AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2009-11-11
26 Ekim Pazartesi günü Resmi Gazete'de bir yönetmelik yayınlandı. Bundan böyle ülkemizde genetiğiyle oynanmış tarım ürünlerinin veya bu tarımsal ürünlerin girdi olarak kullanıldığı gıda ürünlerinin ithalatı, ülke içinde üretilmesi ve satılması serbest bırakılıyor. Yönetmelikteki diğer bir ifade ile de; genetiğiyle oynanmamış ürünlerde bunun belirtilmesi yasaklanıyor. Ne yaman bir zekâ!
Bu durum aklıma bir fıkra getirdi: Doğu'da bir kış günüdür. Bektaşi akşamüzeri bir köye misafirliğe giderken, onu havlayarak gelen köyün köpekleri karşılar. Bektaşi kendini korumak için yerdeki sopayı almaya çalışır. Sopa buz tutmuş, yere yapışıktır, alamaz. Yerdeki taşı almaya çalışır o da buz tutmuş, yere yapışıktır, onu da alamaz. Bektaşi söylenir: Ne tuhaf bir memleket; taşları sopaları bağlamışlar, köpekleri salmışlar. Sözde bu yönetmelik halkın sağlığı ve çevrenin en üst düzeyde korunması için yapılmış. Ancak göz göre göre halkına radyasyonlu çay ve fındık tükettirmiş bir zihniyet bunu iddia ederse hiç de şaşırtıcı olmaz.
Deniyor ki, gıdaların ve tarımsal ürünlerin genetiğiyle oynanması, dünyadaki açlar için duyulan kaygıdan kaynaklanıyor. Mesele sadece, "acep neyleriz de daha fazla tarımsal mahsul alır ve bu açları doyururuz" gayretinden mütevellit bir hadisedir.
Yine de perdenin arkasında bu gölge oyununu oynatan hayırseverler pek dikkat çekicidir. Tıpkı domuz gribi aşısını üretenler gibi. Bu işin piyasasına da birkaç büyük ABD'li firma hâkimdir. Bunlardan biri de Monsanto'dur. 2007 yılı verilerine göre, dünya çapında 1 milyon kilometre kare toprakta üretim yapmaktadır bu dev küresel şirket. Gelgelelim hayırsever Monsanto nedense Avrupa'da iyi anlaşılamamış olacak ki; son olarak Fransa'da 9 Şubat 2008'de hükümet tarafından alınan bir kararla ülkeden kovuldu. Bu duruma celallenen Monsanto Avrupa'daki uzantılarının tamamını kapatma kararı aldı. Ama Monsanto bu kararı almazdan evvel zaten genetiği değiştirilmiş ürünlerin tüm AB ülkelerine girişi yasaklanmıştı.
Bizim hükümete de haksızlık etmemek lazım, Monsanto ve onun benzeri şirketlerin pek himmetli, pek merhametli gayelerini anlayan ve takdir eden başkaları da var. Mesela Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu (United Nations Economic Commission for Africa -UNECA) eski genel sekreteri Kingsley Amoako bunlardan biridir. Bu zat-ı muhterem, Etiyopya'daki bir konferansta Afrika hükümetlerinin temsilcilerini genetiğiyle oynanmış gıdaların tüketimi konusunda cesaretlendirmiş, onlara halktan gelen karşı çıkışları bastırmalarını salık vermiştir. Görüyorsunuz değil mi efendim, Birleşmiş Milletler insanlık için nasıl da çırpınıyor.
Öyleyse Avrupalılar, sivil toplum örgütleri ve bilim adamları neden karşı çıkıyor genetiğiyle oynanmış ürünlere? Sağlıkla ilgili nedenler ilk sırayı alıyor, özellikle de bağışıklık sistemini çökertici etkileri ve kanserojen olmaları. Çevre üzerindeki olumsuz etkileri de öne sürülüyor. Trans-genlerin istenmeyen şekilde çapraz polenleşme ile yayılması, diğer organizmalar (ör. toprak mikroorganizmaları) üzerine olacak henüz bilinmeyen etkileri, flora ve fauna biyo-çeşitliliğinde muhtemel azalma gibi etkilerden bahsediliyor. Anlaşılacağı üzere bu etkilerin bazıları "muhtemel".
Peki, şimdi ne lazım? Bu etkilerin üzerinde rahatça denenebileceği kobay ülkeler ve halklar ne güne duruyor? Afrika, Ortadoğu, Asya'nın gelişmemiş bölgeleri. İnsan hayatının pek de para etmediği neresi varsa artık...
Aklıma Nazım'ın "23 Sentlik Asker" şiiri geldi:
"Mister Dalles,
sizden saklamak olmaz,
hayat pahalı biraz bizim memlekette.
Mesela iki yüz gram et alabilirsiniz,
koyun eti,
Ankara'da 23 sente..."
Biliyorsunuz bu şiir ABD'li bir yetkilinin bir Türk askerinin maliyeti 23 senttir demesi üzerine yazılmıştır. Kaderin cilvesi herhalde, şimdi o koyun etinin de genetiğiyle oynanacak memleketimde, hem de Mister Dalles'in ülkesine ait şirketler yapacak bunu...