AKŞAM | PAZAR | 15 KASIM 2009, PAZAR

Demokratik açılım Hizbullah'ı diriltebilir

Emrullah Uslu, Emre Uslu adıyla hayatımıza 2 yıl kadar önce Taraf Gazetesi ile birlikte girdi. Polis Akademisi mezunu ve ABD'de doktorasını yapan bu genç kalem, Gülen Cemaati üyesi olup devletin imkanlarıyla yurtdışında doktora yapmak ve özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratacak yazılar yazmakla suçlandı. Hatta TBMM'de soru önergesine bile konu oldu. Adının üzerinde dolaşan gizem perdesini artıran bir gelişme de geçtiğimiz ay yaşandı. Türkiye'ye döndü ve polislikten istifa etti; yetmedi, Ergenekon'un açığa çıkarılmasının en ateşli savunucularından biriyken, kurucusu Bedrettin Dalan Ergenekon soruşturması firarisi olan Yeditepe Üniversitesi'nde  Yrd. Doçent olarak çalışmaya başladı. Bu kadar gizem de fazla diyerek kapısını çaldım ve her şeyi sordum.

acilim
Hangi ilde doğduğunu güvenlik kaygısıyla söylemiyor ama verdiği detaylar yeterince gerçeklik katıyor hikayesine, kendisinden dinliyoruz: 'Bir mezrada doğdum. Yanlış yerde, yanlış zamanda doğmuş bir adamın hikayesi bu. Köyün 'tesadüfen' okuyan tek çocuğuyum. Alevi, Kürt ve Türklerin yaşadığı bir bölge. Böyle bir bölgede yaşadığımız için bizim orada bir anti-Kürtçülük de vardır. Biz çocukken, köye,yaylaya gelen Kürtlere şöyle bağırırdık: Kürt Kürt küfara / alnı taşa yufara/ Kürt ne bilsin bayramı / hor hor içer ayranı! Doktora yaparken bu tekerlemeyi araştırdım. Antalya civarında da Yörüklere söylenirmiş. Çok ağır hakaret içeriyor. Kürtlere, siz kafirsiniz, alnınız taşla ezilmeli, medeniyetten anlamazsınız diyorsunuz... İşte bu bir kültür. Ben çocukken bana bunu söyleten siyasal bir söylem değildi; bana bunları söyleten kültürdü. Kürtler bugün '2. sınıf vatandaşız' derken, aslında bu kültürden şikayetçi. Türkler de bunun farkında değil. İşte açılım sürecinin bu havayı değiştirmesi lazım. Kürt'ten cumhurbaşkanı olabiliyor diye Kürt sorunu yoktur demek, Kürtler için bir şey ifade etmiyor. 5 yaşında bir veledin bu tekerlemeyi söylemesi her şeyi bitiriyor.'

YEMLİHA'DAN EMRE'YE
Emrullah Uslu'nun 'ilk' adı Yemliha. Kendisi bununla ilgili bir de köşe yazısı yazmıştı; etnik olduğu için köylerinde çok yaygın olan ama nüfus memurunun kimliğe yazmayı reddettiği Yemliha isminin yine yaygın olan Emrullah'la değiştirildiğini bu yazıdan öğrenmiştik. Emrullah Uslu, köydeki ahırdan bozma okulları depremde yıkılınca babasının kendisini büyük şehre Devlet Parasız Yatılı Okulu'na göndermesini minnetle anıyor: 'Elektriği, televizyonu o yatılı okulda gördüm. Ortaokulu bitirince, babam kerhen 'okuyacak mısın' diye sordu. Aslında durumumuz yoktu ben de pek bilinçli olmadan 'okuyacağım' dedim. Ancak lisede bilinçli bir şekilde karar verdim akademisyen olmaya. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nde çok istediğim edebiyat bölümünü kazandım. İlk yıl, bir sınav sonrası cebimde otobüs bileti parası olmadığı için okuldan eve kadar yürüyünce bunun böyle olmayacağını anladım. Belki babam da bu hikayeyi şimdi ilk kez burada okuyacak. Para gönderemeyecekti ve ben o gün çizdim yolumu. Şehirli olsam, bir lokantada ya da barda garsonluk yapar yine okurdum ama bir köylü çocuğunda o mantık olmuyor. Mecburen sınava girdim ve Polis Akademisi'ne geçtim.'

