AKŞAM

'Faşistin kardeşi aramıza sızdı'

12 Eylül dönemini tüm çıplaklığıyla hatırlatan Yaşar Okuyan'ın ardından o günleri bir de kardeşi Arif Ekim'den dinledik. Ülkücü bir ağabeyin TKP'li kardeşi Ekim soyadını neden değiştirdiğini anlattı:  Bana faşistin kardeşi aramıza sızdı diyorlardı. Sonunda gittim mahkemeye 'bu soyadını taşımaktan bıktım' dedim

Yaşar Okuyan'ın kendisinden 4 yaş küçük kardeşi Arif Ekim (Okuyan), 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji bölümüne kaydını yaptırdı. Daha sonra hayranı olduğu Cemil Meriç'le tanışıp onun asistanlığını yapmaya başladı. Marksizmin bilimsel tabanını da Meriç'ten öğrendi.
Komünist fikirleri benimseyen ve Türkiye Komünist Partisi (TKP) içinde faaliyet göstermeye başlayan Arif'in bu tercihi, ülkücü hareket içinde aktif olarak yer alan ağabeyi Yaşar Okuyan'ı çileden çıkardı. Kanlı bıçaklı olan iki kardeşin kavgası ve küskünlüğü tam 10 yıl sürdü. Nefret öyle bir boyuta ulaşmıştı ki Arif Okuyan, ağabeyi ile aynı soyadı taşımamak için mahkemeye başvurup soyadını 'Ekim' olarak değiştirdi. 

'Cemil Meriç'in 3.5 yıl asistanlığını yaptım. Ben bir tek Cemil Meriç'e hocam derim. Bana çok şey kazandırmıştır. Ne sol anladı ne sağ anladı Meriç'i. Hala da anlaşıldığını sanmıyorum. Ağabeyim Yaşar ile aynı kuşağın insanlarıyız. Aslında hepimiz 1968 kuşağından etkilendik. Muhafazakar bir ailede yetiştik. Kuran kursuna da gittik, hatim de ettik. Hepimizde bunlar kalıcı izler bırakmıştır.'

NAZIM OKUMAMA BİLE KATLANAMIYORDU
'Nazım Hikmet'in eserlerini 1966'da okumaya başladım. Türkiye o yıllarda gerçek demokrasiyi yaşayan bir ülkeydi. AB falan halt etmiş. Ama ağabeyimle bir türlü anlaşamıyoruz. Nazım okumama bile katlanamıyor. Bir gün, 'Ne okuyorsun bu komünisti' diyerek üzerime yürüdü. Aslında ilk gençlik yıllarımda ağabeyimden etkilenip ülkücülere sempati duyuyordum. Ama 12 Mart öncesinde MHP'nin çok fazla NATO'cu, ABD yanlısı bir tutum içinde olması beni rahatsız etti. Zaman ilerledikçe ayrı kulvarlara geçtik. 1969-70'de sol sağ çatışmasının nüveleri ortaya çıkmış, çatışmalar başlamıştı. Şiddetin bir çözüm olmadığını savunan genç bir insandım. Böyle bir ortamda ülkücülerin kullanıldığını da düşünüp, o kesimden hızla uzaklaştım'.

'Sonra Hareket Dergisi ilgimi çekti. Orada yazmaya başladım. Çok önemli isimler çıkmıştır oradan Yaşar Nuri Öztürk, Ali Bulaç, Ahmet Kabakoğlu, TTK Başkanı Ali Birinci...
 Hepimizin ilk yazıları orada yayınlandı. Ama bendeki arayış bitmedi. Ciddi eleştiri yazılarına yöneldim. O dönem MHP'yi eleştiren ağır yazılar da yazınca, bizim evde kıyamet koptu. Ağabeyimle aramızdaki gerginlik daha da tırmandı.'

 'Bir gün Cemil Hoca'ya sol görüşlere yakınlaştığımı söyledim. Cemil Hoca, 'Türkiye'deki komünistler antikadır. Adam harcamayı severler' diye beni uyardı. Bu uyarının ardından da, çeşitli kitaplar önerdi. Marksiz'min bilimsel tabanını öğrenmemde Cemil Hoca'nın çok büyük katkıları olmuştur.'
Önce şansını TSİP'de deneyen Arif Ekim'in yolu, daha sonra TKP ile kesişir. O dönemde İlerici Gençlik Derneği'nin (İGD) yayın organı Ürün Dergisi'nde yazılar yazmaya başlar.

DEVRİMCİLER ELEŞTİRİ KALDIRAMAYINCA
'Dergide entelektüel yazılar yazarken, birden duvarlara yazılar yazmaya başladım. Bu büyük bir hataydı. Eğer bu hatayı yapmasaydım, hayatım çok farklı olurdu. Ama genetik bir olay var. Ağabeyim de, ben de doğru bildiğimizi söyler ve hemen uygularız. Bu özelliğim TKP içinde de devam etti. Yanlışları bir bir söylemeye başladım. Eleştirilerimi kaldıramadılar ve TKP'den aforoz edildim. Haydar Kutlu takımı TKP'yi ele geçirdi ve mahvettiler.'

'Ama ben yeni bir arayışa girmedim ve TKP'ye hep sadık kaldım. Komünizme, işçi sınıfının öncülüğüne inanıyordum. DİSK için çalışmaya ve örgütlenme yapmaya başladım. Ama ciddi bir bunalım da geçirdim. Bu sırada terör hızla tırmanıyordu. Sokaklarda insanlar sapır, sapır dökülüyor. O sırada belediyede işçi kadrosunda çalışıyorum. Ama adım 'komünist'e çıkmış. Beni çöpe sürdüler. Fatih'in, Eminönü'nün sokaklarında çok çöp toplamışlığım vardır. Rahmetli Aytekin Kotil dönemiydi. Örgüt sizden uzaklaşmış, çöptesiniz, polis ensenizde. Yazıları beğenilen bir insanken yalnız kalıyorsunuz.'

