AKŞAM | CUMARTESI | 21 KASIM 2009, CUMARTESİ
‘2012’ filmi, 2012 konusunun ruhsal yönleriyle hiçbir ilgisi olmayan, dünyanın sonunu konu edinmiş teknolojik bir şov. Görsel efektleri açısından sinema tarihinde şu ana kadar gelinmiş en üst nokta. Ama filmden 2012 hakkında daha bilgilendirici yaklaşım bekleyenler için hayal kırıklığı.
M.Ö. 1200’lerde Orta Amerika’da, matematik ve astronomide çok gelişmiş gizemli bir uygarlık ortaya çıktı. Mayalar adını verdiğimiz bu uygarlık, öyle bir takvim yarattı ki aradan binlerce yıl geçmiş olsa da tartışılıyor. Maya Takvimi’nde 5. güneşin bitip, 6. güneşin başladığı tarihin, kullandığımız takvimde 21 Aralık 2012’ye denk geldiğinin hesaplanması ise ortalığı birbirine kattı. Birileri çıktı ve -aslında Mayalar bunu kastetmemiş olsalar da- bu tarihi dünyanın sonu, kıyamet günü olarak ilan etti. O ana kadar dünyaya uzaylıları saldırtmış, buzul çağını yaşatmış ve “artık bu felaket işlerinden çekiliyorum” diyen yönetmen Roland Emmerich bile, “bari jübilemi sağlam yapayım, şu gezegeni hepten ters yüz edeyim; öyle bir film çekeyim ki bir daha üstüne felaket filmi yapılamasın” diyerek, bizlere ‘2012’yi armağan(!) etti.
‘2012’ filmi, 2012 konusunun ruhsal yönleriyle hiçbir ilgisi olmayan, sadece ve sadece dünyanın sonunu konu edinmiş teknolojik bir şov. Görsel efektleri açısından sinema tarihinde şu ana kadar gelinmiş en üst nokta. Ama filmden 2012 hakkında daha bilgilendirici yaklaşım bekleyenler için hayal kırıklığı. Aslında 250 milyon dolar yatırılmış bir filmden de, belgesel tadında bir yapım beklemek biraz safça. Ayrıca filme “abartmışlar abi ya” demek de. Tabii ki abartacaklar, onca parayı verip iki gökdelen devirseler, “aman abi ya, bunun için mi gittik” yorumu gelirdi. Keza ‘gişe canavarı’ olarak nitelendirilen filmlerde, öyle derin bir senaryo falan beklemeyi de anlamıyorum. ‘Matrix’ gibi istisnalar olsa da bu filmler, genellikle efektlerin şov yaptığı, yıldızların ön plana çıktığı, size sinemada iki iyi saat geçirten, çıktıktan sonra da “ne saçma filmdi ya” deme hakkınızın olduğu, eğlenceliklerdir. Bu bağlamda, ‘2012’ de misyonunu harika bir biçimde yerine getiriyor. Emmerich, dünyayı yerle yeksan ediyor. Süper volkan patlamasından tsunamiye, 11 şiddetinde depremden kutupların yer değiştirmesine her türlü felaketi görsel olarak bizlere yaşatıyor.
HEP EN KÖTÜ SENARYOYU İZLİYORUZ
İşte ‘2012’ filminin ruhani tarafı da bu noktada ortaya çıkıyor. ‘2012’ ve benzeri filmler, bilinçaltlarımızda tuttuğumuz korkularla yüzleşmemizi sağlıyor ve böylece yaşadıklarımız, daha hafif geçiyor. Bunun nedeni ise şu: İnsanoğluna olabilecek en kötü senaryoyu yaşatıyorlar. Dünya yerle bir oluyor, göktaşı çarpıyor, insanlar donuyor, uzaylılar saldırıyor... Hep en kötüsünü izliyoruz ekrandan. İzledikten sonra da “Hadi be, abartmışlar iyice” tepkisi veriyoruz. Bu da toplu bilinçaltımızda, bu senaryoya inanmama tepkisi yarattığı için daha hafif bir senaryoya yöneliyor enerjimiz. Çünkü bu gezegen üzerinde yaşadıklarımızda, insanlığın toplu bilinçaltının etkisi başat rol taşıyor. Bu bağlamda, bu filmler bizlerin bilinçaltı korkularının gazlarını alıyor.
