AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-11-11

kategori2

Obama İran'a ne zaman gelecek?

TAHRAN
Bu yazıyı, Türk Büyükelçiliği'ndeki uzun masada kaleme alıyorum.   Biraz önce, basın toplantısında, Musavi (Muhalefet) yanlısı gazetecilerin Recep Tayyip Erdoğan'a sorduğu, 'Amerika ile İran arasında arabulucu olmaya mı soyunuyorsunuz' sorusuna verdiği doğrudan ve dolaylı iki cevap vardı. İkisi de önemliydi.
Doğrudan cevap, arabuluculuğun söz konusu olmadığı ve fakat Türkiye'nin nükleer enerji konusundaki ilkelerinin savunucusu olmaya devam ettiği yönündeydi.

Bu ilkeleri hatırlayalım:
1.
Nükleer enerjiyi kullanmak her ulusun hakkıdır. Teknoloji saklanamaz.
2. Türkiye nükleer silaha karşıdır.
3. Nükleer silahların temizlenmesinde BM daimi ülkeleri öncü ve örnek olmalıdır.

Dolaylı cevap ise, bir başka gazetecinin İsrail-Suriye arasında Türkiye'nin arabuluculuğu hakkındaki bir sorusunu cevaplarken geldi.
Başbakan Erdoğan, Suriye ile İsrail arasında, durumdan vazife çıkartmadığımızı, taraf ülkelerin talepleriyle Türkiye'nin arabulucu olduğunu söyledi.

Bu cümlenin içinde, İran ve Amerika arasındaki nükleer ihtilafı konusunda da, ancak talep edilirse aynı yöntemin çalışabileceği ilkesi gizliydi.
Şimdi sadede gelelim:
Tahran'da geçirdiğim iki gün içinde konuştuğum bütün siyasi analistler ve diplomatlar, İran ile Amerika arasında bir müzakere zemininin inşa edilmeye başlandığı görüşünde.
Altı çizilen nokta şu: İran uzlaşma yönünde adım atmaya hazırlanıyor. Ancak bu adımı, kendi onurunu koruyarak, halkına yanlış bir güvensizlik işareti vermeden yapacaktır. Bu da, görüşmeleri doğrudan kendisi yapar, gizli ve açık bir şekilde zaten yapıyor ve yapacaktır, anlamına geliyor.
ABD ise, müzakere yolunu açmış görünüyor.
Yani aslında açık veya örtülü hiç fark etmez, Amerika ile İran birbirlerine karşı birer adım atıyorlar.
Bu süreçte Türkiye'nin katkısı, 'arabulucu' olmasa da görünüyor.
Amerika Birleşik Devletleri'nin, Türkiye'den, yine gizli ve açık olarak, İran'a telkinde bulunmasını istemişti.
Muhakkak İran da, bu süreçte Türkiye'nin desteğini istemiş, süreç hakkında Türkiye'yi bilgilendirmiştir.
Kim ne derse desin, Amerika ve İran barışa ve nükleer silahların temizlenmesine karşı bir işbirliğine adım atıyor.
Amerika ve İran'ın gireceği bu süreç, bölgede Türkiye'nin ekonomik gelişiminin de önünü açacaktır.
Bu açıdan Türkiye'nin sürece aktif katkısı hem çıkarlarımız açısından kaçınılmaz hem de bölge lideri olarak sorumluluğumuz dahilinde.
İran'ın büyük bir devlet geleneği birikimi bulunduğunu ve başka Ortadoğu ülkeleri gibi müzakereden kaçınmayacağının artık açık bilgi haline gelmek üzere olduğunu söyleyebiliriz.
Bütün bu faktörleri alt alta yazdığımız zaman ise, müzakerelerin yoğunlaşmasıyla birlikte, bir Amerikan devlet geleneği olarak Başkan Obama'nın 1 yıl zarfında bir Tahran ziyareti yapması beklemek sürpriz olmamalı.
Ben de, İran'daki havaya bakarak, girilen yolun bunun zeminini hazırlamaya katkıda bulunmaya başladığını bu yazıyla kayda geçirmek istiyorum.
Bu, süreç ve 'ziyaret' kendi açısında da, Obama'nın başkanlık sürecinde bırakacağı en büyük iz ve en önemli adım olacaktır.
Evet, Türkiye arabulucu değildir ama...
İran'ın büyük devlet onuruyla bir müzakere sürecine girmesinin, Amerika'nın ise müzakereye yaklaşmasının altyapısına, zeminine katkıda bulunuyor, diyebiliriz.