Seçimlerden önce AKP’yi bitirmeye ant içmiÅŸ küçük bir kanalın yayına katılmıştı CHP’li Kemal KılıçdaroÄŸlu. Reklam arasında, programı sunan gazeteci birtakım laflar ediyor ona... “Ben Saadet’lileri çıkarıyorum ekrana, birkaç puan kesin etkimiz var, bu adamları [AKP’yi] böyle böyle yok edeceÄŸiz” gibisinden. Pek de kibar olmayan bir üslupta...
KılıçdaroÄŸlu kibar bir adam... Böyle hesaplara göz kırpacak, gazlamalara gelecek biri de deÄŸil. Son derece serinkanlı ve mesafeli... Adamı susturmak için “Tabii, evet” falan deyip, lafı geçiÅŸtirmeye çalıştı.
Canlı yayın arasında çekilen bu görüntüler programa dahil deÄŸil. Ancak kamera o sıratta kayıttaydı ve birileri hem bu kanalı hem de KılıçdaroÄŸlu’nu yıpratmak için görüntüleri servis etti.
Cemaat’e yakın İnternet siteleri hemen bir linç harekâtı baÅŸlattı peÅŸinden. “Kirli tezgâh” gibi manÅŸetlerle bu video defalarca yayınlandı.
Kimse o sırada bunun bir mahremiyet ihlali olup olmadığını tartışmadı maalesef... İçerik gözümüzü öyle bürümüÅŸ ki, seçim komplosunu anlatan gazetecinin ahlakını tartışmaktan bu kaydı sızdıranın ahlakını sorgulamaya sıra bir türlü gelmedi.
Oysa bu sızdırılan kayıt tam da Ercan Saatçi’nin birkaç sene önce, çok yakın arkadaşı Metin Özülkü’nün evinde kayıt arasında söylediklerinin sızdırılmasından farksız... Programın yayınlanmayacak kısmında Saatçi’yle Özülkü kendi aralarında Galatasaray’a küfür ediyorlar; gülerek, espri mahiyetinde... İki fanatik Fenerbahçeli’den bekleneceÄŸi ÅŸekilde... Hemen hemen bütün taraftarlar, düÅŸman gördükleri kulüplerle ilgili böyle sözler ederler ya...
EÄŸer birkaç kiÅŸi sesini yükseltmese buradaki mahremiyet ihlali, kaydı korsan olarak yaymak içeriÄŸin altında ezilecekti...
Teknoloji hepimiz gündelik hayatın pornografisine fena halde bağımlı hale getirdi. Bir ses kaydı, bir seks kaseti, bir telefon görüÅŸmesi, bir gizli video çekimi - ne olursa olsun fark etmeden, içeriÄŸine kapılarak asıl tartışmamız gereken noktaları es geçer hale geldik.
Bunun bir mahremiyet ihlali olduÄŸunu savunanlarımız bile bu gizlice çekilmiÅŸ ve sızdırılmış görüntülerini önce izliyor, yargısını sonra veriyor. Bakamamazlık, izlememezlik edemiyoruz, bu kayıtları görmezden gelemiyoruz.
Bu pornografi merakının hepimizde ciddi bir deformasyon yarattığı ise tartışmasız bir gerçek.
Dün, Hürriyet’ten Ahmet Hakan’ın köÅŸesinde açıklaması yer alan Remzi Gür de bu mahremiyet ihallinden yakınıyor. BaÅŸbakan’ın en yakın adamlarından Gür, Aydınlık dergisinde kendisiyle ErdoÄŸan’ın bir görüÅŸmesinin yayınlanmasına tepki gösteriyor.
Oysa geçtiÄŸimiz aylarda hükümete yakın yayın organları ve demokrat/liberal köÅŸe yazarları Ergenekon sürecinde ses kayıtlarının ne kadar önemli olduÄŸundan bahsediyordu. “Yasadışı ses kaydı alınamaz” tezine karşılık Philip K. Dick’vari açıklamalar yapıyorlardı: “Ya bir suçu önceden haber alıyorsak bu ses kayıtlarından? İçeriÄŸine bakalım.”
