AKŞAM GAZETESİ | Nagehan Alçı | 2009-11-11

kategori2

İran'ı konuşurken hatırlanması gereken yasa

Türkiye ile İran arasındaki 'yakınlaşma'yı alkışlamadan ya da eleştirmeden önce ABD'de yürürlükte olan bir yasaya dikkat çekmek gerek. Bugün o yasadan bahsedeceğim: 'The Iran Sanctions Act', yani İran yaptırım yasası. Bu yasa ABD'nin, İran'ın hareket alanını daraltmak için çıkardığı bir yasa. Clinton'ın başkanlığı döneminde hem İran hem de Libya'ya karşı yürürlüğe sokulmuştu ancak Libya daha sonra BM'nin normlarına uyum sağladığı için 2004'te bu kapsamdan çıkarıldı.

***
Peki yasanın içeriği ne?
ABD, İran'a enerji sektöründe bir yıl içinde 20 milyon doların üzerinde yatırım yapan yabancı şirketlere 7 ayrı yaptırım öngörüyor. Bu yaptırımlar ABD bankalarından bu şirketlere kredi çıkmasının önlenmesinden, o şirketlerden ABD'ye ithalata yasağa kadar birçok sert maddeden oluşuyor.
ABD yaptırımlarla İran'ın enerji sektörünün gelişimini engellemek istiyor. Böylece nükleer faaliyetleri sekteye uğratmayı hedefliyor. Bu yasa son olarak 2011'e kadar uzatıldı. 

***
Ancak yasanın uygulanmama durumu da var. Bunun için iki şarttan birinin oluşması gerek: Ya yatırımı yapan şirketin ait olduğu ülke İran'a karşı ekonomik yaptırım uygulamayı kabul edecek ya da şirketin bu yatırımı yapmasının ABD'nin ulusal çıkarına olduğunu kanıtlayacak.

***
Şimdi bizim durumumuza bakalım: İlk şartı yerine getirmemiz olası görünmüyor. Çünkü Türkiye'nin İran'a bir ekonomik yaptırımı söz konusu değil. Hatta BM'den böyle bir karar çıksa bile Türkiye, Güvenlik Konseyi üyesi olarak böyle bir karara 'evet' oyu vermekte zorlanabilir.
İkinci şart, yani yatırımın ABD'nin çıkarına olması durumu ise hayli şaibeli. ABD, İran'ın Nabucco projesine dahil olmasına hala karşıyken, onun enerji altyapısını geliştirmeye yardımcı olacak yatırımları çıkarına değil zararına görecektir.

***
Sonuçta Bill Clinton'ın İran'ın nükleer faaliyetleri ve Hizbullah, Hamas gibi terör örgütlerine desteğine tepki göstermek için uygulamaya soktuğu yasa hala devrede ve Türkiye bu yasaya karşı hareket ederse kendi ile çelişmiş oluyor. Çünkü bir yandan İran ve ABD ile arabuluculuk yapmayı istemek, diğer yandan ABD'nin politikalarının tersine hareket etmek mümkün değil.

***
'Tamamen ABD paralelinde hareket etmek gerek' demiyorum. Bağımsız bir ülke olarak Türkiye elbette kendi başına kararını verecek ve kendi bölgesinde gücünü artırmak için proaktif politikalarını uygulayacaktır. Ancak bu politikaların tutarlı ve birbiriyle uyumlu olması için İran'da attığı son adımları bölgede soyunduğu rol ile paralel hale getirmesi lazım.

***
Oysa şu anda böyle bir paralellik yok. Ya Türkiye 'ABD'ye rağmen İran'a yakınlaşıyorum, ben kendi bölgemde liderim ve kimsenin çıkarına hareket etmem, arabuluculuk da yapmam' diyecek ya da ABD yukarıdaki yasayı devreden çıkaracak ve İran'a karşı pozisyonunu yeniden tanımlayacak. Yani İran'ı 'izole edilmesi gereken devlet' olmaktan çıkaracak. Aksi takdirde bu resmin inandırıcılığı yok.

Karşı devrime karşı kutlama
BaĞdat Caddesi'nde bir 'Cumhuriyet Bayramı' kutlaması... Binlerce insan ellerinde Türk bayraklarıyla yürüyor, 'teslim olmayacağız' sloganları atıyor.. Geçtiğimiz yıl da kutlamalara katılan bir tanıdık 'Biliyor musun' diyor, 'o zaman bu AKP elektrikleri kesmişti!'

***
Dayanağı olsun ya da olmasın, bu tablo çok ürkütücü değil mi? Kalabalıklar neye, kime teslim olmayacaklar? Söylenen marşlar, havaya kaldırılan çocuklar kime meydan okuma?

***
AK Parti aradan geçen 7 yıldan sonra böyle bir tablonun hala ve büyüyerek devam etmesi karşısında oturup tekrar düşünmeli. Kalabalıkların bu ülkenin milli bayramını kutlarken onu neden aralarına almadığının cevabını aramalı.