AKŞAM | CUMARTESI | 07 KASIM 2009, CUMARTESİ

El emeği göz nuru Milimetric takım elbiseler

Ismarlama gömlekle çıktıkları marka yolcuğuna tamamen el dikişi takım elbise ile devam eden Kağan ve Taner Gökalp, Milimetric markasıyla Türkiye'de bir geleneği canlandırıyor. İngiltere'de hayalini kurduğu markasını hayata geçiren Kağan Gökalp'le Milimetric'i ve Türk erkeğinin modaya bakışını konuştuk.

moda
Çocukken hatırlıyorum, babam ısmarlama takım elbise diktirirdi. Hatta artan kumaşlardan daha 4-5 yaşlarında olan kardeşime de pantolon. O zamanlar hazır giyim Türkiye'de bu kadar yaygın değil, markalar bu kadar hayatımızın içinde değildi. Zamanla bu ısmarlama takım elbiseler unutuldu, terzilere sadece paça kısaltmak için gidilir oldu. 6 yıldır çok kaliteli kumaşlardan tamamen el dikişiyle takım elbise ve gömlek diken Milimetric markasının sahiplerinden Kağan Gökalp, ısmarlama takım elbiselerden vazgeçilmesinin nedenlerini hazır giyimin kolaylığının yanı sıra işini iyi yapmayan terzilerin müşterileri küstürmesine de bağlıyor.
Ancak 'kişiye özel tasarım' kavramının gündeme gelip önem kazandığı günümüzde ısmarlama takım elbise diktirmek, giyimine düşkün erkekler arasında tekrar moda olmaya başladı. Zira 'Krizden biz neredeyse hiç etkilenmedik ayda 50-60 takım elbise dikiyoruz' diyen Kağan Gökalp'in bu sözleri trendin yükseldiğinin en büyük kanıtı. Takım elbiselerin ithal kumaş dahil 2,300 TL'den başladığını da hatırlatayım.

İşletme okumasına rağmen çocukluğundan beri giyime meraklı olan Kağan Gökalp, ağabeyi Taner Gökalp'le birlikte, İngiltere'deki neredeyse yüzyıllardır özel dikim yapan terzilere özenip, bir marka yaratmaya karar vermiş. 2003 yılından bu yana Milimetric markası İstanbul'da üç, Ankara'da bir mağazasında iş dünyasının önemli isimlerine tamamen elde üretilen takım elbiseler dikiyor. Gökalp'le Milimetric'i ve Türk erkeğin giyim tarzını konuştuk.

- Gerçekten tamamen elde mi dikiliyor, hiç makine kullanmıyor musunuz?
Evet, tamamen elde dikiyoruz. Avrupa'dan gelen çok özel kumaşlar kullanıyoruz. Kişiye özel kalıp çıkarıyoruz, yakadan manşete kadar her ayrıntıyı kişinin vücut yapısına uyun olarak belirliyoruz. Bu kalıpları yıllarca saklıyoruz. Yıllar sonra bize takım elbise diktirmeye geldiğinizde aynı kalıbınızı bulabilirsiniz. Pek çok marka özel dikim yaptığını söylüyor ama onlar hazır kalıplardan dikim yapıyor. 

- Niye Türk kumaşlarını tercih etmiyorsunuz?
Türkiye'de maalesef kalitesi çok yüksek pamuk ve yün üretimi yapılamıyor. Dünyanın en değerli pamuğu Mısır'da, yünü ise Yeni Zelanda'da üretiliyor. Bu nedenle bu pamuk ve yünden üretim yapan markalardan mesela Loro Piana'dan alıyoruz. Mecburen yurtdışından alıyoruz yoksa özenti değil. 

- Özel dikimin değeri yeniden anlaşılıyor öyle mi?
100 yıl önce hazır giyim almak lüksmüş. Bu kadar konfeksiyon atölyeleri yok tabii. Zamanla hazır gömlek ucuzlayıp halka inince, ısmarlama gömlek tekrar önem kazandı. Bir anlamda hazır gömlek, ısmarlama gömlekten sahne çaldı. Bir dönem sonra insanlar tekrar ısmarlamaya yöneldi ancak bu işi iş olsun diye yapan terziler de olduğu için memnun kalmayanlar uzaklaştı. Kumaş gösterip, başka kumaştan dikenler oldu. İngiltere'de okurken yüzyıllardır aynı yerde olan, özel dikim yapan mağazalara çok imreniyordum. Niye bizde böyle bir gelenek yok, bu iş hor görülüyor diyordum. Milimetric olarak bizim yaptığımız en önemli şey, el emeğine dayalı bir işi, standart hale getirmek. Akmerkez mağazamızda da İstinyepark'ta da aynı ürünlerle karşılaşırsınız, biz bu işi kurumsallaştırdık. 