HERKESİN 'DAYI'SI VARDI   BEN DE KENDİME DAYI YAPTIM
Akademi başka bir kapı açmış Uslu'nun hayatında: '4 bin kişi var okulda. Herkes şehirli, benim gibi köylü 4-5 kişi var. Bütün şehirlilerin de bir 'dayı'sı var. Ben de bir dayı bulmalıydım...          2. sınıftaydık, benim gibi olan arkadaşıma dedim ki; 'bak çevrene, herkesin bir tanıdığı var, bizim kimsemiz yok; bir şey yapmamız, dayı bulmamız, büyük adamlarla tanışmamız lazım.' Bir araştırma konusu bulalım, büyük insanlarla tanışırız diye bir fikir attım ortaya. Bu sayede Hasan Köni'den Mahir Kaynak'a kadar birçok kişiye ulaştık. İki Akademi öğrencisinin 'İstihbarat örgütlerinin siyasetçilerle ilişkisi' isimli araştırması herkese ilginç geliyordu ki bugünlerin de en popüler konusu. Araştırma okul bitene kadar sürdü ve o kadar güzel bir çalışma oldu ki kıyamadık; kitap yapmaya karar verdik. Bu da akademi tarihinde bir ilktir her halde. İnsanlara 'Akademi'den yeni mezunum ama kitabım var' deyince önümdeki kapılar daha kolay açıldı. Yani dayım kitabım oldu. Okul bitince, kura sonucu Ankara'da kaldım. Terör Şubesi'ne kitabımla gidince 'Seni almayacağız da kimi alacağız' dediler. İnsan Hakları Bölümü'nde başladım. Kanada macerası ondan sonra geldi.'

FABRİKADA BİR KOMİSER
Uslu'nun Kanada macerası dediği, gittiği dil okulu. Kitap çalışmasını yaparken en çok İngilizce kaynakları çeviremediği için üzülmüş Uslu ve İngilizce'yi hayati bir mesele gibi ele almış. Akademi'deyken one'ı van şeklinde yazdığı için sınıftan atılmasını, unutamadığı anıların arasında saklıyor. Yurtdışına gidebilmek için de ilginç bir yol denemiş: 'O dönem Bakan olan Sadettin Tantan'dan randevu aldık, bir tanışıklımız yok ama çok yardımcı oldu bize. Anlattık derdimizi, 'Aferin' dedi. Biz o 'aferin'in gazıyla yine 5 kuruşsuz Kanada'ya gittik. Orada hayatım boyunca minnet duyacağım Türklerle tanıştım. Sabah 09.00'dan 16.00'ya kurs. Oradan fabrikaya. Türkiye'de komisersin, altında o kadar adam çalışıyor; Kanada'da fabrika işçisisin, üstelik bir de paran yetmiyor. Daha ucuz kurs ararken, açtım telefon defterini, Türk akademisyenleri aramaya başladım. Bir Türk profesör, parasız devam edebileceğim bir kurs bulmama yardım etti. Sadece telefonla konuştuk, beni hiç görmedi, adımı bile hatırlamaz. Geçenlerde mail atmış, 'Kürt sorununu çalışıyorum, makalelerinizle ilgili bir konuyu konuşabilir miyiz' diye. Hemen aradım, 'hani Kanada'da bir genç sizi dil kursu için arayıp yardım istemişti, siz de yardım etmiştiniz ya, o benim' dedim. Zorlukla hatırladı öyle bir yardım yaptığını...'
Kanada macerasını tamamlayan Emre Uslu, yurda dönünce çalışmaya başlasa da gözü devletin açtığı yurtdışı doktora sınavlarında olur. Arada Ankara Üniversitesi, Gazetecilik Bölümü'nde Mahmut Yıldırım yani Yeşil hakkında master tezi yazar. Sonra açılan sınavda başarılı olup yurtdışı eğitim bursu hakkını kazanır. New York, City University of New York'ta John Jay College'de Criminal Justice master'i yapar. Ardından da Utah Üniversitesi'nde Ortadoğu Çalışmaları Merkezi'nde doktorasını tamamlar.
Doktoranın ilk iki yılını İçişleri Bakanlığı'nın bursu, son iki yılını da üstün başarıları nedeniyle üniversitenin özel bursuyla tamamlamış Uslu.             4 üzerinden 3,9 ortalamayla mezun olmuş. 
'Kürt Politik Kimliğinin Sekülerleşmeden İslamcılığa Dönüşümü' konulu doktora teziyle dünya basının da ilgisini çeken Uslu ile demokratik açılımın açılımını yaptık.

