Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Parlamentosu bir gün Türkiye'ye iltihak (katılım) kararı alırsa ne yapacağımızı biliyor muyuz?
Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanacak ve 'Bu karar Misak-ı Milli'ye aykırı da olsa, Osmanlı'nın Musul Vilayeti'ni Türkiye dışında bırakmak zorundayız çünkü Türkiye bu kadar Kürt nüfusu kaldıramaz' mı diyecek?
Böyle bir kararla Atatürk'ün ve ilk Meclis'in Misak-ı Milli tanımına bir 'redd-i miras'ta mı bulunacak?
Yoksa 'Musul Vilayeti Osmanlı bakiyesidir ve Misak-ı Milli'ye dahildir; buyursunlar, baÅŸlarımızın üzerinde yerleri var, Musul Vilayeti vatana dahildir' mi diyecek?
Hayali gibi görünen bu sorunun henüz net bir cevabı yok.
Oysa hayali gibi görünen bu soru, yükselen bir ivmeyle bölgede çekim merkezi olma özelliÄŸi artan Türkiye'nin önündeki 'olası' bir bahis.
Türkiye'nin bölgesel liderliÄŸi, etki alanının geniÅŸlemesi, ekonomik ve siyasal belirleyiciliÄŸinin yalnızca Ankara'da alınan kararlarla inÅŸa edilemeyeceÄŸini artık bilelim.
Türkiye'yi 'emperyal siyaset' yürütmekle suçlayan uluslararası güçlerin de bu gerçeÄŸi anlaması gerekiyor.
OrtadoÄŸu ve Kafkaslar'daki otoriter rejimlerin zayıflaması ve demokrasi kültürünün yerleÅŸmeye baÅŸlamasıyla birlikte bölgede halk tercihlerinin de etkisi hissedilmeye baÅŸlandı.
Obama döneminin OrtadoÄŸu'da demokrasinin yerleÅŸmesine yönelik çabaları halkların yüzünü doÄŸal akışlarına ve doÄŸal iliÅŸki sistemlerine çevirmesinin yolunu açıyor.
Barzani'nin BaÅŸdanışmanı Fuat Hüseyin'in 2008 yılındaki ÅŸu sözlerini hatırlayalım:
'Iraklı Åžiiler İran'ı ve Sünniler Arap dünyasını seçerse, Kürtler de Türkiye ile ittifaka girmek zorunda kalacak (...)Kürtler bu ÅŸartlarda Türkiye'nin koruması altında rahat ederken, bunun karşılığında Türkiye'nin, Kerkük'teki dev rezervler dahil, Irak'ın kuzeyindeki bölgenin petrol ve doÄŸalgazına doÄŸrudan eriÅŸim imkanı elde edecek ve dolaylı yollarla Kerkük'e sahip olacak.'
Şimdi yazının başındaki fantezi-soru biraz daha fazla anlam kazanıyor mu dersiniz?
Dünyadaki her emperyal devlet; irredentist (fetihçi) arzular yüzünden emperyal olmaz.
Bazı ülkeler tarihsel geçmiÅŸleri, coÄŸrafi pozisyonları, kültürel ve sosyal dokuları yüzünden 'emperyal vizyon' sahibi olmak zorundadır.
Bu niteliÄŸe sahip sınırlı sayıdaki ülkelerden biri de Türkiye.
Önemli olan, hacet kapıları açıldığı vakit, tarihin çanı çaldığı zaman Türkiye'nin hazırlıklı olup olamayacağı.
DışiÅŸleri Bakanı Ahmet DavutoÄŸlu'nun 'staratejik derinliÄŸi' ve çabasının bu olasılığa yönelik bir altyapı kurmaya çalıştığını gözlemleyebiliyoruz.
Ama Türkiye'nin diÄŸer kurumları (birini daha bu cümle kapsamı dışında tutuyorum) ve daha önemlisi toplum böyle bir 'tarihsel sıçrama anı'na hazır mı?
Devlet aklı, toplumla bu olasılığın iletişimini kurabiliyor mu?
PiÅŸman PKK'lıların, sayıları 10 binleri geçen kamp sakinlerinin teslim sürecinden sonra; Osmanlı bakiyesi Musul Kürtleri ve Türkmenleri; Türkiye Cumhuriyeti kimliÄŸi talep ederse ne yapacağız?
'Mersi, biz Misak-ı Milli'nin bu kısmının bize hiçbir suret ve yöntemle Türkiye'ye entegre olmasını istemiyoruz, gidip istedikleri ülkeyle iÅŸbirliÄŸi yapsınlar' diyerek Atatürkçü ilkeye karşı mı çıkacağız?
Soru budur.
Ve ÅŸimdilik bilebildiÄŸimiz, DavutoÄŸlu dış politikasının Kemalizme bir dizi 'post-Kemalist'ten çok daha yakın durduÄŸudur.
KılıçdaroÄŸlu zarafeti
CHP Grup BaÅŸkanvekili Kemal KılıçdaroÄŸlu 'nun 'açılım listesi'ndeki Parvus Efendi'nin ne Türk ne de Osmanlı vatandaşı, üstüne üstlük bir de uluslarüstü casus olduÄŸunu yazmıştım.
KılıçdaroÄŸlu, bu gerçekleri büyük bir olgunlukla karşıladı; Parvus Efendi'nin sadece Türkiye'de yayınlanan kitabını okuduÄŸunu söyledi ve geçen hafta da daha önce konuÅŸtuÄŸumuz gibi evime bir çayımı içmeye geldi.
CHP'nin bu zarif politikacısıyla yolsuzluklar ve açılım üzerine hızlı bir ufuk turu yaptık. İstanbul İl BaÅŸkanı Gürsel Tekin'i de davet edeceÄŸimiz bir yemeÄŸe çıkmak için sözleÅŸtik.
İşte o yemekte, CHP'nin bu iki yenilikçi isminden dinleyeceÄŸim analiz ve perspektifleri ayrıntılarıyla yazacağım.