Hakkımda bir yazı yazılmış. BaÅŸtan aÅŸağı yalanlarla dolu... AÅŸağılık bir yazı. O kadar aÅŸağılık ki yazıyı yazan altına kendi adını bile yazamamış. Yazdığı yazının altına kendi adını yazamayan adamın onuru sorgulanmaz mı? Evet, adamın adı yok. O yüzden ben de size kim olduÄŸunu söyleyemiyorum.
Hem gerçek imzasını kullanmıyor yazıda, hem benim adımı vermiyor. Dava açılırsa mahkum olacağını biliyor, aklı sıra tazminattan yırtıyor... Åžark kurnazı... Bu kadar zavallı...
Babamı ve iki yıl önce hayatını kaybeden annemi karıştırmış konuya. Bütün söyledikleri gibi ailem hakkındaki sözleri de yalan. Adam zaten karaktersiz, pespaye biri belli ki. Ama aynı zamanda da kötü gazeteci. Kendi çarpık fantezilerini ve hayal gücünü gerçek sanıyor. Ya da çevresindekiler yalan bilgiyle besliyor onu.
Bu yüzden de yalanı bitmiyor iÅŸte... Bir tanesi de Irak'a Amerikan iÅŸgali baÅŸladığında evime Amerikan bayrağı astığıma dair... Bu tuhaf fantezi yine hangi hastalıklı bünyenin ürünü bilmiyorum. Bir tek bu yalanda çok ufak da olsa bir zeka kırpıntısı gördüm, hafif gülümsedim. Fakat iÅŸin doÄŸrusu ben o yıllarda da tezkere Meclis'ten geçmediÄŸi için parti vermiÅŸ biriyim. Dahası 2003'teki yazılarımda savaşı, savaÅŸ medyasını eleÅŸtiren satırlarımı her isteyen bulabilir.
Beni bu hasta fanteziler ya da kuyruklu yalanlar ilgilendirmiyor aslında... Beni en çok kaygılandıran bu kadar yalanı üretebilen bir ÅŸebekenin ele başı olan adamın bir süre bu devletin en üst makamlarına hizmet etmiÅŸ oluÅŸu. Bir ara hükümetin, bakanların, milletvekillerinin yanından ayrılmıyordu.
Bir yazıda bu kadar yalan söyleyen, kim bilir bu ülkeyi yöntenlere ne gibi yalanlar söyledi, düÅŸünmek bile istemiyorum...
Ama iÅŸin gerçeÄŸi ÅŸu: Nasıl ki birileri 'Bu adam iÅŸe yaramaz' diye anladı ve onu uzaklaÅŸtırdı, onu çok kıymetliymiÅŸ gibi baÄŸrına basan bir kısım medya da bunu fark edip onu mutlaka kapı dışarı edecektir. Bu kaçınılmazdır. Medyaya dönemsel olarak gelenler, süreleri dolduÄŸunda tasfiye edilirler.
Zaten tam da bu yüzden Babıali'nin arka bahçesinde bir 'tetikçi mezarlığı' vardır. Patronlarının yanında bitenler, baÅŸbakanların yalılarında göbek atanlar, 'Ben yaÄŸdanlığım' diye dolananlar, ihale toplayanlar, ÅŸapka taşıyanlar, siyasi konuÅŸma metinleri yazanlar orada yatar. Hiçbirinin mezar taşı yoktur, bu mezarlıkta üst üste yığın halindedirler...
O ve arkadaÅŸları yollarının o mezarlığa çıktığının farkında. EndiÅŸleliler. Panikteler. SaÄŸa sola sataÅŸmaları bu yüzden. Yalanlarla manipülasyon yapmaya çalışmaları, dezenformasyon çalışmalarına imza atıp baÅŸkalarını itibarsızlaÅŸtırmak için harekete geçmeleri bundan.
Bu yüzden bu adam ve onun önderliÄŸindeki bir koro Ahmet Hakan'ı da tehdit edebiliyor, benim hakkımda da sistemli bir yıpranma kampanyasına baÅŸlıyor.Sistematik bir saldırı bu. Biri ÅŸimdi de kendisini köyün aÄŸası zannediyor, belinde taşıdığını zannettiÄŸi 'iktidar' silahını okÅŸayarak gözdağı vermeye çalışıyor.
Vız gelir, tırıs gider.
Onun tabancası bu mahallede kurusıkıdır...
Bu mahalle böyle yalancı ÅŸantajcıları mecburiyetten bir süre ağırlar, ama hemen bünyesinden kusmayı da çok iyi bilir...