DOĞU'DA GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ DEMOKRASİ UYGULANIYOR
- Kürt açılımı meselesinde geldiğimiz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Açılım denilen şey, Kürt kimliğinin ne anlama geldiğini tanımlama çerçevesi çizen bir paket... Devlet, bu anlamlandırma işinde 'ben de aktif rol almalıyım' anlayışıyla açılım sürecini başlattı. 'Kürtler ne istiyor' sorusu aslında kimliklerini nasıl anlamlandırmak istiyorlar sorusu ile eş değer. Bölgenin normalleşmesi gerek. Bölge, 1970'den 2002'ye kadar sıkıyönetim ve OHAL uygulamalarıyla yönetildi; bu da bölgede korkuya dayalı bir kültür yarattı. Orada, o yıllardan beri genetiği değiştirilmiş demokrasi uygulanıyor. Bunun normalleştirilmesi gerek. Devletin koşulsuz güç olduğu, bunun karşılığında da PKK'nın tek başına bir güç olarak diğer rakiplerini (Rizgari hareketi gibi) sindirdiği bir durum. 

- DTP, fonksiyonel değil mi?
DTP bölgede emlakçı. PKK ev sahibi, DTP onların emlakçılığını yapıyor; o örgüt ne derse, o görüşü kiraya veriyor. Daha sonra yürürlükten kalktığında da yeni kiracılar arıyor. Asıl aktör hala  Öcalan. Bunu bir kenara koymak gerek. Aslında bu süreçte pek tartışılmayan bir konu var; PKK ile Devlet savaşırken birçok aracı kullanıldı. Din bunlardan biri. Bir tarafta seküler bir devlet, diğer tarafta seküler bir örgüt olarak PKK. 

- Belki de Marksist PKK daha sert...
Tabii, fakat bölgenin gerçekleriyle bu sekülerlik örtüşmedi. İronik bir şekilde PKK ve Devlet, bölge halkını kazanabilmek için dini kendi lehlerine kullanmaya çalıştı. Örneğin sekülerliğin bayraktarlığını yapan Ordu'nun helikopterlerinden, bölgeye üzerinde Bakara suresinden ayetler yazılı kağıtlar atıldı. Ana fikri 'liderlerinize biat edin' olan ayetler... Ya da Menzil Şeyhi Muhammed Raşit Erol, 80 Darbesi'nden sonra Çanakkale Gökçeada'ya sürgüne gönderilmişti. 83'te Ankara'ya çağrıldı, 86'da da Adıyaman'a döndü. PKK'nın orada tutunamamasının en büyük nedenlerinden biridir. Devlet onu kullanırken PKK da Kürt İmamları Birliği gibi şeyler kurdu. Fakat; dini kullanan bu iki aktörün arasında bir aktör daha doğdu.

- Hizbullah...
PKK'nın 1994'ten sonra etkisi düşmeye başlayınca Hizbullah dedi ki; 'Bu ikisi de sahte dinci. Asıl dinci benim; bu dinin ve Kürt kimliğinin temsilcisi benim.' 2000'de meşhur 17 Ocak Beykoz Baskını'yla Hizbullah'a büyük darbe vuruldu. Fakat örgüt 2003'ten sonra kendisini yeniden organize etti,  'yardım temelli' bir yapılanma modeli seçti.

