Tuğçe Tatari Evliyagil tugce.tatari@aksam.com.tr

kategori2

Memleketimden televizyon manzaraları

Üç haftalık nöbetim bitmedi ve yatalak halim sürüyor... Bilmiyorum, bu konudan sıkıldınız mı?
Ama ben gerçekten çok sıkıldım.
Hayır, size bahsetmekten değil, sürekli olarak yüzükoyun yatmak zorunda kalmaktan...

Hele bir de bitmek bilmeyen ziyaretçi curcunası var ki, onu hiç sormayın. Yakın çevremin 'sevilmek güzel şeydir' telkinlerine rağmen, 15 günü bulan yatak hapsinde her şeyden ama her şeyden sıkılmış durumdayım. Zalim tarafım 'hasta ziyareti kuralları' adlı bir kitap yaz diyor.
Sağdan gelen iyi melek sesi ise 'insanlar iyi niyetli, gerisini boş ver' diyor.
Son birkaç gündür 'ziyaretçi yasağı' koydum. Telefonları açmıyorum, ziyaret taleplerini reddediyorum. Biraz da yalnız kalmaya ihtiyacım var.
Bu yalnızlığı 1-2 gün sadece televizyon izleyerek geçirdim... Ve inanın bu kadar iyi malzeme çıkacağını, fazlaca bunalmış haldeyken bile gülümseyebileceğimi düşünmedim...
İşte hastayı bile güldüren kanallar arası eğlenceli bir gezinin sonuçları:

***
BİR NUMARA STV: TOP 10'da 1 numaraya STV'deki evlilik programı yerleşti... Şundan dolayı: Biz ki evlilik programlarına alışığız milletçe... Evlilik temalı bir programın gidebileceği en yüksek noktaları gördük... Fakat, hayır! Görmemişiz... Dahası da varmış...
STV'deki program bunu gösteriyordu... Bir bahçeye kurulmuş dikdörtgen masanın etrafında bir insan kalabalığı... Herkes dört bir ağızdan birbirine çemkiriyor... Olayı kavrayabilmem sanırım   15 dakikayı buldu:
Bir anne baba, kızlarını istemeye gelen damat adayı ve babasıyla kavga ediyordu. Bu isteme meselesi üzerinden anne, kocasına 'kızımın benim düştüğüm çamura düşmesine izin vermeyeceğim' diye bağırıyordu. Henüz şokumu atlatamamışken masaya bir kadın ve bir delikanlı daha dahil oldu. Çığlıklar arasında ne konuşulduğunu anlamakta zorluk çekiyordum.
Algılayabilmem için yine aradan bir zaman geçmişti ki, boşanmış bir anne babanın, isteme masasında karşı cephelerde oturduğunu, iki oğullarının da aynı kızı istemeye geldiğini, bir tarafı babanın, bir tarafı annenin temsil ettiğini anladım... Oğlanlar arada bir feci hararetlenip birbirlerini itekliyorlardı. Boşanmış anne baba birbirlerine hakaret savuruyorlardı. Kızları istenen anne baba ise ağza alınmayacak hakaretler savuruyorlardı. Yarın öbür gün sağlıklı çocuklar yetiştirmesi beklenen anne adayı ise bir kenarda sessizce oturuyordu. Her şey gerçekmiş gibiydi ama değildi... Rol yapılıyordu... Hadi bunu ben anladım, ya anlamayanlar? Ve bu program STV gibi 'tutucu' sandığımız bir kanalda yayınlanıyordu. Demek ki televizyonlarda yaşanan gelin damat meseleleriyle ilgili göreceklerimiz henüz bitmemişti. Gülümsedim...

SABA'NIN UZAYLI KONUKLARI: Kumandamla zapping yaparken Saba Tümer'e konuk olan, uzaylılar tarafından kaçırıldığını iddia eden Travis Walton'ın anlattıklarına denk geldim. Yanında konunun onaylayıcısı olarak Sirius Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi Başkanı Haktan Akdoğan vardı. Saba duruma mesafeli durup, işin içinde psikolojik bir yanılsama olabilir mi onu soruşturuyordu. Walton ve Akdoğan ise uzaylılar tarafından kaçırılmayı mantıklı bulmayan insanoğlunu geri kalmış kabul edecek düzeyde yorumlar yapıyorlardı. Gülümsedim...

TELEFON KULÜBESİ: Kumandayla başka bir kanala geçtiğimde park gibi bir alanda çalan telefon kulübesi telefonunun, bir kadın tarafından açıldığına denk geldim. Telefonun diğer ucundaki gizemli ses 'kulübenin tepesindeki kutuyu al, içindeki paralara bak, bu paraları kazanmak istiyorsan benim direktiflerimi yerine getireceksin' diyordu.

