AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-11-10

kategori2

Serdar Turgut'u anlamak

Serdar Turgut'u daha Hürriyet'in Washington temsilcisiyken Pazar ekine yazdığı yazılarla Türk gazete okurlarının alıştığı şablonları, okuma alışkanlıklarını ve bildiğimiz bütün değerleri yerle bir edecek kadar kuvvetli bir yazar olarak tanıdık. Bir kısmı 'Maymunu Tokatlamak' yani 'mastürbasyon yapmak' anlamına gelen kitabında yer alan bu yazılarda sapkın cinsel fanteziler, cinayet tasarımları ve de Amerika'daki azınlıklara yönelik birtakım nefretleri yüksek sesle dillendirme temaları ön plandaydı...
'Maymunu Tokatlamak' kitabını kahkahadan gözümden yaşlar gelerek okuduğumu, bütün arkadaşlarıma önerdiğimi dün gibi hatırlıyorum. O zamanlar yeni keşfettiğim bu yazarın pervasızlığı, üslubu ve de tabii ki Amerikalılığı beni kendisine bağlamıştı. Ve zannedersem o gün bugündür sadece birkaç fireyle her yazısını okumuşumdur.
Kimileri yadırgadı, kimileri hemen benimsedi bu yeni mizahı...
Ancak sonuçta bu yazı üslubu ve dili tuttu ki Hürriyet'teki o mizah yazılarından beri Serdar Turgut Türkiye'nin en önemli birkaç köşe yazarından biri haline geldi. Bu gazeteye de o yüzden transfer edildi zaten.
90'lı yıllarda dünyaya algı kapaklarını yeni yeni açmaya başlayan bir Türkiye vardı. Bu Türkiye'de yeni olan her şey hemencecik kabul görüyordu. Cem Boyner'in, Yeni Hayat'ın, Beyaz Türkler'in yıllarıydı 90'lar... Yeni olana bir yandan müthiş bir sahiplenme varken dönemlerinin bittiğini hissedenler, demode kalmaktan korkanlar ve geleneği temsil edenler öfkelendi doğal olarak.
O zamanlar da bugünküne benzer bir tasfiye tartışması gizliden gizliye sürüyordu aslında. Ve Serdar Turgut 'yeni'nin en önemli temsilcilerinden biriydi.
Fakat bu öfke doğal olarak Serdar Turgut ve onun başlattığı 'yeni köşe yazarlığı' akımının da hedefi oldu. Televizyonda Serdar Turgut'un köşe yazılarının ırkçı olup olmadığı tartışılıyordu mesela... Cinsel içeriği masaya yatırılıyordu...
Ve o programların birinde yazdığı yazılarda sergilediği karakterle hiç mi hiç ilgisi olmayan bir görüntü veren Serdar Turgut çıkıp 'Bunlar mizah yazısı' demişti... Hiç unutmam.
İşin ilginci bütün bunlar 90'lı yıllardaki kısır tartışmalardı.
Uzun yıllar önce Serdar Turgut'a 'Bazen penis yazıyorsunuz, bazen Gramsci ve Proust'tan bahsediyorsunuz, nasıl oluyor böyle' diye bir soru sormuştum, bir röportaj vesilesiyle.
Verdiği yanıt bence bir mizah klasiğidir: 'Ama Gramsci ve Proust'un da penisi vardı!'
İyi bir gazete okuru, hadi biraz daha özele indirelim, iyi bir Serdar Turgut okuru onun köşe yazılarında tıpkı Woody Allen'ın filmlerinde kendi kendine yarattığı 'Woody' benzeri bir karakter oluşturduğunu anlayabilir. Serdar Turgut'u bunca sene mizahının zirvesinde tutan da bu karakterin ölümsüzlüğüdür zaten. Serdar Turgut, kendisini bir mizah malzemesi yaparak sürekli okuruna yeni malzemeler sunar, kendisiyle de dalga geçer ve bizi de bu sayede bağımlı hale getirir.
Bunun kirli, 'politically incorrect' ve provokatif bir mizah olduğu da tartışmasız elbette. Bu yüzden de kuru ve kurallarla belirlenmiş mizaha göre çok daha çekicidir... Dahası her şeyle dalga geçilebileceğini göstermesi açısından da cesurdur.
Ben mizahı böyle severim: Sınırsız ve uçsuz bucaksız. Tabusuz. İsa'nın eline çivi çakılması da, Yahudiler'in gelenekleri de iyi işlendiğinde mizah malzemesi olabilir.
Serdar Turgut ise Türkler'in en fazla problemi olan vücut organından, penisten bahsetmeyi normalleştiren kişidir. Bunu da mizahla yapmıştır.
Bütün bunların ötesinde bu yazıların hepsi büyük bir yeteneğin kurgusunun da ürünüdür.
Siz hakikaten Serdar Turgut'un çalışma odasına kapanıp bilgisayarına bakarak çocuklar içeride oynarken mastürbasyon yaptığını düşünüyor musunuz? Mesela Ertuğrul Özkök'ü hakikaten testereyle kesmek, Rana'dan kurtulmak için türlü cinayet planları yaptığına inanıyor musunuz?
Eğer bunlara inanıyorsanız, gerçekten Rojin adlı bir şarkıcıyı da dağa götürüp seks kölesi yapacağına ciddi ciddi inanıyorsunuz demektir. Burada mesele Serdar Turgut'un beyni ya da kalemi değil, sizin algınızdaki problemdir. Kimse kusura bakmasın.
Politik olarak yanlış mizah dünyanın her yerinde yapılır... Ünlüler dünyanın her yerinde mizah malzemesi haline getirilir; tıpkı seks ve fetiş objesi haline getirilebileceği gibi...
Benim için acıklı olan da 90'lı yıllarda tartışıp bıraktığımızı düşündüğümüz 'Serdar Turgut'un mizahı' konusunun 2009 Türkiye'sinde tekrar açılmış oluşu...
Bu hepimizin utancıdır, asıl tartışılması gereken döne döne o yıllara gelmemiz, aştığımızı düşündüğümüz engellerle tekrar yüzleşmiş olmamızdır...

Ne Türksün ne sol
Bu dergi ki... 'Ordu Göreve' pankartını ilk onlar açmıştır... 'Kurtuluş Savaşı'nda Kürtler az öldü' diye yayın yapacak kadar aşağılık olabilmiştir... 'Kürt bakkallardan alışveriş yapmayın' diye bildiriler dağıtanlar da bunlar... Şimdi kalkmışlar 'Dağa çıkanı, dağdan ineni, hepsini asacağız' diye kapak yapmışlar...
Peki bu militanlara kim dur diyecek? Ergenekon davasında her önüne geleni yargılayan bir adalet sistemi 'Ordu Göreve' diye yayın yapanlara neden dokunmuyor?
'Kürt bakkaldan alışveriş yapmayın' diye dağıtılan bildirilerin hiç mi cezai yaptırımı yok?
Bu düpedüz ırkçılıktır, dava açılması gerekir...
Ve bu militanlara Türk ve sol adını böyle kirletemeyecekleri bildirilmelidir...