AÇILIM İSLAMCI ÖRGÜTLERİN ELİNDE OYUNCAK OLABİLİR 
- Nasıl yani, ne tür bir örgütlenme?
Diğer İslamcı örgütler de böyledir. Bölgeye gidin; Bingöl'de, Batman'da ya da Diyarbakır'da Hizbullah'ın kurmuş olduğu yardım dernekleri görürsünüz. Mustazaf gibi derneklerin bunlardan olduğu iddia edilir. 1999'dan sonra PKK'nın ve Devlet'in yokluğunda bu derneklere fırsat alanı doğdu. İşte tam da şu anda tartışılması gereken ama tartışılmayan konu, açılımın yarattığı bu fırsat alanını Hizbullah'ın nasıl lehine çevireceği... 

- Bu nasıl olabilir ki?
Açılıma gelene dek Kürt kimliği bir karşıtlık kimliğiydi. Türk Devleti fırsat alanını daraltıyor, buna Kürtler kızıp reaksiyon gösterince, bu reaksiyondan kimlik doğuyordu. Şimdi açılım süreci, adeta sıkılmış balonu bırakır gibi bir etki yaratacak; reaksiyoner Kürt kimliği de anlamsız hale gelecek.

- Balon patlar mı?
Patlamaz ancak balonun içinde Truva atı olabilir. İşte bu nedenle bölgede açılım yeterli değil. Tıpkı, Hitler sonrası Almanya gibi, bölgeyi bir demokrasi karantinasına almak gerekir. Bir taraftan Devlet'in sınırsız gücü kontrol edilirken, diğer taraftan Hizbullah ve PKK gibi örgütlenmelerin demokrasiyi Truva atı gibi kullanıp bunu Devlet aleyhine dönüştürecek yeni bir süreç başlatmasının önü alınmalı ki eksiklik burada...

- Açılım dozunda yapılmaz ve sonrası kontrol edilmezse yeniden Türkiye Cumhuriyeti aleyhine dönebilir, PKK'nın ya da Hizbullah'ın elinde oyuncak olabilir mi demek istiyorsanız?
Daha çok da Hizbullah'ın elinde... Şu anda, bir daralma yaşanıyor. Bakın; Nuri Dersimi'nin 'Kürt gençliğine hitabı' Atatürk'ün Türk Gençliğine Hitabı'nın aynısıdır. Türk kimliğine-ulusal kimliğe bir reaksiyoner kimlik yaratılırken bir yandan da onu taklit süreci yaşanıyor. Bu süreçte, devlet bu balonu bıraktığı için reaksiyonel kimlik anlamsız hale geldi. Bunun yarattığı bir başka sonuç
da şu: Kürt entelektüeli yeni bir söylemi nasıl üretecek?

- Bugüne kadar daha çok mağduriyet üzerinden yürüyorlardı, şimdi nasıl bir yola girecekler?
İşte, PKK'nın Kürtlere yaptığı en büyük kötülüklerden biri de Kürt entelektüel hareketleri öldürmesidir. Şimdi ortada Kürt entelektüeli yok! Var olan Kürt entelektüeli de kabız; yeni düşünce üretemiyor. Açılımla ilgili konuşmalara bakın; hepsi kısır. 'Destekliyoruz...' Tamam da bundan sonra ne olacak, belli değil. Bundan sonra proaktif bir kimlik yaratma sürecinde kimlerin, nasıl rolü olacak; bu kimliğin taşıyıcısı kim olacak; bu kimlik nereye gidecek; bilinmiyor! Kürt entelektüelleri PKK'nın söylem üretme yeteneğini beğenmezler ama PKK biraz daha yetenekli gibi; çünkü konjonktürü yorumlayıp silahın anlamı kalmadığı için KCK yapılanmasını kurmaya çalışıyor. Bu bir şehir örgütü; son dönemde DTP il ve ilçe örgütlerine yapılan baskınlar bununla bağlantılı. KCK, post-PKK dönemine bir hazırlık. Tabii, Hizbullah ve bölgedeki diğer İslamcı Kürtçülerle kıyaslandığında şansı yok. 

