te son bir aydır göze çarpan dinamizmin altında ekran önünden iyi tanıdığımız bir habercinin Saynur Tezel Özgentürk'ün imzası var. Pazartesi günü alâmetifarikası olan 'Bugün' isimli programıyla yeniden ekran önüne dönecek olan Özgentürk, Türk televizyonların-daki tek kadın haber müdürü.
TelevizyonculuÄŸa 1993'te gazetede bir yakının görüp kendisine faksladığı küçücük bir iÅŸ ilanıyla baÅŸlamış Özgentürk. O meÅŸum ana kadar 1 yıl bankacılık, 2 yıl da marketing alanında çalışmış. Aslında Türk televizyonlarının tek kadın haber müdürü olarak aldığı sorumluluÄŸu hakkıyla yerine getirmek için nasıl canla baÅŸla çalıştığını anlatmadan önce daha da öncesini bilmek gerekiyor. Bu parlak televizyon kariyeri tamamen tesadüflerle baÅŸlasa da baÅŸarılı olması tesadüf deÄŸil. TED koleji ve ODTÜ Uluslararası İliÅŸkiler bölümünü dereceyle bitirmiÅŸ. Memur bir anneyle sendikacı bir babanın çocuÄŸu olarak Ankara'da doÄŸmuÅŸ. Ailesi izin vermediÄŸi için gidemediÄŸi konservatuar içinde ukde olarak kalsa da "Televizyon çocukluk hayalim deÄŸildi" diyor. Üniversiteden mezun olduÄŸu dönemde en gözde iÅŸ alanı marketingde sürdürdüÄŸü kariyerine, CNN International'ın 1. Körfez Savaşı yayınlarına duyduÄŸu hayranlık bir çentik atmış ve ondan sonra böyle bir haberciliÄŸin içinde olma sevdasına kapılmış. Ve baÅŸta bahsettiÄŸim küçük iÅŸ ilanı hayatını deÄŸiÅŸtirmiÅŸ. Yüzlerce baÅŸvurunun arasından seçilen 20 kiÅŸi arasına girip televizyona geçerken sıfırdan baÅŸlamayı, kazandığı paranın yarısına daha çok çalışmayı da göze almış. Atv'nin kuruluÅŸu için verilen o ilanla adım attığı televizyon dünyasında sırasıyla, Türkiye'nin ilk haber kanalı NTV, ardından CNNTurk, HaberTurk ve SKYTURK'te çalışmış. Kısa bir ara verdikten sonra 3 haftadır sürdürdüÄŸü SKYTURK'teki ikinci döneminde daha önemli bir sorumluÄŸu, Haber MüdürlüÄŸünü üstlenen Özgentürk, pazartesi gününden itibaren "benim küçük dükkanım" dediÄŸi 'Bugün' isimli haber programına da baÅŸlayacak. Kendisini iki kez ziyaret ettiÄŸim haber merkezinde, müthiÅŸ bir sinerji yaratıp insan üstü bir tempoyla çalışan Özgentürk, evli ve 3,5 yaşında bir kız annesi. EÅŸi Yönetmen Ali Özgentürk kendisini ekranda izleyip, filminde oynaması için rol teklif etmek üzere tanışmak istemiÅŸ ve kendisi film teklifini kabul etmese de evlenme teklifine "hayır" dememiÅŸ. Zaman zaman kariyerine aralar verip tam zamanlı anne ve eÅŸ olmayı denese de habere duyduÄŸu tutku ve yine az sonra okuyacağınız baÅŸka nedenlerle yayıncılıktan kopmayan Özgentürk'ü buyurun kendisinden dinleyin...
Türk televizyonlarının tek kadın haber müdürüsünüz, üç haftadır...
Geçen kasım ayı başına kadar SKYTURK'te kendi programım 'Bugün'ü yaptım. O benim küçük dükkanım. GittiÄŸim her kanala açtım. Her iÅŸini ben yaparım. Zaten SKYTURK'teki ilk dönemde "tek başına haber merkezi gibisin" diyorlardı. Haber müdürlüÄŸü teklifi o gözlemden kaynaklanmış...
Tek başınıza mı yapıyordunuz, programınızı?
