AKŞAM | CUMARTESI | 07 KASIM 2009, CUMARTESİ

Hiçbir iyi fikir Marilyn Monroe'nun poposu kadar güzel olamaz

m_aykulBu hafta konuğum, Murat Aykul. Kendisi uzun zamandır medya dünyasında. İnternetin olmadığı, dergilerin sayfalarına gizlenmiş renkli dünyalara muhtaç yaşadığımız o altın yıllarda, hangi dergiyi elinize alsanız esprili, derin, cazibeli ve incelikli bir Murat Aykul yazısına rastlardınız. Onun 'iyi' dediği bir film ya da kitap mutlaka tutar, izlenir, okunur, popüler olurdu. Çünkü iyiyi, güzeli, sahiciyi bilir, gördüğü an tanırdı. Sonraları tanıştığı televizyon dünyası onu dergilerden, okuyucusunu da Murat Aykul'dan mahrum etti. Kazanan ise izleyici oldu. Onlarca televizyon programının yaratıcısı ve uygulayıcısı Murat Aykul'un bugün en büyük zevki ise popüler kültür. İşten artan tüm zamanını dünyayı takip etmeye ve arşivlerine adamış. Son olarak 'Kanal-i-zasyon' filminin senaryosunu yazan Murat Aykul, şu an bir  sit-com projesi üzerinde çalışıyor.

- Senaryosunu yazdığınız 'Kanal-i-zasyon' vizyonda. Nasıl gidiyor, memnun musunuz tepkilerden ve filmden?
Tepkiler de, rakamlar da ortada olduğuna göre, filmin içinde olanların, yani bizim memnun olup olmadığımız da ortadadır diye düşünüyorum. Bu zor bir projeydi başlangıç itibarıyla. Sonuçtan memnun olmama riski, zaten göze alınarak başlanmış bir işti. Sanırım, Alper Mestçi ve filmin yapımcıları, sonuçtan memnun olma garantisi isteselerdi, daha az alengirli bir film yaparlardı. 

- Daha az alengirli derken?..
Şöyle; ben sinemada projelere ve iyi fikirlere değil filmlere inanıyorum. İyi yazılmış, iyi oynanmış, iyi çekilmiş hikayelere. İstediğiniz kadar büyük bir proje yapın, Kemal Sunal'ın meleksi ifadesine ulaşamayabilirsiniz. Ya da Humphrey Bogart'ın bakışlarına... Sinema o ana adanmaya hazır seyircilere o ana adanmış güzellikler vermelidir. Hiçbir iyi fikir, Marilyn Monroe'nun poposu kadar güzel olmak iddiası taşımamalıdır.

- 'Kanal-i-zasyon'a dönersek, hikaye yönetmenin yanılmıyorsam, süreç nasıl gelişti anlatır mısınız?
Alper Mestçi, birlikte çalıştığımız 'Şok' programından itibaren, televizyon dünyasında yarı realite - yarı mizah tarzı formatlarla öne çıkan bir isim. Kendi kulvarını yarattı. Yaptığı programların bir yerlerinde, hemen her zaman medya eleştirisi de oldu. 'Kanal-i-zasyon', onun için bir arınma projesiydi galiba. Televizyonda yaptıklarını dev perdede son noktaya vardırmak. Hikayeden öte, aynen bir televizyon programı gibi, kafasında hatları çizilmiş bir projeydi, bir konseptti... Hatta bir formattı bu film. Ve benden senaryosunu yazmamı istedi. 

- Size sipariş edilen senaryoyu yazdınız...
Evet, tam olarak öyle.

- Komedi filmi seyircisinin yaşı oldukça küçük. Yetişkinleri güldürmek daha mı zor Türkiye'de?
Yetişkinleri güldürmek şu yüzden zor... Önce projeye para yatıracak yapımcıyı güldürmeniz gerekiyor. Dünyadan en iyi komedi filmlerini, sit-com'ları düşünün... Güldüğümüz şeyler, kağıt üzerinde de insanı güldürecek, fıkra gibi espriler değildir. 'ZAZ komedileri' gibi türleri ayrı tutuyorum... Bir Pembe Panter filminde, kahkahalar atarsınız ama çıkınca anlatacak 20 espri yoktur. Tüm zamanların en başarılı sit-com'larında, bir karakter odaya girer, bakar, siz gülersiniz. Türkiye'de yapımcılar, iyi komedinin de sanki iyi polisiye gibi, kağıt üzerinde kendini anlatması gerektiğini düşünüyorlar. Hayır; komedi kağıt üzerinde doğar, büyüyüp yaşaması ise beyazperdede ya da ekranda ona sunulan evi sevmesine bağlıdır.

