AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-11-10
Bir asırlık ömrü doldurmasına çok az kala, Cumhuriyetimiz 86'ncı yıldönümüne her zamankinden farklı duygu, heyecan, fırsat ve sorunlarla giriyor.
'Krizlerin derinliği'nin farkındayım, ne var ki; 'toplumsal ve kurumsal genlerin taşıdığı büyük tecrübe' ruhumuzdaki iyimserliği daima canlı tutuyor.
Türkiye Cumhuriyeti, 'asırlık bir çınara' dönüşmek üzereyken, kurulduğu ilk günden itibaren başını ağrıtan Kürt meselesine çare arıyor.
Bununla birlikte henüz daha temelleri bile atılmadan yaşanan olaylardan kaynaklanan 'gerilimlerle dolu' Ermeni sorununa çözüm bulmak için çaba harcıyor.
Cumhuriyet, eş zamanlı olarak 'iki açılım dosyasının kapağını' kaldırıyor.
Her devlet için badirelerle ve tehlikelerle dolu iddialı projelere soyunan Cumhuriyet, kendisine bu nadir olanağı sağlamak için 'kurulu yapı ile uzlaşma' şansı yarattı. İşte şimdi o fırsat ciddi bir sınavla karşı karşıya.
Bir kriz durumu söz konusu
Ülkenin yeni rejimini kuran Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tartışma konusu yapıldığı, yorucu ve riskli bir gündem...
Öyle ki; burada başarıya ulaşan 'beyin' diğer iki açılımın önünü tıkayacağı gibi parlak geleceği de karartmanın hesapları içinde gözüküyor.
2023'e uzanan 14 yıllık bir yolculukta bizi nelerin beklediğini anlamaya çalışalım...
Bugünkü kaotik ortamda ne yapılacak ki; 100. yılında Atatürk'ün hayal ettiği o büyük ve köklü devlet yapısına, o müreffeh toplum seviyesine ulaşalım.
Türkiye, 21'inci yüzyıl dünyasına uyumlanma konusunda eşsiz bir çabanın içinde. O projenin sloganı olan 'yurtta sulh, cihanda sulh', milli mucize günlerimizden geliyor...
Bugünkü ifadeyle, 'komşularla sıfır problem' diye tanımlayabiliriz. Suriye ile, İran ve Irak'la, Yunanistan'la yakınlaşma çabalarını bu kapsamda değerlendiriyorum. Ama bunu yaparken 'ana yörüngenin', nihai istasyonun 'çağdaş uygarlık' olduğunu hiç unutmadan... Atatürk bunu başarmıştı, o korkunç milli mücadele savaşının ardından Venizelos'la da dost olmuştu, İran Şahı Pehlevi'yle de...
'Barışın zor' olduğunu biliriz, savaştan daha zordur. Ama o yola girildi bir kere. Cumhuriyet henüz bebeklik günlerinde bile düşmanlara karşı amansız ve gözü pek savaş vermeyi bize öğretmişti, aynı zamanda en zor barış masalarından gururla kalkabilmeyi...
Cumhuriyet ittifaklar kurmayı, bazen geçici, bazen kalıcı işbirliklerine girişmenin tecrübesini tarih kitaplarına yazarken, biz sonraki nesillere o bilgileri miras bırakmıştı.
Bugün, yaşadıklarımız ışığında Cumhuriyetimizi ve onun kurucusu büyük Atatürk'ü anlamaya; gerçekten anlamaya en çok ihtiyaç duyduğumuz zamanları yaşıyoruz.
Atatürk'ü yeni okumalarla ele almalıyız. Yalnızca yazılı metinler üzerinden değil, onun hayata geçirilen pratikleri üzerinden bunu yapmalıyız. 2009'u geride bırakmaya hazırlanırken, O'nu yeniden anlamalıyız.
Devrimlerin nasıl yapıldığını 29 Ekim 1923 günlerinden görmedik mi?
Atatürkçülük, belli sınırlar içine hapsedilebilecek bir ideoloji değil, büyük ve kapsamlı bir oluşum, sürekli bir yenilenme, iddialı bir hareket, kuşatıcı bir zihniyet gibi düşünülmeli.
'Cumhuriyet ahlakını' her şeyin önüne koymalıyız.
Atatürkçülüğü temiz insanlar, çalışkan ve zeki savunucular, ahlaklı ve çevik taraftarların omuzlarında yükseltmeliyiz. O'nu, her şeyden önce bir zırh olarak kullanan ahlaksızlardan korumalıyız.
Kurucu kadroların düşünce yapısını samimiyetle sahiplenen Türk Silahlı Kuvvetleri haksız saldırılarla karşı karşıya, kendi içinden gelen bazı ciddi hatalarla da...
TSK'NIN TARİHİ SORUMLULUĞU
TSK, kendini gözden geçirme ve yeniden kurgulama konusunda tarihi bir sorumlulukla karşı karşıya. Bunu yapacak tarihi tecrübeye sahip bir kurumdan bahsediyoruz. O konuda da rehber ve pusula Atatürk'tür.
Demokratikleşme açılımını, tıpkı 150 yıllık Batılılaşma projesini sahiplendiği gibi sahiplenen bir kurum...
Ermeni açılımını, sessizce destekleyen...
Başka devletlerin belki asla deneyemeyecekleri bu zorlu süreçlere atılan bir Cumhuriyet, toplumuyla, askeri ve hükümetiyle, yargısı ve medyasıyla örnek olacak bir uzlaşmanın içinde.
Şimdi o büyük uzlaşmayı zora sokacak başka krizler meydanda.
Silahlı Kuvvetler'in de, hükümetin de, Cumhuriyet'in de bu sınavdan başarıyla geçeceğine inancımız tamdır. Bu, bir tarafın kaybedip, diğerinin kazanacağı bir savaş değil. Ya hepimiz kazanacağız, ya hepimiz kaybedeceğiz. Ama kaybetmeyi unutmuş olmalıyız, lügatlardan silmiş olmalıyız.
Konuşabildiğimizi, tartışabildiğimizi gördük. Kriz çözme kültürüne sahip olduğumuzu öğreniyoruz. Kavga edebilen ama aynı zamanda barışabilen toplumsal dinamiklerimizi anlıyoruz.
Atatürk'ün nasıl bir Cumhuriyet hayal ettiği bellidir. O'nun Türk Silahlı Kuvvetleri için ortaya koyduğu ilkeler de... Bugünkü krizleri aşarsak, 2023'e doğru yolculuğumuzu çok daha güvenli hale getireceğiz. Cumhuriyetimiz sorun çözme kültürünü öğreniyor. Bayramımız kutlu olsun.