O, 2 saatlik programa 'Bugün' diye iddialı bir isim koyduÄŸum için günün her geliÅŸmesini görüyordum. Ekonomiyi de siyaseti de diplomasiyi de ben yazıyordum; magazini, sanatı, sporu, sinemayı da... Böyle bir rutin içinde ben kaptırıp gitmiÅŸken, "haber merkezini de emanet etsek altından kalkar" diye düÅŸünmüÅŸler. Bu kanaat yaz ortasında iÅŸ teklifine dönüÅŸtü. Ama itiraf ediyorum uzun süre düÅŸündüm çünkü tam da sektör deÄŸiÅŸtirmeyi düÅŸündüÄŸüm, "doÄŸru bir ÅŸey yapıyor muyum" diye kendimi sorguladığım bir dönemdeydim.
KIZIMDAN DEĞERLİ NE OLABİLİR?
Ne tür kaygılarınız vardı?
'Acaba 24 saatin sorumluluÄŸu olunca kendimi ne kadar kaybedebilirim' diye kara kara düÅŸündüm. Dünyada kızımdan daha deÄŸerli bir ÅŸey yok, O'nu doÄŸurmak için dünyaya geldim diye düÅŸünüyorum. "Ben bu kadar yoÄŸun çalışırken acaba mutlu, saÄŸlıklı büyür mü?" diye çok düÅŸündüm. Ve bir muhasebe yaptım.
Ne çıktı dönem sonu bilançonuzda?
Muhasebenin odağında kızım vardı. Hesap gayet net; 38 yaşında anne oldum, en az 21 yıllık bir taahhüde girdim, kızım kendi ekonomik özgürlüÄŸünü kazanıncaya, bir iÅŸ sahibi oluncaya kadar çalışmalıyım. Medyada yarın ne olacağının garantisi yok. Özellikle haberciyseniz... O andaki siyasi konjontürden, ülkenin ekonomik koÅŸullarına dek her ÅŸey 'iÅŸ güvenliÄŸiniz' için birer deÄŸiÅŸken. Böyle bakınca 'bebeÄŸimin yanında olabilecek miyim' sorusuna 'kızımı yetiÅŸtirebilecek sürdürülebilir maddi imkanı nasıl saÄŸlayacağım' sorusu da ekleniyor... Yani haberciliÄŸe dönmenin bir mantığı yoktu ama ÅŸimdi önümde olan teklife de baktım. Zemin kayganlığını, artık o zemini döÅŸeyenlerden biri olacağımdan bir miktar giderebilme imkanı sunuyordu. Buna haberin; yani iÅŸin kalitesinden, iÅŸ ortamının barışına kadar her ÅŸey de dahildi... DüÅŸündüm; 17 yıl vermiÅŸim haberciliÄŸe; "denemeye deÄŸer" dedim.
Ve döndünüz... Bir haber merkezinin başında olmayı istemiÅŸ miydiniz?
Deli gibi çalışırım ama bugüne kadar hep kendi istikametime baktım; rekabet duygum sıfır. Bu nedenle bir kanalın 'bir ÅŸeyi' olmayı hiç hedeflemedim. Zaten tek başıma bir program yapmamın sebebi, kimseye bir rekabet duygusu yaÅŸatmamak, kendi yağımla kavrulmaktı...
EŞİME RAĞMEN DEĞİL DESTEĞİYLE
Eşiniz, nasıl karşıladı bu gelişmeyi?
İşimi evlenmeden önce de biliyor olmasına raÄŸmen musdarip; beni yanında görmek istiyor, özellikle akÅŸamları. Bu son teklife eÅŸim "hayır" deseydi hayır derdim ama "tamam" dedi. Ona raÄŸmen deÄŸil, onun desteÄŸiyle alabildim bu riski.
Sizi televizyona baÄŸlayan nedir?
Sıfır... Beni ekran ya da televizyona baÄŸlayan hiçbir ÅŸey yok. VazgeçemediÄŸim ÅŸey sadece haber yazmak, ÅŸifre çözmek... Bulmaca meraklıları bunu anlar; bir nevi bulmaca bağımlılığı gibi... Birinin yaptığı açıklamayı dinliyorsun canlı yayında, içinde bir cümle ya da kelimeye takılıyorsun; önünde 4 ekran, yanında 3 ajans daha açık. Bir anda o 7 kaynağın içinden bir baÅŸka görüntü ya da geçmiÅŸten bir olay çakıyor aklında. O ikisini öyle bir araya getiriyorsun ki günü ya da gündemi çözecek analize ulaşıyorsun. Sonrası gel keyfim gel... Yaz haberini, bul en doÄŸru muhatabı, canlı yayında bu mesleÄŸin var oluÅŸ amacına hizmet et; yani kamu hizmeti yap... Beni bıraksınlar ajansların başına, arada bir su, ekmek falan getirsinler; ben sürekli yazayım.
