Geçen hafta sonu Deniz Uğur röportajını okuduktan sonra bahsedilen 'Gazeteci' adlı kitabı hemen okumak istedim. Açıkçası daha kitabın kapağına bakarken içimde alaycılık uyanmıştı. Çok gülüp, dalga geçeceğime emindim.
Ancak peşin peşin söylemeliyim ki Deniz Uğur beni şaşırttı. Oldukça akıcı bir dille yazılmış, ilk roman için hayli başarılı kurgular serpiştirilmiş.
Alaycılığım şaşkınlığımın altında ezildi.
Bir gecede bitirdiğim aşk romanı epey zekice kurgulanmış. Hakkını yiyemeyeceğim.
Kitapta anlatılan aşkın kahramanları Reha Muhtar ve Deniz Uğur olmasaydı bu hikayeyi okur muydum? Hayır.
Ama okudum işte.
Gözümde Reha Muhtar görüntüsü, satırları okurken ise Deniz Uğur'un sesi...
Bazı bölümlerde gülümsediğimi itiraf etmeliyim.
Eğer gerçekse anlatılanlar ne hoş bir şey yakalamışlar birbirlerinde.
Ama bu yakaladıkları duyguları cümle aleme duyurma arzusu neden? Eski sevgili Tamer Karadağlı'ya satır arası dokundurmalar neden? Onu anlayamadım işte...
Sanki kitapta Deniz Uğur 'Bak ben çok daha iyi bir yerdeyim' demek ister, Reha Muhtar da bunu demek istemesini anlayışla karşılar gibi...
Kitapta sıkça yer alan ateşli ve sabahlara kadar süren sevişme sahneleri de var. Reha Muhtar ve Deniz Uğur'u gözümde canlandırmak durumunda kalmış olmanın sıkıntısını yaşadım, itiraf ediyorum...
Neyse...
Üretmek güzel şey.
Bu sebepten bile desteklenmeli Uğur.
Sadece bir dahaki romanında başrolü sevgilisiyle paylaşmazlar ve kendi kendisine iltifatlar yağdırmazsa daha başarılı olabileceğini düşünüyorum.
Şu iltifat meselesine bir örnek vermeden geçmek istemiyorum.
Yeni yazar Deniz Uğur hikayesini anlatırken sevgilisine ve kendisine iltifat etmeyi bir ara o kadar abartmış ki 'Atatürk bugün yaşasaydı, sofrasında oturanlar sen ve ben olurduk. Bu çapulcular değil' bile deyivermiş...
Şahan bunu neden yapıyorsun?
Şahan Gökbakar tarafımdan hayli sevilen biridir. Zekasından etkilendiğim, bakış açılarına kıymet verdiğim biri. Açıkçası Recep İvedik'lerle filan ilgilenmemekteyim. Yaptığı işlerin seviyesi veya seviyesizliğiyle de... Dünyada bu tip filmlerin örneği olduğuna göre bizde de yapılacaktır şüphesiz.
Ancak geçen hafta nedenini bir türlü çözemediğim Şahan'ın ağzından çıkmış bazı sözleri okudum. 'Cem Yılmaz önce beni güldürsün' ve 'Okan Bayülgen'in oyunculuğunu beğenmiyorum'... Ha pardon, bir de Timuçin Esen olayıyla ilgili 'İçkiyi efendi gibi içmeyen suçlu' demiş... Bu tip açıklamalar sadece saldırıp ses getirmek için yapılır, bizler buna alışığız. Şahan durduk yere bu adamlara neden saldırdı anlamış değilim. Ama benim tanıdığım zekaya yakışmadığını söylemek isterim...
Roberto Cavalli tuhaf bir adam...
Hadİ biz görgüsüzüz. Henüz ülkemizde birtakım organizasyonlar yapılmasına alışık değiliz. O yüzden abartıyor, haber kanallarından defileleri canlı yayınlıyor olabiliriz... Bizim durumumuz anlayışla karşılanabilir de ya Cavalli'nin durumu ne olacak...
İstanbul defilesini hiç önemsemediği, eski koleksiyonlarından karma elbiselerle podyuma çıktığı ortada. Peki ya defilenin ortasında barkovizyonda dönen Cavalli ve dünyaca ünlü kadınlarla çekilmiş fotoğraflarına ne demeli! Bir tanıtım, 'Bakın görmemiş Türkler ben çok önemliyim. Hillary Clinton'u da tanırım, Victoria Beckham'ı da' mı demek yoksa 'Esas ben görgüsüzüm' mü demek anlayamadım.
Hele defileden sonra kendisine uzatılan mikrofona 'Lütfen beni bir daha davet edin. Davet ederseniz gelirim' demesi ayrı bir kepazelik.
Böylesi hareketleri bizim modacılarımızdan biri yapsa yerden yere vururuz da Roberto Cavalli olunca nedense adam yerine koyuyoruz!