Bu biraz sancılı bir süreç olabilir... Sürmesi gerektiÄŸinden daha uzun sürmüÅŸ de olabilir...
Ama son kaçınılmaz...
Tekrar ediyorum eninde sonunda bu mahalleden kovulacaklar. Bunlar kovulmaktan anlar. Ve bu sefer son tekme onları doÄŸrudan Babıali'nin tetikçiler mezarlığına gönderek; dönüÅŸü olmayan bir yola.
Ve o kovulma günü geldiÄŸinde arkalarından tencere çalanlardan biri de ben olacağım.
Ben Ercan Saatçi'yi sevmem
Ben Ercan Saatçi'yi sevmem... Onun 90'lı yıllardaki punk-ülkücü tavırları midemi kaldırır... 'Müzik piyasanın tanrısı benim' diye dolaÅŸtığı günlerde 'Bakalım bu iktidardan düÅŸtüÄŸünde nasıl olacaksın' diye izlerdim onu... Grup Vitamin zamanındaki mizahını yaratıcılıktan uzak bulurum... 'Haydi Åžimdi Bütün Eller Havaya' tadındaki İzel-Çelik-Ercan melodileri içince bile bende bir Serdar Ortaç ÅŸarkısının yaptığı etkiyi yapmaz; coÅŸamam... MFÖ'nün 'Ele Güne Karşı'sını mahveden bir düzenleme yaptığı için onu affetmem... Yarışma programında tartışığım bir ÅŸarkıcı kadını savunmak için 'kabadayı' çıkışları ise beni güldürür... Kendi yaptığı 'Kararsız Geceler' ÅŸarkısının sözlerini kendisinin de anlayıp anlamadığını merak ederim... Ve de hayatta bir Ercan Saatçi ÅŸarkısından daha kötüsünün bir Ufuk Yıldırım ÅŸarkısının olduÄŸuna inanırım...
Ama bütün bunlara raÄŸmen...
Åžu 'Sayenizde' ÅŸarkısına bayılırım... Emel'in seslendirdiÄŸi bestesi 'Sakatlık Bende'nin hakkının hiç verilmediÄŸine yanarım...
Ve son günlerde ne yalan söyleyeyim Hürriyet'in spor sayfalarını da çok ama çok beÄŸenir oldum. Spor servisi sayfasındansa gazeteci ve haberci sayfasına doÄŸru evrilmesini takdir ederek izliyorum. Polemikler, cımbızla seçilen konular yaratıcı ve dikkat çekici geliyor bana...
Ercan Saatçi konusunda yeterince 'adil' bir insan olduÄŸumu kabul etmiÅŸsinizdir artık...
O halde gerçek meseleye gelelim... Åžu 'Galatasaray'ı nasıl s...' videosuna...
Kopan kıyameti anlayamıyorum... 'Yakıştı mı sana' diye ahlak derslerine aklım basmıyor... 'İstifa et' diye galeyena gelenlere şaşırıyorum... Protesto organizasyonlarına sempatiyle yaklaşmıyorum...
Çünkü hangimiz taraftarı olduÄŸumuz bir takım yenildiÄŸinde buna benzer kelimeler etmedik? Hangimiz futbolla seks metaforlarını birleÅŸtimeden taraftarlık yaÅŸadık?
Bu iki yüzlülük niye?
Asıl ahlaksızlık ve terbiyesizlik Ercan Saatçi'nin kurduÄŸu cümlede deÄŸil, kamera arkasında iki arkadaşın kendi arasında konuÅŸtuÄŸunu servis edendedir...
Rojin meselesine son nokta
Hıncal Uluç'un yazısından öÄŸrendiÄŸimize göre Rojin aslında Serdar Turgut'a yönelik eleÅŸtirilere 'tepkisiz' kalacakmış. Hıncal Abi böyle tembihlemiÅŸ, o da 'Tamam' deyip telefonu kapatmış. Ancak sonradan birileri gaz vermiÅŸ, kanına girmiÅŸ ve olayı büyütmüÅŸ...
Belli ki Rojin buradan bir 'reklam' kokusu almış... Neyin reklamı mı?
Her ÅŸey 'Önümüzdeki günlerde albümü çıkacak' bilgisi gelince netleÅŸti...
Serdar Turgut etik gereÄŸi özür diliyor, karşısındakinin etiÄŸi ise bu maÄŸdur rolünden reklam yapmak sadece... Yazık...