AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-11-11
CHP'yi 'ideolojik buhran'a sürükleyen şey, 'dindarlar Atatürkçü politikalar yürütemez,' önyargısı oldu.
Oysa, AK Parti hükümetinin dış politikadan, 'Demokratik Açılım'a kadar yürüttüğü temel politikaların çoğunun referansı Cumhuriyet'in Kuruluş Felsefesi'ydi.
Kurumsallaşmış İnönücü bilinç ile malul CHP kadroları ise, dönüp 'Kuruluş Felsefesi'ne ve onun kaynaklarına bakma zahmetine girmeden 'AK Parti işleri'ne karşı radikal bir muhalefete giriştiler.
Atatürkçü gelenekten, 'Kuruluş müktesebatı'ndan kopmuş olmanın faturasını, bu dönemde 'kendi varoluş sebepleri'yle ihtilafa düşerek ödüyorlar.
'Dindarlar Atatürkçü politikalar yürütemez' önyargısı CHP'nin 'anlam krizi'ni derinleştiriyor.
Misak-ı Milli'nin tamamlanması, yani Musul Meselesi'ni...
'İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle' hedefini ve Demokratik Açılım'ı...
'Yurtta barış, dünyada barış' ilkesiyle Davutoğlu'nun 'sıfır problemli' dış politikasını düşünün...
Bunların hangisi 'Kuruluş Felsefesi' ile ihtilafa düşer ki?
Öyleyse, kavramı muhalifinden tanımlamaya çalışırsak, CHP'nin bu konulardaki muhalefetlerinin onu aslında Atatürkçü gelenek ile çeliştirdiğini anlayabiliriz.
Nihayetinde, Mustafa Kemal Atatürk'ün bu ülkede zemin seçtiği ve siyasetini üzerine inşa ettiği tek ilke 'laiklik' değildi.
Zira, diğer ilkeleri ve geniş politikasını planlamamış olsa, laikliğin tek başına tesis edilebilmesi de mümkün olamazdı.
Mustafa Kemal Atatürk'ün geniş ve çok fonksiyonlu denklemi nasıl laikliğin tesis ve tahkimi ile sonuçlandıysa...
AK Parti'nin Atatürkçü iç ve dış politikaları dindar kadroları da laikliğe sahip çıkmak gerekliliğiyle yüzleştirdi.
Nasıl mı?
Şöyle: Laikliği ihmal ederek bir 'demokratik açılım' yapmanız, en azından Alevileri içerebilmeniz mümkün değildir.
Ya da şöyle: Laikliği ihmal ederek, terör belasından kurtulmaya çalışan Pakistan'a bir model teklif edebilmeniz de imkan dahilinde olamaz.
Yaşadığımız AK Parti iktidarı deneyimi bize, bu ülkenin 'Kuruluş Kavram ve Kodları'nın sağlamasını yaptırdı.
Sistem ancak bir bütünlük içinde çalışabildiği için; dindar kadrolar uluslararası iddiaları ve iç barışı gündeme getirirken niçin 'laikliğin vazgeçilmez' olduğunu anladılar.
CHP ise, uzun bir süredir bütünlükten kopmuş, yalnızca 'laiklik' ilkesini agrandize edip, diğer bahisleri unutarak sekter bir çizgide pozisyonlanmaya başlamıştı.
Bu süreçte bile; Atatürkçülüğü sadece laiklikle sınırlamanın, sistemin çalışmasını 'laikliği yok saymak kadar' engelleyebileceğini kavrayamadı.
Eğer 'CHP aklı' behemehal Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş müktesebatına dönüp, Atatürkçülüğün kaynaklarını yeniden aktive etmezse...
Ve Cumhuriyetçi aydınların körlüğü bu rota üzerinde ilerlemeye devam ederse...
Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin bir sonraki iktidar dönemi Türkiye Cumhuriyeti tarihine 'Atatürkçülüğün temsilinin CHP'den alındığı ve AK Parti'ye aktarıldığı' bir dönem olarak geçecek.
Zaten Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Atatürk'ün sürdürücüsü' olarak tanımlanıp, Baykal için böyle bir yakıştırmanın halkın gündemine gelmemesinin sebebi de, analiz etmeye çalıştığımız bu 'ikili dinamiğe' işaret ediyor.