- Peki, Avrupa'da bir Kürt diasporasından bahsediliyor; onlar ne yapıyor? Entelektüel bir katkıları yok mu?
Kürt diasporasının milliyetçiliği, Ermeni diasporası gibi romantik. 

- Hizbullah'a dönersek; 'Hizbullah'ı bölgede PKK'yı kontrol etmek isteyen Devlet kurdu' teorisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir sosyal bilimci olarak komplo teorilerine değil olgulara bakarım. Sosyal olgu olan bu canavar nasıl beslendi? Kimin kurmuş olduğundan ziyade bunun toplumda karşılık bulması önemli. 

- Dünya da konjonktürel olarak muhafazakarlaşıyor ki mevcut iktidar da böyle; bu durum söylediğiniz karşılığı güçlendirir mi?
Bence Türkiye hep muhafazakardı. Ama dindarlaşma kendi kendine olmuyor. Bunun arkasında bir süreç var, o sürecin aktörleri dindar örgütler. Bu Batı'da Evangelistler oluyor; Moon tarikatı oluyor; Türkiye'de Hizbullah veya  Gülen cemaati olabiliyor. Liberal ekonomik yapılanmalar içinde kendilerine finans kaynaklar buluyorlar. Bu kaynağı da kimlik değişiminde bir araç olarak kullanıyorlar. Dindarlaşmanın arkasında bir aktivite var. İnsanlar bir gün kalkıp 'Bu gün daha dindar olayım' demiyor. Hizbullah'ın bir Truva atı olabileceğine ilişkin kaygımın nedeni de bu! İnsanlar kendi haline bırakılsa, isteyen camiye, isteyen havraya, isteyen kiliseye gitse, insanların süreç içinde muhafazakarlaşması sorun olmaz. Buradaki aktörlerin niyet ve rollerine bakmak lazım.

BÖLGE AÇILIMDAN SONRA KARANTİNAYA ALINMALI 
- Demokrasi karantinası bu nasıl olacak? Devlet hem daha demokratik olmak için açılım yapacak hem de denetleyecek mi?
Denetleme değil de gözetleme diyebiliriz. Hitler sonrası Almanya'yı bu nedenle örnek verdim; Nazizm'in doğmasını önlemek için Nazizm'i yasakladı. Hitler'in kitapları hala yasak. Karantinaya alıyorsunuz yani... Devletin paradigması değişmeli. Şimdiye kadar güvenlik paradigmasıyla hareket edildi.

- Ama bu coğrafyada güvenlik paradigmasını bir kenara nasıl atabilirsiniz?
Elbette gerekli. Bundan sonra paradigma demokrasi olarak değişmeli, bu güvenliği de kapsar. Yani şimdiye dek fırsat alanını daraltarak; o aktörlerin hareket alanını kısıtlayarak; hapse atarak dağa çıkılmasını önleyemediyseniz yeni bir paradigma geliştirmeniz gerek. Açılım bu demek ama Devlet kurumlarının bundan haberi yok. Açılımın sonuçları bilinmiyor. 

- Ama açılımın içini zaten kimse bilmiyordu...
Hükümet şimdiye kadar iyi getirdi meseleyi ama kaygım bürokrasinin bunu yanlış anlayacağı veya kendi geleneksel güvenlikçi uygulamaları ile bunu manipüle edeceği. O bölgeye demokrasi karantinası uygulamazsak, bu sonuç vermez!

- Somut örnekler verir misiniz?
Örneğin, bölgede hala yol kontrol noktaları var. Bu, dünyanın en saçma işi. Güya terör örgütünün lojistiğini keseceğiz diye kurulmuş ama bu örgüt dağda ve lojistiği kırsaldan geliyor. Bu kontrol noktaları hem bölge askeri kontrol altındaymış gibi bir görünüm yaratıyor hem de askerleri açık hedef yapıyor. Hükümet, yasal dayanağı yok, uygulama değişir diyor ama bu bürokratlarla değişmiyor. Değişseydi, açılıma gerek olmazdı. Yöneticilerin inisiyatifine bırakamazsınız çünkü yöneticiler daima muhafazakar tedbirler alır... 

