AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-11-10
Ekonomi yorumcularının ve onları izleyenlerin kafaları iyice karıştı.
Önceleri “Marksizm geliyor, çıkartın Marx kitaplarını!” feryadı vardı, sonra Keynes ve devlet müdahalesi gündeme geldi, bu arada yaşadığımız krizin büyük depresyondan kötü olduğu iddia edildi. Şimdi de “Çift çukur geliyor!” veya “İşsizlik düzelmiyor!” ve “Yeni altın balonu oluşuyor!” feryatları ortalığa döküldü.
“Çift çukur tezi” kendisi bir spekülatif balon! Bekleyelim, zaman çukur sayısını gösterecek!
Diğer taraftan insanlar nakitten altına geçerken bir taraftaki talepleri azalıyor, diğer taraftaki talepleri artıyor. Yoksa altınları, karşılığında dolar veya diğer paralar cinsinden nakit veya nakit benzeri kamu borç senetleri bozdurmadan, vermeden mi altın alıyorlar? Balon bunun neresinde? Bir varlığa talebini azaltıp diğerine talebini artırıyorsun değil mi?
Yukarıda işlenen temalar arasında esas en önemli ve en ölçülebilir sorun olan ise işsizlik durumu. Bu çok ciddi bir sosyal sorun!
Örneğin ülkemizde işsizlik sorunu kolay kolay düzelmeyecek, birkaç yıl daha yüzde 13-15 aralığında dalgalanacak. Nüfusun genç olması nedeniyle her yıl nerede ise 800 bin kişinin işgücüne katılması sonucu, bu insanlara beceri vermeden ve orta eğitimde değişiklik yapıp meslek kazandırmaya geçmeden, ülkemizdeki işsizlik kolay kolay çözülemez!
Kaldı ki daha önce defalarca yazmıştım. Tüm ülkelerde işsizlik artçı göstergedir. İşsizlikte iyileşme gerçekleşmesi kriz büyük çapta ortadan kalktıktan sonra olur. Ayrıca gene vurgulamıştım. Beklenti anketleri de büyük çapta artçı göstergedir. Hele beklentiler ABD’de iki yıl geriden gelen bir artçı gösterge!
Ancak son haftada ABD ve Avrupa’da işsizlik sorunun boyutu ve mukayesesi gündeme geldi. ABD bir piyasa ekonomisi, AB ise büyük çapta refah devletlerinden oluşuyor. Bilindiği gibi geçmişte ABD işsizlik oranı uzun dönem ortalaması yüzde 5.8 idi, Avrupa’daki büyük ekonomilerde ise örneğin Fransa’da yüzde 9.5 ve Almanya’da yüzde 9.1! Şimdi ise, yani krizde, ABD işsizlik oranı yüzde 10.2 düzeyine çıktı ve Almanya’nın bugünkü işsizlik oranı olan yüzde 8.1 ve Fransa’nın işsizlik oranı olan yüzde 10.0 düzeyinin üstüne çıktı. Ama İspanya’da işsizlik yüzde 19 düzeyini aştı!
Refah devletlerinin krizde işsizlik açısından daha iyi olduğu, normal dönemlerde ise piyasa ekonomisinin daha çok iş yarattığı biliniyor. Burada sürpriz yok.
Geçtiğimiz haftanın son iş gününde ABD işsizlik sayıları yayınlandı. Ekim ayında, iş kaybettiği için işsizlik sigortasına müracaat eden sayısı 190 bin kişi artmıştı. Bu bazılarının moralini bozdu. Halbuki açıklanan verileri dikkatli okumayanlar ağustos ve eylül için yapılan revizyonla iki ayda işsizlik müracaatların 91 bin kişi azaldığını ve bu nedenle işsizlik müracaatının ekim ayında, resmen ve net olarak sadece 99 bin kişi arttığını görmemişlerdi. Halbuki örneğin bu yılın başında aylık işsizlik müracaatı artışları 700 bin kişi civarında gerçekleşmişti.
Bu ortamda da eylül ayında 9.83 olan işsizlik oranı ekimde 10.2 düzeyine çıkmış oluyordu. Bu da 1983 yılından bu yana (yani ikinci petrol krizi sonrasındaki ekonomik kriz döneminden bu yana) en yüksek işsizlikti. Ama Büyük Depresyon döneminin yüzde 20-25 arasındaki işsizlik oranı yanında, gene de her şeye rağmen zayıf bir orandı.
Aşağıdaki grafiğe de dikkatli bakın. Bu grafik özel sektörde çalışan bordrolu işçilerin aylık işsizlik müracaatı grafiği. Oran değil kişi sayısı!
Grafik sizce iyiye mi gidiyor, yoksa kötüye mi? Sizce kaç ay sonra bu grafik sıfıra yapışacak mı?