- Yüzümüzü güldüren, çok güçlü bir Yeşilçam mirasımız var. Nasıl değerlendiriyorsunuz komedi geçmişimizi?
Çok fazla oyunculara dayalı bir geçmiş... 'Geçmiş zaman olur ki, hayali cihana değer' denir ya. Gerçek bir sinema meleği olan Kemal Sunal'la, Münir Özkul'la, Adile Naşit'le, çocukluğumuzun Zeki Alaysa-Metin Akpınar'ıyla yakalanan büyü... Bugün Türk sinemasının sorunlarından biri bu... Oyuncuların değil, ünlülerin peşinden koşmak. Yarasa kanadıyla yapılacak büyüyü, 'ben daha pahalı ve parlak bir kuş kanadı buldum' deyip yapmaya kalkarsanız, büyü tutmaz. İşte bir başka pop-kültür meleği Çağan Irmak'ın sırrı bu: Piyasanın vasat ve yanlış formüllerine itibar etmemek.

- Yabancı komedi dizilerine gösterilen ilgi çok büyük öte yandan. Amerika'nın, Avrupa'nın efsane dizileri, Türk seyircisinde de tiryakilik yaratıyor. Yerli yapımlarda bu trendin izlerini görmeye ne zaman başlarız sizce?
Ne kadar iyimser misiniz, bana mı öyle geldi? Bir gün o ayarda komediyi ve o ayarda televizyon izleyicisini göreceğimizi sanmıyorum Türkiye'de. Benim ömrümün yetmeyeceğinden eminim. Ayrıca, o yabancı sit-com tiryakilerini, mesela beni hedef alıp bir film yapsanız... O kadar çok para kaybedersiniz ki, bir avuç seyirciniz güler ama siz çok ağlarsınız.

LAURELL-HARDY SAPLANTIM VAR
- Türkiye'de yazılmış en iyi komedi filmi     hangisi sizce?
Benim için Türkiye'de yazılmış en iyi filmlerin başında, 'Muhsin Bey' ve 'Gemide' geliyor. 'Gemide' bir komedi filmi değil ama birkaç sahnesini sık sık izleyip gülüyorum, gülüyorum, gülüyorum...

- Dünyada yazılmış en iyi komedi filmi hangisi?
Bu ne kadar zor bir soru! Ruh haline ve zamanın ruhuna göre değişir. Ortada yazılmış büyük şeyler yoktur ama Laurell-Hardy'ye altı yaşında da gülüyordum, şimdi de gülüyorum. Tuhaf bir hüzünle... Asla vazgeçemem onlardan. Saplantı diyebiliriz. En iyi yazılmış komedi dersek Coen Kardeşler'in 'Big Lebowski'si, Frank Oz'un 'What About Bob'u, mesela son zamanlarda izlediğim yine Frank Oz'un 'Death at a Funeral'ı geliyor aklıma. Billy Wilder'ın 'Front Page'ini unutmamalıyım. Kesinlikle sonradan düşünsem, 'Hay Allah, bu filmi nasıl söylemedim' diyeceğim filmler vardır. Siz gayet iyi biliyorsunuz bu tür soruları cevaplamanın güçlüğünü.

- Yeni projeler var mı, yakın zamanda izleyeceğimiz?
Konuşulan film projeleri var tabii ama sürprizler de var; 'Kanal-i-zasyon'un yaratıcısı olan arkadaşım Alper Mestçi'yle, çok iddialı, bu kez sonuçtan kesinlikle hem kendimizin hem de izleyen herkesin memnun olacağı bir sit-com projemiz var. Sanırım yakın zamanda hayata geçecek.

- Hayalinizdeki filmi yapmak için elinize bir fırsat geçse, oynatacağınız 3 oyuncu kimler olur?
Türkiye içinse Erkan Can, Nejat İşler ve kadınlarda Demet Evgar... Ya da hala yeterince değerlendirilmemiş şahane potansiyeliyle Romina Özipekçi olabilir. Dünyadaysa Harvey Keitel, Tim Roth, Hugh Laurie diyelim... Bir de kadın eklersem, Illeana Douglas demek isterim.

SADECE ZEKA YETMEZ
- Mizah ve zeka ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Mizah yapmak için 'zeka' yeterli mi?
Bir arabayı tamir etmek, bir hastayı ameliyat etmek, hatta taze fasulye yemeği yapmak için sadece zeka yeterli mi ki, mizah yapmak için sadece zeka yeterli olsun? Her iş için, o işi yapmanın gerektirdiği bilgi, doğal yetenekler ve geliştirilmiş yetenekler var. Mizah gibi eser verilen alanlarda, bir de elbette yüklü miktarda hayat bilgisi. Eser vermeyi bir yana bırakalım. Sizinle bu röportajı gerçekleştirmeden önce, Facebook'ta şöyle bir şey yazmıştım: 'Grup seks partisinin yapıldığı salona 'Yaa köprüde acayip bir trafik vardı, kusura bakmayın' diyerek giren, bond çantasını bir kenara bırakıp soyunmaya başlarken ürkek bakışlarla 'Kiminle ve nasıl başlasam?' diye düşünen devlet memurunun dramı...' Bunu yazmak için üstün zekalı olmanız gerekmez ama köprü trafiği, Türkiye'de bir devlet memuru ve grup seksin ne olduğu hakkında bilginizin olması gerekir.

SEVİM GÖZAY

 

  • Diğer Haberler

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3