Serdar Turgut'u daha Hürriyet'in Washington temsilcisiyken Pazar ekine yazdığı yazılarla Türk gazete okurlarının alıştığı ÅŸablonları, okuma alışkanlıklarını ve bildiÄŸimiz bütün deÄŸerleri yerle bir edecek kadar kuvvetli bir yazar olarak tanıdık. Bir kısmı 'Maymunu Tokatlamak' yani 'mastürbasyon yapmak' anlamına gelen kitabında yer alan bu yazılarda sapkın cinsel fanteziler, cinayet tasarımları ve de Amerika'daki azınlıklara yönelik birtakım nefretleri yüksek sesle dillendirme temaları ön plandaydı...
'Maymunu Tokatlamak' kitabını kahkahadan gözümden yaÅŸlar gelerek okuduÄŸumu, bütün arkadaÅŸlarıma önerdiÄŸimi dün gibi hatırlıyorum. O zamanlar yeni keÅŸfettiÄŸim bu yazarın pervasızlığı, üslubu ve de tabii ki Amerikalılığı beni kendisine baÄŸlamıştı. Ve zannedersem o gün bugündür sadece birkaç fireyle her yazısını okumuÅŸumdur.
Kimileri yadırgadı, kimileri hemen benimsedi bu yeni mizahı...
Ancak sonuçta bu yazı üslubu ve dili tuttu ki Hürriyet'teki o mizah yazılarından beri Serdar Turgut Türkiye'nin en önemli birkaç köÅŸe yazarından biri haline geldi. Bu gazeteye de o yüzden transfer edildi zaten.
90'lı yıllarda dünyaya algı kapaklarını yeni yeni açmaya baÅŸlayan bir Türkiye vardı. Bu Türkiye'de yeni olan her ÅŸey hemencecik kabul görüyordu. Cem Boyner'in, Yeni Hayat'ın, Beyaz Türkler'in yıllarıydı 90'lar... Yeni olana bir yandan müthiÅŸ bir sahiplenme varken dönemlerinin bittiÄŸini hissedenler, demode kalmaktan korkanlar ve geleneÄŸi temsil edenler öfkelendi doÄŸal olarak.
O zamanlar da bugünküne benzer bir tasfiye tartışması gizliden gizliye sürüyordu aslında. Ve Serdar Turgut 'yeni'nin en önemli temsilcilerinden biriydi.
Fakat bu öfke doÄŸal olarak Serdar Turgut ve onun baÅŸlattığı 'yeni köÅŸe yazarlığı' akımının da hedefi oldu. Televizyonda Serdar Turgut'un köÅŸe yazılarının ırkçı olup olmadığı tartışılıyordu mesela... Cinsel içeriÄŸi masaya yatırılıyordu...
Ve o programların birinde yazdığı yazılarda sergilediÄŸi karakterle hiç mi hiç ilgisi olmayan bir görüntü veren Serdar Turgut çıkıp 'Bunlar mizah yazısı' demiÅŸti... Hiç unutmam.
İşin ilginci bütün bunlar 90'lı yıllardaki kısır tartışmalardı.
Uzun yıllar önce Serdar Turgut'a 'Bazen penis yazıyorsunuz, bazen Gramsci ve Proust'tan bahsediyorsunuz, nasıl oluyor böyle' diye bir soru sormuÅŸtum, bir röportaj vesilesiyle.
Verdiği yanıt bence bir mizah klasiğidir: 'Ama Gramsci ve Proust'un da penisi vardı!'
İyi bir gazete okuru, hadi biraz daha özele indirelim, iyi bir Serdar Turgut okuru onun köÅŸe yazılarında tıpkı Woody Allen'ın filmlerinde kendi kendine yarattığı 'Woody' benzeri bir karakter oluÅŸturduÄŸunu anlayabilir. Serdar Turgut'u bunca sene mizahının zirvesinde tutan da bu karakterin ölümsüzlüÄŸüdür zaten. Serdar Turgut, kendisini bir mizah malzemesi yaparak sürekli okuruna yeni malzemeler sunar, kendisiyle de dalga geçer ve bizi de bu sayede bağımlı hale getirir.
Bunun kirli, 'politically incorrect' ve provokatif bir mizah olduÄŸu da tartışmasız elbette. Bu yüzden de kuru ve kurallarla belirlenmiÅŸ mizaha göre çok daha çekicidir... Dahası her ÅŸeyle dalga geçilebileceÄŸini göstermesi açısından da cesurdur.
Ben mizahı böyle severim: Sınırsız ve uçsuz bucaksız. Tabusuz. İsa'nın eline çivi çakılması da, Yahudiler'in gelenekleri de iyi iÅŸlendiÄŸinde mizah malzemesi olabilir.
Serdar Turgut ise Türkler'in en fazla problemi olan vücut organından, penisten bahsetmeyi normalleÅŸtiren kiÅŸidir. Bunu da mizahla yapmıştır.
Bütün bunların ötesinde bu yazıların hepsi büyük bir yeteneÄŸin kurgusunun da ürünüdür.
Siz hakikaten Serdar Turgut'un çalışma odasına kapanıp bilgisayarına bakarak çocuklar içeride oynarken mastürbasyon yaptığını düÅŸünüyor musunuz? Mesela ErtuÄŸrul Özkök'ü hakikaten testereyle kesmek, Rana'dan kurtulmak için türlü cinayet planları yaptığına inanıyor musunuz?
EÄŸer bunlara inanıyorsanız, gerçekten Rojin adlı bir ÅŸarkıcıyı da daÄŸa götürüp seks kölesi yapacağına ciddi ciddi inanıyorsunuz demektir. Burada mesele Serdar Turgut'un beyni ya da kalemi deÄŸil, sizin algınızdaki problemdir. Kimse kusura bakmasın.
Politik olarak yanlış mizah dünyanın her yerinde yapılır... Ünlüler dünyanın her yerinde mizah malzemesi haline getirilir; tıpkı seks ve fetiÅŸ objesi haline getirilebileceÄŸi gibi...
Benim için acıklı olan da 90'lı yıllarda tartışıp bıraktığımızı düÅŸündüÄŸümüz 'Serdar Turgut'un mizahı' konusunun 2009 Türkiye'sinde tekrar açılmış oluÅŸu...
Bu hepimizin utancıdır, asıl tartışılması gereken döne döne o yıllara gelmemiz, aÅŸtığımızı düÅŸündüÄŸümüz engellerle tekrar yüzleÅŸmiÅŸ olmamızdır...
Ne Türksün ne sol
Bu dergi ki... 'Ordu Göreve' pankartını ilk onlar açmıştır... 'KurtuluÅŸ Savaşı'nda Kürtler az öldü' diye yayın yapacak kadar aÅŸağılık olabilmiÅŸtir... 'Kürt bakkallardan alışveriÅŸ yapmayın' diye bildiriler dağıtanlar da bunlar... Åžimdi kalkmışlar 'DaÄŸa çıkanı, daÄŸdan ineni, hepsini asacağız' diye kapak yapmışlar...
Peki bu militanlara kim dur diyecek? Ergenekon davasında her önüne geleni yargılayan bir adalet sistemi 'Ordu Göreve' diye yayın yapanlara neden dokunmuyor?
'Kürt bakkaldan alışveriÅŸ yapmayın' diye dağıtılan bildirilerin hiç mi cezai yaptırımı yok?
Bu düpedüz ırkçılıktır, dava açılması gerekir...
Ve bu militanlara Türk ve sol adını böyle kirletemeyecekleri bildirilmelidir...