Peki, piÅŸirip tatlandırdığınız yemeÄŸin, nasıl sunulduÄŸu önemli deÄŸil mi?
17 yıl içinde "haberi en iyi ben aktarırım" diye bir duygum hiç olmadı aksine yıllar geçtikçe haberi görüp, yazmakta daha mutlu olduÄŸumu anladım. Ekranda olduÄŸum süre zaman kaybı gibi. Benim, haberin içeriÄŸi ile bir meselem var.
BENİ SADECE HABER YÖNETEBİLİR
Küçük dükkanı büyüttünüz, ÅŸimdi bir alışveriÅŸ merkeziniz oldu. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Bunu aslında bana alışveriÅŸ merkezi yönetimi veren SKYTURK Genel Müdürü ve Genel Yayın Yönetmeni Barış Tünay'a sormalısınız. Çünkü ben karşılıklı olarak hayal kırıklığı yaÅŸamamak için sorularımı sordum, garantilerimi aldım. Beni sadece haber yönetebiliyor çünkü. Bundan kastım kafama göre takılmak, manipülasyon özgürlüÄŸü vs. deÄŸil. 'Benden farklı düÅŸünene çakayım' özgürlüÄŸü deÄŸil yani... Mesleki ilkeler ve vicdan özgürlüÄŸünden bahsediyorum. Türk medyasında bu özgürlükler tükenmek üzere. Öyle bir kamplaÅŸma var ki doÄŸruya doÄŸru diyemeyecek uçurumlara sürüklenildi. Ben bunu yapamam. 'Åžu kiÅŸi ya da kuruma biraz daha soÄŸuk ya da yakın duralım' yapamam. Barış Tünay'a da bunları hatırlattım ve "2 saate bu özgürlük tanınabilir ama 24 saat için bunu istediÄŸinizden emin misiniz" diye sordum. Bir saniye duraklamadan "Zaten tam da bunu istiyorum" dedi. "24 saat haber yayını olacak. Tabii sürekli mülakatlarla yürüyecek bir iÅŸ bu. SKYTURK'ün örtülü kara listesi, kırmızı çizgisi var mı?" deyip ağız aradım; aynı süratte "Hayır, yok" dedi. "Günah benden gitti" deyip geldim.
Medyada genellikle tek başına gelinmez...
DoÄŸru ama SKYTURK haber merkezine adım attığımda "burası sizinle yola devam edecek, koluma girin" dedim. Hatta peÅŸinen benden nefret etme özgürlüÄŸü de tanıdım. "Ben size güveniyorum ama siz bana ihtiyatlı yaklaÅŸabilir, tempomdan ötürü kızabilir, kiÅŸisel olarak gıcık da olabilirsiniz. Bunların hiçbiri açıkçası beni etkilemez. Duygusallık üzerine bir çalışma disiplinim yok" deyip ekledim; "haber yayıncılığı beyin cerrahisi gibidir ve neÅŸter benim elimde olacak. Dönüp istediÄŸimde avucumun içine bırakmalısınız." Beraber doÄŸru, baÅŸarılı iÅŸ yapacağımızı göreceÄŸiz.
Nasıl bir habercilik yapacaksınız?
HaberciliÄŸin çeÅŸidi yok ki, evrensel ilkeleri var ama sanırım 1990'ların ortalarında da sorulabilen bu soru yine konjonktür gereÄŸi yayıncılıkta kayılan noktalar nedeni ile sorulabilir oldu. Gerçek habercilik yapılırsa hayli reytinginin olduÄŸunu gördüm. NTV'nin kuruluÅŸunda da; sıfır imkanlarla kurulan Habertürk'te de bunu yaÅŸadım. Bir dönem yaÅŸanmış, ÅŸimdilerde dışlanmış bu omurganın Türkiye için yeniden gerçek bir ihtiyaca dönüÅŸtüÄŸüne inanıyorum. Yani gerçek haberciliÄŸin yeniden yükselen talebe dönüÅŸtüÄŸü ve dolayısıyla maddi karşılığının olduÄŸu günler var önümüzde.
Ama sonra o kanallarda geriye doğru bir evrimle olmadı mı?
24 saat kesintisiz haberden kahkahalarla yumuşatılan kanallara gidiyoruz...
