AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-11-11

kategori2

Soner Yalçın bu kitabı neden yazdı?

Elimde Soner Yalçın'ın yeni yayımlanan kitabı 'Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor' var. Bu kitabın üzerinde tam bir buçuk sene çalıştı. Ben de bir haftadır bu kitap hakkında yazıp yazmamayı düşünüyorum. Üzerimde öyle bir baskı var ki... Yazdığım zaman komplo meraklıları 'Yine birbirlerini kolluyorlar, yine birbirlerini destekliyorlar' gibi ucuz polemiklere çekmeye çalışıyorlar. Birileri yine o malum çete lafını gündeme getirmeye çalışacak; kendileri hayata öyle baktıkları için başkalarını da öyle görüyorlar.
Bunlardan bağımsız bir kaygım daha var... Ben zaten bu gibi saldırılara alışkınım. Derim iyice kalınlaştı. Görmezden gelmeyi de biliyorum; gerektiğinde cevabı yapıştırıp susturmayı da... Ancak Soner Yalçın medyada hiç gözükmek istemeyen biri... Röportaj vermiyor, televizyonlara çıkmıyor, pek çok yakın arkadaşını da bu yüzden reddediyor.
Fakat ben yazdığım için onu da bu ucuz kulvara birileri çeker mi endişesi yaşadım...
Görüyorsunuz, bu yeni medya düzeni, sonradan mesleğe giren ucuz isimler bize neleri düşündürüyor.
Oysa ortada çok önemli bir kitap var. Bir gazetecilik çalışması... Dahası bu toplumda karşılığını bulmuş... Soner Yalçın'ın diğer 10 kitabı gibi, bu sonuncusu da yine çok ilgi görüyor. Millet iki-üç bin basınca ortalığı yıkıyor, bu kitabın ilk baskısı 100 bin. Böyle bir toplumsal olay haline gelmiş...
Sırf birtakım adamlar laf söyleyecek, birileri damga vurmaya çalışacak ve ben de korkup Soner Yalçın'la arkadaşım diye haber yapmayacak mıyım? Bu olguyu değerlendiremeyecek miyim? Ve bu kitabı görmezden mi geleceğim?
Kim ne derse desin... Ortada arkadaşlığın ötesinde benim de savunduğum bir mesleki duruş var... Tıpkı Uğur Dündar gibi... Bu isimler kendileri hakkında haber yaptırıp, ona buna yanıt yetiştimeden sadece üreterek varoluyorlar. Ve gazetecilikten sapmıyorlar. Ve işte tam da bu yüzden toplumda karşılığını buluyorlar.
Benim için her şeyden öte gazetecilikteki bu tercih önemli...
'Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor' kitabını zaten okuyacaksınız... İçinde CIA'in kefil olduğu cemaat liderlerinden tutun da 'Yahudi mallarını almayın' diye yayın yapıp kendisi Yahudilerle ticaret yapan dinci gazetelere kadar çok ilginç bilgiler var. Türkiye'nin yeni sermaye sınıfı, yeni figürleri, aktörleri hakkında daha önce yazılmamış pek çok ayrıntı yer alıyor... Utah'tan ordu aleyhine yayın yapanlar, FBI'ın yetiştirdiği dinci istihbaratçılar...
Bütün bunlar kitapta...
Ama beni asıl bu kitabın neden yazıldığı ilgilendiriyor. Kitaptan okuyalım bunu da:
'Babam 83 yaşında. Beş vakit namaz kılmaya 14 yaşında başlamış. Dedesi medrese hocasıymış. Babam ilk İslami bilgilerini dedesinden almış. 66 yıl beş vakit namazını kılıp, camiye gitmiş. Bir gün öğle namazı için camiye gitmiş. Ve imamla tartışmış! Tartışma babamın şu sözüyle başlamış: 'Hocaefendi, okuduklarınızın Türkçe mealini söyleseniz de tüm cemaat aydınlansa.' Vay sen misin camide 'Türkçe' sözünü ağzına alan! Dinci imam küplere binmiş. Babamı Müslümanların arasına fitne sokmakla ve neredeyse dinsizlikle itham etmiş. Üstelik cemaatten bazı dinciler de imama destek çıkmış. Hatta biri tutup 'Bu Halk Partililer hep böyledir' demesin mi! Yaklaşık 70 yıldır camiye giden babam şaşkınlık içinde kalmış. Camiden hırsla çıkıp eve gelmiş ve bir daha camiye gitmeyeceğini söylemiş. İbadeti bu derece ifrata vardırılmasını anlayamamış. İşte dincilik budur, böyledir. Bunlar İslam'ı Kuran-ı Kerim'i herkes anlasın istemiyor. Bunlar Kuran-ı Kerim'in emrettiklerini yapmıyor. Yaptıklarına Kur'an'ı uyduruyorlar. Bu kitap bu farkın anlaşılması için kaleme alınmıştır.'
Girişte bu bölümü okuduğumda çok yaralandım. Aslında Türkiye'nin dinle ilişkisindeki en temel problem şu küçük örnekte yatıyor.
Bu hoyratlık bugün her yerde karşılığını buluyor... Basındaki dinci saldırganlar, dinci tetikçilerin o camideki dinci imamdan farkızlar. Çok ağır suçlayıp, sizi parmakla gösterip yok edilmenizi istiyorlar. Tasfiye listeleri çıkarıyorlar, çete diye polise, savcılara ihbarda bulunuyorlar.
Maalesef, bu dinciler o ahlakı baş dava haline getirmiş Müslümanlara hiç mi hiç benzemiyorlar...