Aydınlık’taki ses kaydı gösterdi ki mahremiyet ihlali “taraf” tanımıyor. Bir tarafın bu çirkin telekulak yöntemiyle maÄŸdur ettiÄŸine karşılık, karşı taraf da hemen misilleme yapabiliyor.
Mahremiyet ihlali alışkanlık halini almışsa hepimizin tehlikede olması kaçınılmaz...
İşte bugün artık İlhan Selçuk da “telekulak” maÄŸduru, Recep Tayyip ErdoÄŸan da... Kemal KılıçdaroÄŸlu da, hakkında dosyalar tuttuÄŸu Remzi Gür de...
Bundan bir süre önce, dinci gazetelerin biri benim de bir telefon kaydımı sürmanÅŸetten yayınladı. Ellerine ne geçti bilmiyorum; hedefe koyduklarına zarar verebileceklerini düÅŸünmüÅŸ olmalılar. Sadece gülüp geçtim halbuki... Bir de İslamcıların gündelik hayat pornosuna ilgileri üzerine bir kez daha düÅŸündüm...
Bakıyorum, ÅŸimdi bu gazeteler Remzi Gür’ün BaÅŸbakan’la konuÅŸmasından hiç mi hiç söz etmiyorlar. Görmezden gelmeyi tercih etmiÅŸler. KılıçdaroÄŸlu’nun, Saatçi’nin kamera arkasını yayınlayan İnternet siteleri de Aydınlık’taki dosyaya yüz vermediler...
Bu düpedüz çifte standart deÄŸil midir?
Hani gizli konuÅŸmaların içeriÄŸine bakılacaktı?
O halde neymiÅŸ... “Mahremiyet ihlali” bumerang gibidir. Dönüp gelince hepimizi vururmuÅŸ...
Ben İbo’dan çok sıkıldım
BasIndakİler çok çekmiÅŸtir bu adamdan... Kendisine her ÅŸeyi hak görür, ama en ufak bir eleÅŸtiriyi dahi kaldıramaz. Hakkında yazılan bütün olumsuz yazıları aynı gün istisnasız mahkemeye verir. Sadece bu sebepten deÄŸil, kolayca tahmin edilebilecek baÅŸka bir sürü nedenden ötürü de İbrahim Tatlıses aleyhinde yazı yazmak bir “cesaret” iÅŸine dönüÅŸmüÅŸtür bu mahallede...
Gözünü karartıp İbo’ya haddini bildirenlerden biri de Habertürk yazarı RahÅŸan GülÅŸan... Hatırlarsınız, bundan bir süre önce İbo televizyona çıkıp birtakım küfürler savurmuÅŸtu... Tam cümle ÅŸu ÅŸekilde: Yıldız Tilbe için “Seni pezevenklerin elinden aldım.”
Bu cümle üzerine RahÅŸan GülÅŸan da “İbo’nun diline düÅŸmektense pezevenklerin eline düÅŸmeyi tercih ederim” diye bence harika bir ayar vermiÅŸti... Hem zekice, hem esprili, hem de kuvvetli...
İbo tabii ki bu yazıya tahammül edemediÄŸi için açmış davayı... Hem tazminat davası, hem de ceza davası... Ceza davasına bakan savcı bu cümlenin İbo’nun televizyonda ettiÄŸi bir söz yüzünden yazıldığını ve basın özgürlüÄŸü kapsamında deÄŸerlendirileceÄŸine karar vermiÅŸ... Ve ceza davası giriÅŸimi takipsizlikle sonuçlanmış...
Ancak tazminat davasını İbo kazanmış ve RahÅŸan GülÅŸan’ı üç bin lira ödemeye mahkûm etmiÅŸ. Karar tabii ki Yargıtay’a gidecek...
RahÅŸan GülÅŸan da, Habertürk de bu üç bin lirayı kolaylıkla öder... Dahası, zaman zaman parasını verip hakaret de edebilirsiniz bazı insanlara. Böyle bir yöntem de var, zaman zaman tercih edilebilir.
Bu üç bin lira İbo’yu terbiye etmeye yeter mi, bilmiyorum tabii ki.
Ayrıca benim anlamadığım ÅŸu: Hakareti eden İbo, tazminatı ödeyen ise hakaret ettiÄŸi için onu eleÅŸtiren kiÅŸi... Biraz tuhaf deÄŸil mi?