Daha fazla izlenmesi için araya böyle renkler serpiÅŸtirme ÅŸeklinde baÅŸladı her ÅŸey. Tabii hepsi bu çerçevede deÄŸil, haberin Türkiye'de doÄŸru kullanılmamasından ötürü bir kısır döngüye girildi. Habercilik siyasi konjonktürü, konjonktür haberciliÄŸi baskılamaya baÅŸladı. Hadi açık konuÅŸalım; burada eÄŸrinin doÄŸruya karıştığı bir durum var. Basın özgürlüÄŸü kısıtlanıyor ise basının o haklarını ve özgürlüÄŸünü bir dönem nasıl kullandığını da sorgulamamız gerek! Åžu anda basın özgür mü? Hayır deÄŸil. Peki, gerçek habercilik yapılabilir mi? Benim cevabım "evet". 'Haberi biraz daha magazinleÅŸtirsek de mi saklasak' durumundan yine haberin yükseldiÄŸi noktaya döneceÄŸimize inanıyorum. Haberin toplumun tümünde karşılığı olduÄŸunu gördüm, reytingi olduÄŸunu yeniden kanıtlayacağız.
AKILLILAR YAZAR GÜZELLER OKUR
Peki, gelelim ekran önünde olmaya... Çok güzel bir kadınsınız.
Yok! Samimiyetle soyluyorum hiç buna inanmadım. İzleyicilerden daha çok programımın içeriÄŸine dair güzel ÅŸeyler duyuyorum ve ya iÅŸime öyle geliyor...
Türkiye'de ekrana genç ve güzel kadınların çıkıyor olması bir yandan eleÅŸtirilir bir yandan da bu uygulamadan vazgeçilmez; bu ekranda yaÅŸlı ya da çirkin bir kadın haber sunabilir mi?
Tabii ki evet, iÅŸte ben çıkacağım! Åžaka bir yana, haberciliÄŸin beÅŸiÄŸi Batı ülkelerine bakın; BBC'de CNN'de biblolar yok, en gençleri 30'larının ikinci yarısında. Bizde de kriter kameranın sevdiklerinden haberin sahiplerine dönecek. Åžu anda ekranda olan çok güzel arkadaÅŸlarım var ve üstüne habere sahip de çıkmışlar ÅŸimdiye kadar. Parlak ve zekiler. Göreve baÅŸlarken kendileriyle bir toplantı yaptım ve dedim ki "Ekranın yüzü diye bir ÅŸey yoktur ekranın aklı vardır! Sizden artık okumanızı deÄŸil, yazmanızı da istiyorum." Sevinerek gördüm ki onların isteÄŸi de buydu. Ekrandaki kadınlara bir ön yargı da var; bunu itiraf etmeliyim. Akıllılar yazar, güzeller okur, 'sen ekrandaki haddini bil' hesabı, dile gelmez size ihsas edilir. 12 yıl önce bir saat başı bülteniydi; haberlerin 3 tanesini ben, geri kalan 4'ünü baÅŸkaları yazmıştı. Aralarından biriyle ilgili "bu haber yanlış, vermeyeceÄŸim" dedim. "Sen önündekini oku"yu duydu bu kulaklar! Cevap vermedim ama ondan sonra, önüme kimse bir satır yazmayacak dedim ve 'küçük dükkanımı' açtım.
EKRANDA KAVGACI OLABİLİRİM
Siz ekrandaki tartışmalarınızla da akılda kalmış birisiniz, çekinmeden taraf olabiliyorsunuz...
Haber konusunda taraf olmam ama vicdan konusunda tarafım! Kavgacıyım da
Yayına katılma konusunda çekince belirten oldu mu hiç?
Yok hiç olmadı çünkü herkesi canlı yayına alırken "buyurun gelin" demem. Hangi konuların konuÅŸulacağını, haklarındaki iddiaları hatırlatır, bunları soracağım derim. Yani kimseyi tuzaÄŸa düÅŸürmedim.
Yayındaki açık sözlülüÄŸünüz de dillere destan.
Youtube kadar düÅŸen tartışmalar var. Yayın öncesi demiÅŸim ki size bu iddiayı soracağım. Yayındaki cevapları konuyla alakalı deÄŸil ve üçüncü kiÅŸilere söz hakkı doÄŸuracak ÅŸeyler. Benim ekranımı yani kamunun malı olan bir iletiÅŸim aracını kullanarak birilerine saldırmaya, hiç savunulmayacak bir insanlık suçunu 'ne var yani' tadında yedirebileceÄŸini sananlara cevabını hak ettiÄŸi gibi vermiÅŸliÄŸim var.
AŞKTA, SANATTA VE MEDYADA TORPİL OLMAZ
Televizyonda kadın olmanın dezavantajlarını yaşadınız mı?