Cadde'nin kafası karışık
Son günlerde herkes çevremde Milliyet'in Cadde ekini tartışıyor. Kimi mizanpajını beğenmiyor, kimi haberlerinin iyi olduğunu söylüyor. Birileri Milliyet'i daha okunur kıldığını iddia ediyor, kimileriyse bu gazeteye yakıştıramıyor.
Bana göreyse Milliyet Cadde sadece Milliyet'e değil, Türk Basını'na bir hareketlilik getirdi. En sevdiğim magazin eki Günaydın'ın tahtını sallayabilir...
Buraya Habertürk magazinini de eklemeliyim... Magazin kulvarında yarış kızıştı... Kelebek'i hiç söylemiyorum, onlar sadece Kanaltürk'te yapımcılığını üstlendikleri programlarının tanıtımını yaparak gazete çıkarıyor.
Neyse...
Cadde'de ciddi bir çaba var... Ama bana kalırsa telaştan ve belki de çok çalışmaktan ciddi bir kafa karışıklığı da var. Sayfalar arası ciddi bir kopukluk var.
Pazar günü açtım Cadde'yi... İstanbul'da yayınlanan sayfaları içinde biri Nişantaşı'nın bittiğini, yıldızının söndüğünü, artık herkesin İstinye Park'a gittiğini yazmış...
İki sayfa sonra, Milliyet'in yeni transferi Elif Aktuğ ise 'Nişantaşı yıkılıyor!' diye tam da Nişantaşı'nın ne kadar gözde olduğunu anlatan bir başka yazı yazmış...
Nasıl yani?
Milliyet Cadde okuru şimdi kime inanacak?
Bana sorarsanız Elif Aktuğ'a inanmalıdır... Çünkü Nişantaşı hala bildiğimiz Nişantaşı... Elif Aktuğ da evinden değil, sokağın nabzının attığı yerden yazar...

Ya Şimdi Ya Hiç!
BazI okurlarım Cumartesi gecesi Star'da yaptığım 'Ya Şimdi Ya Hiç' programından neden köşemde bahsetmediğimi soruyor. Bazı arkadaşlarım kuliste ne hikayeler var, onları yazsana, çok ilgi çeker diyor. Ben ilke gereği, kendi programımı kendi köşemde tanıtmıyorum. Daha evvel başka programlarda da yer aldığımda bahsetmedim, bugün de aynı tutumum sürüyor. Tanıtanlara bir şey demiyorum. Ama bu benim tercihim değil.