- Başbakan meydanlara çıkarak açılımı anlatacağını söyledi. Ne diyorsunuz?
AK Parti için, geri dönüşün bedeli ağır olur.

- İlerlemenin bedeli var mı?
Var. Eğer bu süreç Batı'da iyi anlatılamazsa ve seçim öncesi diyelim PKK dağdan indirilemedi; oradan gelecek 10 şehit haberi AK Parti'yi bitirir. Çünkü AK Parti, MHP'nin başarılı kampanyası ile köşeye sıkıştı. Eğer süreç başarısız olursa AK Parti'nin kaybedeceği oylara MHP talip. CHP ise 2004'ten sonra gelişen ulusalcı yapıya çok angaje oldu. Ulusalcılıları kullanıyor... 

- Bölgenin aşiret yapısı bütün bu açılım sürecine nasıl etki yapacak peki?
Bölgenin coğrafi koşulları, altyapı gibi sorunları halledilemedi ve ulus devlet yaratmada başarısız olundu. Bunun sonucu bölgede 'sözleşmeli yurttaşlık' dediğimiz bir sistem gelişti. Ağaya 'al sana şu kadar ihale, bu kadar silah, korucu, bunun karşılığında aşiretinle birlikte sözleşmeli yurttaş ol' diyorsun. Bu yurttaşlık, anlaşmalar bitince bitiyor. Bölgenin temel sorunlarından biri de bu. Ulus devlet 19. yy'ın modeli, biz geç başladık uygulamaya; bunun yerine yurttaşlık bilinci geliştirilmeliydi. Bölgede çalışmalar yapan Hollandalı antropolog Martin Van Bruinessen 'Bölgedeki tüm ağalar yumurtaları aynı sepete koymaz; bir yumurtayı Devlet'in sepetine koydularsa, diğer yumurtayı PKK'nın sepetine koyarlar' diyor ve örnek olarak da Bucak aşiretini gösteriyor. İşte bu, 'sözleşmeli yurttaşlık' bilincinin sonucu.

PKK YÖNETİCİLERİ 5 YIL SONRA 'EMEKLİ TERÖRİST' OLACAK
- 2 yıl önce de PKK silah bırakmıştı. Bugün ne değişti...
İşte açılımda zurnanın zırt dediği nokta burası! İddialara göre o dönem Devlet Öcalan'la pazarlık yaptı. Öcalan'la konuşan ve uzlaşamayan kurum hangisiydi? Ve bugün ne oldu; Öcalan mı o uzlaşmaz noktasından geri adım attı; Devlet mi ileri bir adım attı.

- 2 yılda ne oldu; tahmininiz ne?
Taraf'ın yaptığı bir haberde konuyla ilgili bir belge vardı, O belgede açık bir isim vermiyor. Ertuğrul Özkök, Fatih Altaylı gibi isimler bu görüşmeleri MİT'in yaptığını yazdı. Bence de öyle. 