Kadın olmak her yerde dezavantaj. Ekranlarda hep kadın var; güzelsen seni koruyorlar gibi düÅŸünen erkek arkadaÅŸlar sayısız. Bir kadın dünyaları devirmiÅŸ, senelerce çalışmış, en çarpıcı röportajları yapmış ve hâlâ birileri ona "genel yayın yönetmeniyle iliÅŸkileri sayesinde böyle oldu" diyebiliyor vallahi bu fakir avuntusu. Aslında feminist söylem derdinde de deÄŸilim. DeÄŸer verdiÄŸim bir sanatçı dostum var; "AÅŸkta ve sanatta torpil olmaz" der... Ben buna medyayı da ekliyorum. Torpiliniz olur, çok parlayabilir, bir döneme damga da vurursunuz ama çok kısa sürelidir! Burası Türkiye, bulunduÄŸumuz coÄŸrafyada kadın sözü dinlenmez, bu kadar basit! Yaratıcı ya da yönetici kadın olmak daha da zordur. EÄŸer erkeksen ortalığı kasıp kavurabilirsin; hakaret edebilirsin; ÅŸiddet bile uygulayabilirsin... Bunun karşılığında sana otoriter, disiplinli ve karizmatik derler. Kadınsan, bu saydıklarımın çok hafifini yapsan dahi; ÅŸirret, agresif ve beceriksiz olursun.
Kendisine verilen görevi, sonuna kadar, en iyi ÅŸekilde yapmaya çalışanlardan mısınız?
Evet, sorumluluk duygum ağır ama iÅŸkolik diye tarif etmem kendimi. Süper tatil yaparım; inanılmaz kızımla oynarım. Yayın sorumluluÄŸum olmadığında ne kadar eÄŸlenebileceÄŸimi aklınız bile almaz. Ama bir hedefe kilitlendiÄŸimde tüm unsurlara hakim olmak, sonucun selametini garantilemek isterim. Bu meslekte veya ÅŸimdi böyle olmadım, çocukken de okurken de böyleydim.
Bu, insan ilişkilerinizi nasıl etkiliyor?
Haberci kuÅŸkuculuÄŸu ile sorumluluk ve mükemmeliyetçilik duyguları bir araya gelince zorlayıcı olabilir...
Balık burcuyum, yani çok duygusalım. Tanıştığım birine güven sorunum yoktur, hiç mesafe koymam. İnsan iliÅŸkileri 100 metrelik bir yolsa, ben 100. metreden baÅŸlıyorum. İçimde bir sigorta var ve onu attıran belli noktalar var. Saygısızlığa, aÅŸağılamaya, küstahlığa, zayıflara eziyet edilmesine ve insanların hakkının yenmesine hiç tahammülüm yok!
SOYADINIZI BIRAKMAYIN
Åžimdi soyadınız Tezel Özgentürk ama biz sizi Kuruç olarak hatırlıyoruz, sonra da Varışlı...
Evet, bu da bir kadın derdi... Hiçbir evliliÄŸe baÅŸlarken bir gün yollarınızın ayrılacağını aklınıza getirmiyorsunuz. 'Sonsuza kadar mutlu olma' hayaliyle yola çıkıyorsunuz. Ben iki kere ayrılık yaÅŸadım ama inanın buna raÄŸmen "ayrılmanın da bu yola dahil olduÄŸu" bilincine varamadım. Sonsuz birlikteliÄŸin niÅŸanesiymiÅŸ gibi de yeni bir soyadı ekledim ismimin yanına. Bir de tabi özellikle doÄŸu toplumlarında erkeÄŸin soyadının alınmaması ya da kızlık soyadının yanına eklenmesi ciddi bir ihtilaf konusu, erkek cephesinden tepki vesilesi olabiliyor. Sanki 'sonsuza kadar baÄŸlılık' taahhüdü sadece kadının mesuliyeti gibi. Soyadı deÄŸiÅŸimi simgesel boyutta ve tabi toplum nezdinde biraz da bu manaya geliyor. Benimkisi bu deÄŸildi, duygusal bir seçimdi ama biraz mantıklı düÅŸününce kuÅŸkusuz ÅŸu anda yaptığımı en baÅŸta yapmam; aile soyadımı bırakmamam gerekirdi. YaÅŸadığım her ÅŸey zenginliÄŸim, hiç piÅŸmanlığım, kırgınlığım, içimde kalan bir ÅŸey yok ama soyadı mevzuundaki seçimimden açıkçası piÅŸmanım. Haddim olmayarak tüm genç kızlara tavsiyem soyadlarından vazgeçmeden, yeni ailelerini kurmaları. EÅŸlerinin soyadlarını bu bütünlüÄŸe eklemeleri.