AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-11-10

kategori2

Muhalifin gücü

Bir süredir, Türkiye’de hangi ana haber bültenini takip ettiğiniz doğrudan bu hayattaki duruşunuz ve politik kimliğinizle alakalı oldu... Pek çok konuda bölünen ve ayrışan Türkiye, ekran tercihlerinde de bu saflaşmayı yansıtıyor... Uzun zamandır ana haber yarışının galibi Uğur Dündar... İzlenme oranları da bunu gösteriyor, bültenin etkinliği de. Bunlar zaten kağıt üzerindeki veriler. Kalkıp da Uğur Dündar’ın haberciliğini tartışacak halimiz yok zaten...
Ancak Uğur Dündar’ın bugün çok izlenmesinin, çok etkin olmasının her zamankinden başka bir anlamı var. Ve buradaki izleyici tercihinin altında ne yatıyorsa onu dikkatle okumamız gerekiyor.
Uğur Dündar artık gazeteciliğin ötesine geçmiş, bir aydın olarak kabul görmeye başlamıştır. Yaptığı çıkışlar, duruşu, tercihleri, habere yaklaşımı da bu sonucun doğal hazırlayıcısı
oldu.
Tabii bir de Türkiye’nin günümüzdeki ikliminin etkisi...
Her zaman, ama özellikle de bu iktidar döneminde yandaş gazeteci olmak çok kolaydır. Birkaç olumlu haber yaparsınız, Başbakan’ı veya Cumhurbaşkanı’nı öven üç-beş yazıdan sonra, “hiç kimse” olsanız bile hemen uçaklara davet edilir, Köşk’te ağırlanırsınız... İktidarların, her zaman kendilerine dalkavukluk yapan insanlara ihtiyaçları vardır.
Bunun örneklerini her gün görmüyor muyuz?
Hayatları boyunca her hükümeti desteklemiş medya figürleri bugünlerde de AKP’nin yanında... Bunun rantını da yiyorlar kuşkusuz...
Ancak muhalif olmak her zaman zordur. Bugün ise her zaman olduğundan daha da zor. Çünkü muhalif olduğunuz andan itibaren hemen kara listelere alınırsınız. Aleyhinizde yalan yanlış haber propagandaları başlar. Hükümet, patronunuza sizin tasfiye edilmeniz için baskı yapar. Bu süreçten faydalanan başkaları da arkalarına aldıkları hükümet rüzgârıyla sizi ezmeyi, yok etmeyi hesaplar...
İşte böyle bir dönemde patronun işine gelmeyecek yayın yapmakta ısrar etmek, hükümetin en rahatsız olduğu çıkışları yapmak, sert yorumları dillendirmek bir aydın sorumluluğudur...
Sonuçta herkes iyi-kötü bir haber bülteni hazırlıyor televizyonda...
Uğur Dündar ise milyonlarca izleyici tarafından sahipleniliyor. Fark burada. Çünkü böyle baskı dönemleri bazı figürleri daha ön plana çıkarır, halk onları daha fazla bağrına basar.
Bu sürecin başka yansımalarını da görüyoruz.
Türkiye’nin yaşadığı bu olağanüstü döneme karşı, tıpkı Uğur Dündar gibi kimi duruş sahibi, muhalif başka figürler de ön plana çıkmaya başladı.
Mesela belli ki çok küçük bir bütçeyle, geçmişteki şartlardan epey feragat etmiş bir şekilde Fox TV’de “Olacak O Kadar”ı yeniden yapmaya başlayan Levent Kırca... Kanal ortalamasının üstünde bir izlenme oranına sahip, ilk beşin içinde, ortalığı yıkıp geçiyor.
Geçen hafta Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin İzmir-Konak’taki beşinci şubesinin açılışında toplanan kalabalık, Müjdat Gezen’e gösterilen yoğun ilgi de aynı dalganın ürünü değil mi?
Muhalif olmak, rüzgâra karşı yürümek, özellikle böyle zamanlarda bir aydın sorumluluğuyla çıkış yapmak karşılığını buluyor.
Türkiye’de nitelikli bir okur, izleyici kitlesi de var sonuçta... Bu topraklar o kadar da umutsuz değil sonuçta...
Tek kıblenin para kazanmak olması, hükümetlere, patronlara sadece para ve daha fazla kazanmak için yaranmak, en ufak bir omurga, en ufak bir duruş, en ufak bir aydın sorumluluğu sergilemeyenler...
Bir gün tarih onları da yazacak elbette...

‘Yazıişleri’nde Melih Aşık ne iş?

NTV’nİn medya programı “Yazıişleri”nde cuma günü çok ilginç bir konuk vardı. Milliyet yazarı Melih Aşık. Günümüz iktidarını en sert eleştirenlerden biri. Özellikle “ıslak imza” konusunda koronun söylediklerine ters çıkışlar yapması dikkatleri onun üzerine çevirdi. Tabii ki Cemaat’çi, dinci, yandaş saldırıların hedefi oldu. Oysa Melih Aşık tecrübeli bir gazeteci olarak bu konuda tavrıyla mesleğimizin ilk şartının “sorgulamak” ve “kuşku duymak” olduğunu bizlere hatırlatan bir isim...
“Yazıişleri” programı ise genellikle sorgulamak ve kuşku duymak konularında sınıfta kalan bir program. Kamuoyunda “Bir buçuk adam” olarak bilinen (bu ismi takan Serdar Turgut) iki sunucusu genellikle konuk ettikleri yandaş yazarlara çanak sorular sormakla ve ağırlamakla ünlüdür. O mavi gözlü çocuk hayran hayran Fehmi Koru’ya bakar mesela. Ali Bayramoğlu’na çok büyük düşünür muamelesi yapılır bu programda... Dönekler, kalemlerini satanlar el üstünde tutulur...
Ve yakın zamana kadar da Melih Aşık gibi gerçekten muhalif, hiçbir zaman duruşunu bozmamış isimler görmezden gelinirdi... Yazılarından alıntı yapılmaz, yok sayılırdı.
Ancak anlaşılan o ki bir “balans ayarı” yapmış bir buçuk adam. Melih Aşık’ın programa çağrılması bir dönüm noktasıdır.
Peki sizce bu geçiş neden oldu?
Tabii ki kişisel sebeplerden... Ne zaman ki Taraf saçma sapan bir haberle NTV’yi kendisine düşman etti, NTV’nin de aklı başına geldi...
Görüyorsunuz işte, Türkiye’de gazetecilik böyle kişisel kaygılarla yapılıyor. Taraf o haberi yapana kadar yandaş yandaş yayın yapan, hatta Taraf’ı öven, yalancı muhabirini ağırlayan bir program bir anda çark edebiliyor. Taraf, NTV’ye dokunmasa hiç umurları dahi olmayacak.
Türk medyasını bu kişisel dengelerin yönettiğini bir kez daha öğretti bize bir buçuk adam...