- Peki, sizce adımı kim attı?
Bence Öcalan bazı şeylerin farkına vardı... PKK'nın internet sitelerinde bir araştırma yaptım, kayıplarını yayınlıyorlar; 2009'da toplam 75 PKK'lı öldürülmüş. Bunlardan 60'ı Öcalan tutuklandıktan sonra PKK'ya katılmış; 15'i daha eski. Bu şu demek: Yalnızca 15'inin Abdullah Öcalan'ın liderliğine ilişkin bir tecrübesi var. 60'ı onu tanımıyor. Doğum tarihlerini de inceledim; yaklaşık 40 tanesi Öcalan tutuklandığında 10 yaşlarında çocuklarmış. Öcalan da yeni nesil PKK'lıları tanımıyor. Yeni nesil ise onu bir mit, efsane olarak tanıyor. 5 yıl sonra, o 15 kişi de olmayacak ve örgütteki kontrolünü kaybedecek. İkincisi; PKK gibi, üçgen modelli hiyerarşik örgüt yapılanmalarında gizli servislerin sızmaları çok olasıdır. Öcalan'ın korkusu da istihbarat örgütlerinin PKK'ya sızıp yönünü değiştirmesi. Sürekli, DTP ve PKK yöneticilerine kızması ve 'beni anlamıyorsunuz' demesi de bundan. Dolayısıyla onun geri adım atmış olma ihtimali yüksek. Çünkü kontrol gidiyor. 5 bin kişilik bu örgüt profiline bakıldığında Öcalan'la tecrübesi olanların sayısı 1.000'i bulmuyor. Kalan 4.000 kişi açısından düşünürsek; bu hem Devlet hem de Öcalan için tuhaf bir durum. Devlet, Öcalan yakalandıktan sonra işini yapamamış ve bu kişiler örgüte katılmaya devam etmiş demektir. Araştırma yaparken lider kadrosuna da baktım. Bayık, Karayılan gibi kişiler 40'lı-50'li yıllarda doğmuşlar. Demek ki bunlar 10 yıla kadar emekli olacaklar. Teröristlikten emekli olmak, kontrolünü kaybetmek demek oluyor. PKK içinde bir de Bahoz Erdal fenomeni var. 

- Suriyeli...
Öcalan, bu adamı etkisiz hale getirmek için akla karayı seçti. Kontrol gidiyor mu, yeni nesil bizi dinlemezse sorgulaması onunla başladı. PKK, KCK yapılanması ile yeni bir yol arıyor. Bu yolu ararken de kazanabileceği ne varsa, ona bakıyor. PKK'nın, barış grubu ile 'biz kazananız, artık barış yapmak istiyoruz' bağırtılarının nedeni de kaybettikleri zemini geri kazanma çabası.

FETHULLAHÇI DEĞİLİM!
- Şu anda Yeditepe Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışıyorsunuz. Polislikten istifa mı ettiniz?
Evet, istifa ettim. Şu anda Yardımcı Doçent olarak Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde master ve doktora dersleri veriyorum. Ayrıca Amerika'daki Jamestown Foundation'ın Terörizm ve Ortadoğu analistiyim. 

- Akademi'deki kitaptan sonra kitap yazdınız mı?
Doktora tezim olan Kürt Politik Kimliğinin Sekülerleşmeden İslamcılığa Dönüşümü: Globalizasyon, Demokratizasyon ve Modernleşme'nin Etkisi konulu çalışmamı ABD'de yayınlamak için çalışıyorum.

- Fethullahçı mısınız?
Hayır! Kendimle ilgili magazinsel sorulara yanıt vermek istemiyorum aslında. Bir grup gazeteci bunu böyle uydurdu, geldiğimiz nokta bu. 

- Utah, Gülen Cemaati'nin yoğun etkisinin olduğu bir eyalet olarak anılıyor. Utah Üniversitesi'ni bu nedenle mi seçtiniz?
Utah'ta benim yaşadığım şehirde yaşayan öğrenci, çalışan, turist olarak gelip giden, toplam Türk sayısı 50-70 kişi civarında diyeyim; siz de bunun ne kadar saçma sapan bir iddia olduğunu anlayın. Eyaletteki toplam Türk sayısı da 100'ü geçmez... Utah Üniversitesi'nde okudum çünkü Ortadoğu çalışmaları alanında Amerika'nın ve dünyanın saygın üniversitelerinden biridir. Buradaki araştırma imkanları dünyada büyük birçok üniversitede bile yoktur. Ortadoğu'dan hemen her dilde yayını bulabileceğiniz milyonlarca kitabı barındıran, Mısırlılara ait papirüs yazılarından Hz. Osman'a ait Kuran'a kadar birçok temel eserin bu kütüphanenin koleksiyonunda olduğu düşünüldüğünde neden Utah sorusu cevabını bulur.

