AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-11-10

kategori2

İnsan ölmeden uyanalım lütfen!

29 Mayıs 1985 günü Brüksel'de Heysel Stadı'nda Juventus ile Liverpool arasındaki Şampiyon Kulüpler Kupası final maçında Liverpool taraftarlarının İtalyanlara saldırması sonucu, tribün ve duvar çöküp, panik içindeki insanlar tel örgülere sıkışınca 38 İtalyan ve 1 Belçikalı ölmüştü. 58 bin kişilik stat boşaltılıp maç oynandıktan sonra, İngilizlerin Milli Takımı, futbol takımları ve taraftarları 5 yıl ve Liverpool takımı ise 8 yıl ceza almıştı. Bizde olmaz diye düşünenler ise yanılıyor. 1967 yılında ülkemizde 43 ölü, 300 kadar yaralı ve bol kepçe düşmanlık ile tahribat üreten Kayseri-Sivas futbol maçını da unutmayalım. Dün oynanan Sivas-Kayseri maçını seyrederken düşündüklerimi şimdi sayfaya aktarıyorum.

Aslında tabii bu tür olayları unutmak ve bir daha yaşamamak istiyoruz. Ama insanlara bazı şeyleri anlatmak zor. Çünkü birçok insan okumayı sevmiyor veya dinlemeyi bilmiyor, bu nedenle de okumuyor ve dinlemiyor. Zaten birçok insan da kendilerine nutuk atılmasından hoşlanmıyor, derhal savunmaya geçiyor ve diyalog anında ortadan kalkıyor. 
Peki 'makul taraftar ve makbul insan davranışı' nasıl olur konusunda nasıl ilerleme kaydedeceğiz ? Bence en başarılı 'eğitim metodu' taraftara insan davranışları konusunda örnek vermek, ortaya ilginç örnekler koymak.
Tabii bu arada bu yazıyı neden yazdığım konusunda da, bir açıklama yapayım. Ülkemizde 'sporda ve özellikle futbolda fanatiklik' konusundaki gidişatın, hele global kriz ve işsizlik ortamındaki sonunu pek hayırlı görmediğim ve en sonunda futbol kavgasının, yani 'futbol kökenli bölünmenin', birkaç yüz kişinin ölümüne neden olmasının uzak ve küçük bir olasılık olmadığını, çok yakınımızda olduğunu düşündüğüm için  yazıyorum.
İnsanlar FB-GS maçında Saracoğlu'nda olanları çoktan unuttular, şimdi bir sonraki GS-FB maçında Ali Sami Yen'de 'eşdeğer organize terör' yapılacağı güne kadar uykudayız.  

Peki biz insanlar taraftar olmasın mı istiyoruz ?
Hayır, ben kendim taraftar değilim, çünkü spor yazarı olarak objektif olmam gerekiyor. Tabii insanlar taraftar olmalı, fakat 'makul ve insanca' taraftar olmalı. Şimdi 'makul ölçüde fanatik taraftar' nasıl olunur konusunda bir örnek vereyim.

Bilindiği gibi ünlü bir İngiliz futbol takımı olan Arsenal 1999 yılında 93 yıllık stadını 500 metre öteye taşımaya ve yenilemeye karar vermiş ve 400 milyon sterlin harcayarak yapılan yeni 'Emirates' adlı stadı 2006 yılında hizmete sokmuştu. Eski stat ise, Highbury Square adı ile 2008 yılında 725  konut içeren bir site haline dönüştürülmüş ve hizmete açılmıştı .
Medya haberine göre Steven Kyprianou adlı fanatik Arsenal taraftarı her yıl  statta 14 koltuk için kombine bilet alıp eş-dostu beleş maça götürecek kadar sıkı bir fanatik olmasına rağmen, eskiye de bağlı olduğundan, eski stadın tribünlerinden birinde inşa edilen konutlardan da satın alarak adeta 'sevdiği takımının tribününe' hayat boyu taşınmış, böylece de eski Highbury Stadı'nda oturur hale gelmişti.Yeni stattan da sadece 500 metre ötede!
Üstelik bu fanatik taraftar eski stattan yeni stada taşınılırken, yenilenen her şeyin eskisinin satışa çıkarıldığı açık artırmada da, en sevdiği sporcu olan Dennis Bergkampf'ın, soyunma odasında eşyalarını astığı ceket askısını ve ayakkabılarını koyduğu futbol ayakkabısı kutusunu da 3.000 sterlin kadar bir bedel ödeyerek müzayededen satın almıştı. Kendi ifadesine göre, eşyaları yerleştirdikten sonra taşındığı yeni evinde heyecan ve keyiften ilk hafta hiç uyumamıştı. Sürekli şimdi nefis bir bahçe olan eski stadın çimlerine camdan bakıp duruyordu.
Ama arada sırada bir Manchester United taraftarı veya bir Liverpool taraftarını, rakip takımın formasını giyip eski stattan yapılmış siteden çıkarken gördüğü zaman da, evlerde oturan bazı kişilerin Arsenal taraftarı olmadığını görmekten dolayı, bir protesto girişimine girmiyor, kimseyi rahatsız etmiyordu! 

Bizde durum ne? Türk bir bayan avukat İstanbul'da resmi makamlara müracaat ederek, sadece kendi takımı olan Fenerbahçelilere ait (hiçbir başka takım taraftarının gömülmeyeceği) bir mezarlık yapmak için izin ve tahsis talep  ettiğini gurur içinde gazetecilere  aktarmıştı.
Bilmem anlatabiliyor muyum?
Arsenal örneğindeki kulüp sevgisine dayalı fanatiklik ile Türkiye örneğindeki nefrete dayalı fanatikliğin farkını görebiliyoruz değil mi?