-----------------------------------------------------------------------

DÜZELTME VE CEVAP METNİ

ORAY EĞİN'İ GAZETECİLİK YAPMAYA VE SAYGIYA DAVET EDİYORUZ

Akşam Gazetesi'nin 26.08.2009 tarihli nüshasında yayınlanmış olan Oray Eğin imzalı "TASFİYE OLACAK İLK GAZETECİ" başlıklı hakaret dolu yazı, tamamen ön yargılı ve art niyetli duygularla, gazetecilik kisvesi altında ve gazetecilik mesleğinin etik değerlerini yok etme pahasına, sadece müvekkile saldırı amacıyla yapılmış çok çirkin, düzeysiz ve kasıtlı bir yayın niteliğindedir.

Köşesini, tamamen şahsi kaygılarla ve kendi yarattığı kurguları dayanak alarak müvekkile saldırmak gayesiyle bir araç olarak kullanan Oray Eğin, söz konusu yazı çerçevesinde gerçeklere aykırı olarak ve haksız yere müvekkil Erdal Şafak'a çeşitli itham ve isnatlarda bulunmuştur. Oray Eğin'in kendi hayal mahsulü çıkarımları çerçevesinde ortaya koyduğu bu çirkin yaklaşım, hukuka aykırı olduğu kadar aynı zamanda basın meslek etiğine ve ilkelerine de açıkça aykırıdır. Tekzibe konu köşe yazısı içerisinde müvekkil hakkında kullanılmış kelime ve ifadeler, aslında Oray Eğin'in kapasitesinin ve gazetecilik anlayışının sınırlarını ortaya çıkarmakta; ve basın ahlakından nasibini alamamış bir yazarın hezeyanları olarak kamuoyuna yansımış bulunmaktadır. Oysa basın özgürlüğü ve ifade hakkı, gazete sütunlarına işgal etmenin verdiği haksız güvenle, gerçekleri çarpıtarak ve olmayan gerçekler yaratarak kamuoyu karşısında müvekkili kötüleyebilme hakkını asla ve asla kimseye vermemektedir.

Müvevekkil Erdal Şafak, Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olarak Sayın Nazlı Ilıcak'ın, bazı medya kuruluşları ve mensupları için "Yandaş" sıfatını kullandığı bir yazısını SABAH Gazetesi'nin tarafsız ve objektif habercilik anlayışına helal getirmemek adına yayından çekmiş olup; ayrıca bu durum Oray Eğin'in iddiasının aksine Sayın Nazlı Ilıcak'ın da bilgisi dahilinde gerçekleşmiş ve onayıyla ilgili yazı söz konusu ifade olmadan yayınlanmıştır. Ancak Oray Eğin'in bu olayın nedenleri ile ilgilenmediği/ilgilenmeyeceği, amacın gazetecilik değil kara çalma olduğu yazısının üslubundaki basitlikten açıkça anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak Oray Eğin yazısında son derece çirkin, düzeysiz, hakaret dolu ve bir gazeteciye asla yakışmayacak ifadeler kullanmak suretiyle müvekkile saldırmaktan çekinmemiş; basın mesleğinin etik değerlerini hiçe sayarak sırf şahsi öfkesini kusabilmek adına köşesini kişisel kaygı ve amaçlarına alet etmiştir. Müvekkil basın mesleğine yıllarını vermiş; saygın ve itibarlı duruşuyla; tecrübesi ve güvenilirliliğiyle kamuoyu nezdinde isim yapmış, sevilen ve takip edilen bir gazetecidir. Basın etiği çerçevesinde, tarafsız gazetecilik anlayışıyla, kişisel haklara saygılı bir şekilde mesleğinin gereklerini yerine getirmekte olan müvekkil ile ilgili olarak kaleme alınan, basın ahlakı ve ilkeli gazetecilik anlayışıyla bağdaşmayan hakaret ve yalan dolu söz konusu yazı hakkında tüm yasal haklarımızı saklı tutar Oray Eğin'i gazetecilik yapmaya ve saygıya davet ederiz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Erdal ŞAFAK
Vekilleri
Av. Çağlar KÖKTÜRK Av. Banu YILMAZ