- 6 yılda ısmarlamaya olan ilgi arttı mı?  
Çok şey değişti. Ben isteseydim uluslararası bir marka getirip senede büyük cirolar yapıp ayaklarımı uzatıp yatardım ve daha fazla para kazanırdım. Bir ideal uğruna marka yaratmaya çalışıyoruz. Yaptığımız iş çok zor, insana ve emeğe dayalı. O dönem bana 'deli misin bu iş yapılır mı' diyordu arkadaşlarım. Takım elbise 2,300 liradan başlıyor olmasına rağmen kar marjlarımız düşük. Kumaş ve işçilik maliyeti yüksek. Makine kullanmadığımız için çok eleman çalıştırıyoruz. Tüm bu emeklerimize karşılık ilgi giderek artıyor. Krizden etkilenmedik. İnsanlar yıllarca giyebilecekleri ürüne para veriyor.  

- Kaç günde dikiyorsunuz bir takım elbiseyi?
Cekette binlerce dikiş ve çok el emeği var. Bazı ceketlerin üzerinde 25 saat çalışılıyor. Resmen iğneyle kuyu kazıyoruz. Türk tüketicisi çok sabırsız. En geç iki haftada istiyor. Zaten kumaşın Fransa'dan gelmesi 1 hafta, 2 hafta da dikim sürse en az 3 hafta gerek. Bu aceleye gelen bir iş değil. İngiltere'de terziler 3 ayda teslim ediyor takım elbiseyi ve 3-4 bin pound alıyor. Biz İtalyan terziler gibi 1 ayı geçirmemeyi tercih ediyoruz. 

- Modele nasıl karar veriliyor?
Müşterinin mesleği, sosyal duruşu ve vücut yapısına göre renk ve model önerisinde bulunuyoruz. Şişmansa zayıf, kısaysa uzun gösterecek modeller... Ancak klasik erkek giyiminde modanın benim için hiçbir önemi yok, oranlar önemli. Moda diye kocaman kafası olan biri küçük yaka ve ince kravat takarsa, kafası daha büyük görünür. 'İnce kravat, erkeği daha dinamik gösterir' diye bir laf var şimdi, siz ince kravatı Arnold Schwarzenegger'e takın bakalım nasıl görünür? Çok kötü durur. İnce fizikli insanlara yakışır ince kravat. Türkiye'de moda konusunda insanlar bilinçsiz davranabiliyor. Müşterilerime kendilerinde ne tür modellerin iyi duracağını anlatmaya çalışıyorum. Bir nevi stil danışmanlığı da vermiş oluyoruz.

TÜRK ERKEĞİ 2 BEDEN BÜYÜK TAKIM ELBİSE GİYİYOR
- Türk erkeği nelere dikkat etmeli?
Türk erkeğinin bacak boyu kısa. O nedenle, düşük bel pantolon kötü durur, duble paça kısa gösterir. Üç düğme giymemeli. Yaka ne kadar derin olursa o kadar uzun görünürsünüz. Aynı şekilde kazaklarda da derin V yakalar uzun gösterir, en az 5 santim. Türk erkeği kendisine 2 beden büyük takım elbise giyiyor. Kol ve paça boyunu uzun kullanıyor. Oysa kol düğmesini göstermek için ceket kolu biraz kısa olmalı. Etek boyu da kısalıyor. Dar paça pantolonda paça kısa olmalı. Dökümlü olursa uzun olabilir. 80'ler modası geri gelince kruvaze ceketler de geri geldi ancak bu ceketlerin yakası geniş olduğu için 1.77'den kısa olanlar giymemeli daha da kısa gösterir. Bir de şunu söylemeliyim ki, Türk tüketicisinin tarzı yok, moda neyse onu tercih ediyor. Ama yeni nesilden umutluyum, spor yapıyorlar ve boyları daha uzun, hakikaten güzel taşıyorlar. 

- Kimi giydirmek isterdiniz? 
Jude Law, Brad Pitt ve ABD Başkanı Obama...

7. Edward da olmasa, bu erkekler ne giyerdi?
Kağan Gökalp, işini o kadar ciddiye alıyor ki, her tür giysinin tarihini bir bir sıralıyor. İşte Gökalp'ten moda tarihi ile ilgili birkaç detay...

l Frak, 18. yüzyılda binici kıyafeti olarak tasarlanmış. At sırtında ceketin önünü iliklemek mümkün değil, o yüzden bugün de frakların önü açık. Smokini de ilk kez İngiliz Kralı 7. Edward giymiş.
l Yine 7. Edward terzisinden kısa bir ceket istemiş, terzisinin ona yaptığı şeye smokin denmiş.
l Duble paça da 7. Edward'ın başının altından çıkmış. At yarışına gittiğinde, pantolonu çamur olmasın diye paçasını kıvırmış, sonra indirmeyi unutmuş. Ve moda olmuş.
l Trençkotu 1870'lerde Thomas Burberry, gabardin kumaşı su geçirmez hale getirip İngiliz askerlerini yağmurdan korumak için geliştirmiş. 
l Bikini de 2. Dünya Savaşı sırasında kumaş kıtlığında kumaştan tasarruf etmek için tasarlanmış.

AYSUN ÖZ KAŞİ-aysun.oz@aksam.com.tr

  • Diğer Haberler

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3