Parayı kazanmak isteyen kadın telefonun diğer ucundan gelen '20 yılanı tişörtünün içine at, sonra da ikişer ikişer şişelere sok, bir yarışmada olduğunu söylemeden 7 kişiyi birbirine bağla' gibi absürt istekleri sıralıyor, kadıncağız da kan ter içinde yerine getirmeye çalışıyordu. Gülümsedim...

NURİ  ALÇO'LU REKLAM: Yine kumanda... Ve bu kez karşıma çıkan tuhaf reklama kilitli kaldım. Renk kalitesinden, düşük bütçeli bir yapım olduğu belliydi. Bonus reklamlarından esinlenilerek yaratılmış siyah kıvırcık saçlı genç bir adam plajda havlusunun üzerinde yatmaktadır.
Yan tarafında ise yaşı ilerlemiş, çaptan düşmüş olduğu tahmin edilen Nuri Alço pırıl pırıl parlayan vücuduyla, etrafında ona ilgi gösteren onlarca kız arasından genç adama bakmaktadır. Genç adam Nuri Alço'nun haline öykünerek durumu algılayamamaktadır. Gözlerinden 'bende ne eksik' bakışı yönetmen tarafından istenmiş ve fazlasıyla alınmıştır.
Bu bakışlara kayıtsız kalamayan Alço, neresinden çıkarttığı belli olmayan, ilaç kutusuna benzeyen bir kutuyu genç oğlana fırlatır. O sırada slogan ekrana düşer: 'Erkek Adam İşini Şansa Bırakmaz'... Benim hayal gücüm bunun, sadece cinsel gücü artıran bir hap olduğunu söyler.
Her şeyi eleştiren, her şeye yasak getiren, dizileri sansürleyen, oyuncuları 'aramıza yastık koyup seviştik' demek zorunda bırakan Türk televizyonculuğunda yayınlanabilen bu reklama şapka çıkarttım. Ve yine gülümsedim...

Sen kim Michael Jackson kim Serdar?
Geçen hafta 'Takıldıklarım' bölümünde Serdar Ortaç'ın, haddini aşarak Michael Jackson'ın Billy Jean şarkısını yorumlama biçimini yazmıştım.
İbo Show'a konuk olan Serdar Ortaç'ın, olayın nasıl geliştiğini bilemediğim şekilde (çünkü internette sadece o bölümü izledim) 'Michael Jacksonlaşma' sürecine hayretle tanıklık etmiştim...
Madem mail yoluyla üzerimde baskı kurdunuz, yorumla dediniz, işte buyrun yorumum:

Bir Serdar Ortaç düşünün... Her zamanki danslarıyla, kıvrak bedeniyle, bakışlarıyla, mikrofonu tutuş tarzıyla bildiğimiz Serdar Ortaç... Fakat söylediği şarkı Michael Jackson'ın... Son yüzyılda dünyaya gelmiş en büyük müzik adamlarından  biri olarak kabul edilen Michael Jackson, yaşamı ve ölümü düşünüldüğünde birçok kez haksızlığa uğradı ama böylesi hiç olmadı.

Hani kemikleri sızladı denir ya, sadece onun değil rahmetli dedelerimizinkiler bile sızlamıştır, o kadarını söyleyeyim. Kısıtlı bir sese sahip olan Serdar Ortaç, haklı olarak belli tonlara kadar çıkabiliyordu. Eh, koskoca Serdar Ortaç bu! Tabii ki o tona çıkacak kadar çaba sarf etmeyecek, Billy Jean onun tonuna düşecekti!
Dünya çapında beğeni görmüş Billy Jean, Serdar Ortaç'ın zorlanacağını bilse sözlerini daha kaygan hale getirirdi, eminim... Yüksek şuursuzluğundan olsa gerek Serdar Ortaç, Billy Jean'e dünyada henüz keşfedilmemiş bir ırkın sözcüklerini monte etti. Rahmetli Jackson'ın 'I said don't mind but what do you mean' diye uygun bulduğu dünyaca ünlü parçanın bu kısmını Ortaç 'Şey bıdı ma bıdı' diye değiştiriyor. Tavsiyem benim yorumumu bir kenara bırakıp Jackson'ın söylediği Billy Jean'i bulup dinlemeniz. Ardından da Ortaç'ın kendi tarzına uyarladığı 'zavallı' Billy Jean'i tekrar tekrar dinlemenizdir. İzlemek isteyenlerin google'a 'Serdar
Ortaç, İbo Show, Michael Jackson' yazdığında bu ölümsüz karelere ulaşma şansı var. 'Ölmeden önce izlenmesi gereken 101 şey' adlı kitabı yazan ben olsaydım, bu videoyu mutlaka 101. maddeye koyardım.

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3