Tuğçe Tatari Evliyagil tugce.tatari@aksam.com.tr

kategori2

Paparazziye ilk tası kim atsın?

Yatağa hapsolmanın verdiği tuhaf bir umursamazlık içinde bakıyorum gündemdeki olaylara. Tartışılan konular ne kadar da anlamsız geliyor bana? Mesela 'Eren Talu / Defne Samyeli meselesi' yaşanırken verdiğim ilk ve tek tepki 'Eee... İyi, boşansınlar o zaman' olmuştu.
Acaba bu habere ve haberciliğe bakışımdaki değişim mi, eve kilitlenmenin etkisi mi, insancıllaşma süreci mi, yoksa 'benim derdim bana yeter' modu mu bilemiyorum.

***
Geçen hafta izlediğim 'Timuçin Esen, polis ve paparazziler arasında yaşanan, nasıl başladığını bir türlü anlayamadığım karmaşa'yla ilgili de ilk düşüncem Timuçin Esen'in yerinde olmayı asla istemeyeceğim olmuştu.
Daha sonra alevlenen polemikler, köşe yazarlarının paparazzileri eleştirmesi, oyuncuların siyah kurdele protestosu, gazetelere verilen kınama ilanları aslında tuhaf çelişkilerin içinde yaşadığımızın kanıtı oldu benim için.
Konuya üç ana maddeden yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum.
Bu paparazzileri yetiştiren bir sistem var.
Ülkede değişen bir şöhret skalası var. Geçmişte sadece bir film çekip bir albüm çıkartmak ve ardından gündeme gelecek hareketlere imza atıp skandallara karışmak şöhretin devamlılık sebebiyken şimdi gerçekten başarılı gençler var. Bu değişen skalaya bu magazin müdürlerinin habercilik anlayışı yetersiz kalıyor.

***
Şimdi bu üç maddeyi açarak inceleyelim:
Paparazzilik denilen mesleği her fırsatta yerden yere vuruyoruz.
Mesleğin ilk asılacak adamları onlar... Oysa bundan sadece birkaç hafta önce Can Dündar'ı 'Su Samuru'nda yakalayan paparazziyi tebriklere boğmuştuk.
Çok sık olmasa da senede birkaç kez paparazzilerce yakalanan flaş karelere zevkle bakmıyor muyuz? Entelektüel görüntümüzle vitrine taşıdığımız konular farklı da olsa, biz bize kaldığımızda en çok konuştuğumuz, en çok güldüğümüz veya en çok şaşırdığımız haberleri onlar sunmuyor mu?

***
Onlar müdürlerinin istediklerini veriyorlar...
Müdürleri tarafından her gün 'yırtık haber' yakalamaya zorlanıyorlar...
Yani bu meslekten para kazanmak için tek şansları 'yırtık' olmak...
İnsani güdüleri olan, ahlaki dürtülerle yaşayan, aile kurumuna saygılı, insan haklarını aklından çıkarmayan, seviyeli insan olma ilkesiyle yaşayan bir muhabiri kaç tane magazin müdürü ekibinde paparazzi olarak çalıştırır? Bu çalıştırdığı paparazziden nasıl bir verim alır?
Çoğu, meslekte ucuz eleman olarak görülmüyor mu? Daha kötü, daha acımasız ve daha ilkesiz oldukça alkış almıyorlar mı?
Yani paparazzinin kibarı, ahlaklısı, centilmeni olabilir mi?
O zaman evli olan adamı sevgilisiyle öpüşürken fotoğraflar mı ya da kendisine şemsiyesiyle vurması için ünlü bir kadını tahrik edebilir mi?

***
Paparazziler sadece birer piyondur. Onları bu yola teşvik eden ise haberi getirdikleri müdürleri ve haberi aldıkları ünlülerdir. Sadece haber olmak adına evini, yatağını, cebini bu çocuklara açan yüzlerce şöhret bulunmaktadır. Bu eğitimsiz çocuklardan aradaki ince çizgiyi tutturmayı beklemek şuursuzluktan başka bir şey değildir.
Bu ince çizginin bir tarafında 'üreten ünlüler', bir diğer tarafında 'üretmeyenler' bulunmaktadır. Bu durumda esas tartışılması gereken Türkiye'nin şöhret budalalığıdır.
Üreten de üretmeyen de şöhrettir, her ikisi de
haber değeri taşır. Bu çocukların davranış modeli ise tektir. Her iki tarafa da aynısını uygulamaktadırlar... Üretmeyen ünlüler, onların haberlerine mahkumdur, o yüzden her türlü sınır aşımına boyun eğer. Henüz varlıklarına alışılamayan, hak ederek, üreterek şöhret olan gençlerin taviz vermemesi sayesinde magazin müdürleri daha kalifiye olmak zorunda kalacaklardır. Yani önümüzdeki yıllarda magazin müdürü olmak da belli kalifikasyonlar gerektirecektir. Daha kalifiye, daha eğitimli, daha kaliteli müdür, kendini yansıtacak paparazziler yaratacaktır.