İKİ TARAFIN DA GÖZÜNÜ KAN BÜRÜMÜŞTÜ
'1979'da bir sürü olayda şunu gördük: Hem ülkücü hem sol tabanın içinde şiddete tapınan ve şiddetle sonuç alacağına inanan salaklar vardı. Ellerine kan bulaşmıştı ve birçok olayda kullanılmışlardı. Solda bunları ikna etmeye çalışıyordum ama mümkün değil. 60 sayfalık manifesto okumamış, ama lafa geldi mi 'büyük devrimci'. Elinde silah var. Ne anlatacaksınız? İki tarafta da gözünü kan bürümüş grupçuklar oluşmuş. Bir alamete binmiş ve kıyamete gidiyorduk. Zaten duvara tosladık. Ama o günlerde bile şunu net olarak görüyordum. İster 'kontrgerilla' deyin, ister 'gladyo' deyin Atlantik ötesinden yönetilen bir şiddet hareketi vardı. TKP yönetimini de bu konuda defalarca uyardım. Ama onlar bildiklerini okumaya devam ettiler.'
'Ve ardından 1980 darbesi geldi. Ağabeyimin durumunu annemden takip ediyorum. Benim de hakkımda yasak yayın bulundurmaktan dava açıldı. Ağabeyim içeriden çıkınca Yalova'da annemin evinde buluştuk. Yaklaşık 10 yıl küs kalmışız. Önce tokalaştık. Sonra o kendi yaşadıklarını anlattı. Ben kendi tarafımdan anlattım. O zaman ben yine TKP'liydim, O yine MHP'liydi. Ama işin özünde benzer şeyleri düşündüğümüzü fark ettik. İkimizin de karakteri aynı. Tartışmayı başarabilseydik birçok şey çok farklı olurdu.'
'O'nun 1980'den sonra yaşadıklarıyla, benim 12 Mart sırasında gözlemlediklerim arasında paralellikler olduğu ortaya çıktı. Yaşananlardan çıkarılması gereken en büyük dersi şudur: Türk insanı gerçekten okumalı. Bilgi olmadan ne siyaset olur, ne dünyayı değiştirmek olur. İkincisi her akşam uyurken 'Bu halk için bu ulus için ne yapıyorum' diye kendimize sormamız lazım. Kendim için artık komünist diyemem. O siyasi hareket Cemil Hoca'nın dediği gibi, yöntemde Marksistim.'

MORGLARI TEK TEK DOLAŞIP ARİF'İ ARADIM
YAŞAR Okuyan o dönem kardeşiyle yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
'Kardeşim uzun süre İslami sosyalizmle ilgilendi.  Sonra İslam bölümü gitti sosyalizmi kaldı. Kanlı 1 Mayıs gününü hiç unutmuyorum. İstanbul Valisi, emniyet müdürünü arıyorum. Tek tek morglara soruyorum. Bu arada konuşmuyoruz ama. Bir arkadaşında kaldığını öğrenince nasıl rahatladım anlatamam.
Cezaevinde iken bir gün ziyaretime gelir diye ismini yazdırdım. Cezaevi komutanı ismi görünce şaşırdı. Ama gelmedi tabii. Yine de bekliyor insan. Tahliye olduktan sonra barıştık. Elbette aradaki mesafenin kalkması oldukça zaman aldı. Daha sonra siyasi olarak giderek yaklaştık birbirimize diyebilirim. 15 senedir ise ayrımız gayrımız yok.  Atatürk milliyetçiliğinde devam ediyoruz.'

EŞİME BOŞAN DİYE BASKI YAPTILAR
'O tarihlerde İGD'den tanıştığım bir bayanla evlenmiştim. Örgüt 'kocandan ayrıl' diye karıma baskı yapıyor. Ben çizgimi asla terk etmedim. Her eylemin içindeyim, 1976'da 1 Mayıs'ta en öndeyim.'
'Ağabeyimle aramızda çok büyük bir gerginlik var tabii. Ancak babamın ölümünün ardından ipler tamamen koptu. Bir kapıştık tam kapıştık. Ama ne olursa olsun kardeşiz. 77 kanlı 1 Mayıs'ında, başıma bir şey gelip gelmediğini öğrenmek için Emniyet'i ayağa kaldırdığından haberdarım. Ama konuşmuyoruz. Onun çevresinden arkadaşları öldürülüyor, benim dostlarım vuruluyor.' '1978'de üzerimdeki baskı tepemi attırdı. Çünkü çevremdeki herkes ağabeyim Yaşar Okuyan'ı tanıyor. 'Faşistin kardeşi aramıza sızdı' diyorlar kanıma dokunuyor. Soluğu Sultanahmet Adliyesi'nde aldım. Soyadımı değiştirmek için bir şey uydurdum. Hakim inandırıcı bulmadı ve 'Bunu geç gerçek sebebin ne onu söyle' dedi. Bunun üzerine, 'Yaşar Okuyan'ın kardeşiyim. Bıktım bu adamdan. Aynı soyadı taşımak istemiyorum' dedim. Hakim dahil salondaki herkes gülüyor. Talebim kabul edildi. 1917 Ekim devriminden esinlenip, soyadımı 'Ekim' olarak değiştirdim. Annem, 'iyi halt yedin' dedi.'

 

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3