OKYANUS ÖTESİ UÇARIM
- 'Okyanus aşırı uçamaz' raporunuz var mı?
Hayır, böyle bir raporum yok. 2007 Haziran'ına kadar izinliydim zaten.
n Peki, ABD'den döndükten sonra neden Emniyet Teşkilatı'ndan istifa ettiniz?
İstifa ettim çünkü baştan beri tek amacım akademisyen olmaktı. 

- Hakkınızda bir soruşturma açıldı...
Medya baskısıyla bir soruşturma açıldı, ufak bir ceza öngörüldü ama verilmedi. 6 ay kıdem durdurma cezasıydı. 

- Peki, hakkınızda 301'den dava açıldı mı?
Benim bildiğim, bana tebliğ edilmiş, açılmış bir dava yok. 

- Bir devlet memurunun 4 yıldan fazla yurtdışında kalamayacağı, sizinse 8 yıl kaldığınız iddia ediliyor, bu doğru mu?
Bu teknik bilgiyi de bana sormayın lütfen. ABD'de master programı ortalama 2 yılda ve doktora da yine ABD ortalamasına göre 5 yılda biter. Şimdi bir devlet memuru en fazla 4 yıl kalabiliyorsa yurtdışında, master-doktora yapmaya YÖK, Milli Eğitim, Maliye, Genel Kurmay, Emniyet ve diğer kurumlardan giden binlerce devlet memuru öğrenci nasıl beceriyor da 6-7 yıllık bir eğitimi 4 yılda bitiriyor? Çünkü yok böyle bir şey. Bence bu iddiaya sadece gülünür.

- Peki, neden hakkınızda bunlar söyleniyor?
Her başarılı adamın başına geldiği gibi bir medya kampanyası başladı... Tabii kimse benim çektiğim zorlukları bilmez; bir eli yağda, bir eli balda olan insanlar beni anlamaz! Kanada'nın soğuğunda gece fabrikalarda ne şartlarda çalıştığımı bilmez! Bu iftiralarla ilgili başlattığım hukuki süreç işliyor. Herkes hesabını yargı önünde verecek. 

- Yeditepe Üniversitesi'nin kurucusu Ergenekon soruşturması için aranırken yazılarıyla Ergenekon'a en çok 'çakan' isimlerden biri olarak sizin burada çalışmanız şaşırtıcı bulundu. Neden burada çalışıyorsunuz?
Ben Ergenekon'la ilgili, kişiler üzerinden konuşmadım hiç. Kişiler gelir, geçer, önemli olan yapılanmadır. Ben zeminle ilgili yazılar yazdım ve bir derin devlet yapılanmasının var olduğunu herkes kabul ediyor. Üniversiteye gelirsek; bizim bölüm Ortadoğu ağırlıklı çalışıyor, bölüm başkanımız Prof. Feruz Ahmed, konusunda bir otorite. Çok yakında Ortadoğu dendiğinde Yeditepe Üniversitesi anılacak. Sonuçta benim CV'mle üniversitenin vizyonu örtüştüğü için buradayım. Diğer tartışmalar anlamsız. A şahsının, B şahsının ne düşündüğü değil, buranın iddialı bir üniversite olması önemli. 

- Taraf Gazetesi'nde Amerika'dayken yazmaya başladınız. Sizi nasıl buldular ve neden Önder Aytaç'la birlikte yazıyordunuz?
Akademi'deyken yazdığım kitaba referans olan hocam Önder Aytaç'tı. Dolayısıyla tanışıyoruz. Ben oradayken Önder Bey aradı; Taraf'ın açılacağını söyledi. 'Demokrat bir gazete olacaksa memnuniyetle' dedim. İkimizin de fazla zamanı yoktu ve bir ilki gerçekleştirip iki kişi yazdık. Söyleyeceklerimiz vardı; uluslararası yayınlarda ne yazdığım belli. Türk medyası tanımıyordu ama bir Amerikan TV'si Obama Türkiye'ye gelmeden önce beni çıkarıyordu ekrana.

GÜLAY ALTAN

  • Diğer Haberler

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3