Cem Uzan'ı en son kim gördü?
Şüphesiz son günlerin en merak edilen adamı Cem Uzan.
Şu birkaç gün içinde hakkında okuduğum haber sayısını ben bile kaçırmış durumdayım.
Haberlerin çoğu sıradan, bildik bilgiler içeriyor.
Ancak, çarşamba günü, Uzan ile ilgili hayli merak uyandıran bir haber okuduk.
Bu habere göre Uzan, 9 Ağustos Pazar gecesi, evinde bir veda partisi düzenledi.
Uzan dışında kimse bunun bir veda partisi olduğunu bilmiyordu ama haberde iddia edildiğine göre, bu dostlarla son buluşmaydı.
'Bu şaraplar bitmeden kimse gidemez' cümlesinin altı çiziliyordu.
Hakkında tutuklama kararı çıkartılan, kırmızı bültenden söz edilen bir adamın evinde düzenlediği veda partisi, şüphesiz mükemmel bir haberdi. Ancak bu haberi yapan arkadaşlar işlerini yarım bırakmış durumdalar.
Hayli merak uyandıran ve hassas bir konu olan bu veda partisine kimlerin katıldığı, Cem Uzan'ın hala kimlerle samimi olduğu haberde yer almıyor.
Oysa esas merak edilen mesele bu...
Bu kadar içeriden alınmış bir istihbarat, hiçbir gazetenin ulaşamadığı özel haber, şu anki haliyle yani 'ciddi' detay eksiğiyle bırakılırsa çok yazık.
O gece hangi şarapların içildiği, geceye kimlerin katıldığı ve neler konuşulduğu yazılsaydı bu haber kesinlikle gündeme oturacaktı.
Belli ki o geceye katılan bir haber kaynağı gazeteye o haberi uçurmuştu ancak hiç detay vermeden!

Şimdilerde bize, haberi okuyanlara, hayal güçleriyle, 'Mutlaka Petrus içilmiştir' ya da 'Mutlaka bilmem kim bey oradadır' demek ya da Cem Uzan'ın geçmişte ortaya çıkan iddialı hareketlerini örnek alarak, o gece usta bir oyuncu kadar başarılı bir role imza attığını tahmin etmek kalıyor. Haberi gazeteye getiren ve haberi oluşturan arkadaşlardan ricam bu konuyu iyice didiklemeleri.

Serdar Bilgili - Ahu Aysal rekabeti
Geçen sene eylül ayında Ahu Aysal'ın, dünyaca ünlü Cipriani'yi Les Ottomans'ta açmak istediğini yazmıştım. Cipriani ve Aysal arasında yoğun görüşmeler yaşanmış, iş imza noktasına kadar gelmişti.
Bu görüşmelerden sonra Cipriani'nin İstanbul'da bir yer açma işini kafaya taktığı ortada.
Çünkü Aysal'la anlaşma aşamasındayken teklif aldığı Serdar Bilgili'ye de yeşil ışık yakmış, onunla da ABD Konsolosluğu'nun eski binası yerine yapılacak yeni otelinin altına bir şube açma konusunda anlaşma noktasına gelmişlerdi.
Hayli talibi olan Cipriani'nin, bu iki ünlü isimle aynı anda görüşürken ani bir dönüş yapıp eski HSBC binasını kendine uygun bulduğu haberi basında yer almıştı.
Habere göre Cipriani'nin yeni mekanı kesinlikle belli olmuştu. Ancak benim New York'tan aldığım son haberler biraz farklı. Giuseppe Cipriani'nin Bilgili ile görüşmek için İstanbul'a geldiği, bu sırada Ahu Aysal'la da Les Ottomans'ta buluştuğu ve mekanın konumuna ve manzarasına hayran kaldığı için kafasının karıştığı söyleniyor.
Cipriani, Türklere yakınlığı ve sempatisiyle tanınır. Hatta birçok şubesinde üst düzey yönetimde Türkler çalışır. Çalışanların iddiaları yaşanan 'Cipriani rekabeti'ni mekanın manzarası sebebiyle Ahu Aysal'ın kazanacağı yönünde.



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3