PEKİ MARDUK NEREDE?
Filmi izleyen birçok kişiden şu soruyu duymak mümkün: “Peki Marduk nerede?” Bu soruyu, filmi izleyen onca ülke vatandaşı arasında en çok Türkler’in sorması doğal, çünkü bu konunun ülkemizde gündeme gelmesinde, Marduk üzerine dünya çapında bir kitap yazmış bir yazarın, Burak Eldem’in rolü büyük. 2012 ve Marduk ilişkisini kuran araştırmacıların en önemlilerinden biri Türk olunca ve Türk medyası da bu konuya zamanında ilgi göstermiş olduğu için, bizlerin aklına “Marduk nerede?” sorusu geliyor. Yalnız medyanın ilgi gösterdiği dönemde, tıpkı ‘2012 eşittir kıyamet’ diyen yanlış bir denklemin ortaya çıkışı gibi, zihinlere yerleşmiş yanlış bir bilgi de kafamızı karıştırıyor. Eldem’in kitabını okumadan yayınlanan ve “2012’de Marduk Dünya’ya çarpacak” iddiasını taşıyan yazılar, Türk izleyicilerinde filmde bunca şeyin üzerine bir de Marduk çarpacak beklentisi yaratıyor. Halbuki Eldem’in iddiası; 3661 yılda bir, Marduk gezegeninin Dünya gezegenine yaklaştığı ve Marduk’un çekim gücünün Dünya üzerinde çeşitli zorluk ve felaketlere neden olduğu şeklinde. Eldem, ‘2012: Marduk’la Randevu’ kitabında uzun uzun tarihten yaşanmış örneklerle Marduk’un gelişini anlatıyor ve özetle diyor ki, “bir sonraki yaklaşma tarihi 2012, daha önce böyle zamanlarda şunları yaşamıştık, şimdi de şunları yaşayabiliriz, aman tedbirli olalım.”
22 ARALIK SABAHI BİZİ NE BEKLİYOR?
Son olarak da, 22 Aralık 2012 sabahı bizleri nasıl bir dünyanın beklediği sorusuna gelelim. Bugünden tek farkı, sayısı artmış doğal afetler ve yaşanan krizler olabilir. Ama şimdiden haberiniz olsun ki 2013’ü de, 2014’ü de ve ötelerini de görebileceksiniz. TV’de dinlediğiniz bilinç değişimine dair sözler mi? Hani telepati yapabilecekmişiz, böyle acayip acayip şeyler deneyimlenecekmiş... Evet, insanlığın bunları yaşaması mümkün ama bugünden yarına değil 21 Aralık 2012, insanlığın gündönümü. Kış gündönümünde en uzun geceyi yaşadığımız gibi, 21 Aralık’ta da insanlık karanlığın en yoğun olduğu günü yaşayacak. Ama sonraki günden itibaren aydınlığın daha hakim olmaya başladığı zamanlar gelecek. Fakat bu, ağır bir dönüşüm ve ne yaşadığımızı hemen anlayamayacağız ve medyamızda da muhtemelen 2012 konusunda iddialarda bulunanlarla dalga da geçilecek, “Hani ne oldu? Değişen bir şey yok!” denilerek. Ama esasında çok şey değişmiş olacak, hatta bu değişimler başladı bile. Ama böyle değişimleri hemen anlamak mümkün değildir, değerlendirmeleri yıllar sonra yapılabilir. Bu noktada yanıtlanması gereken soru şudur: İnsanlık, tarihinin en önemli değişim dönemlerinden birini yaşamaya başlamışken, siz üzerinize düşeni yapacak ve taşın altına elinizi koyacak mısınız? Sorunun yanıtını vermeden önce, popcorn’unuzu alın ve sinemada ‘2012’yi izleyip 2,5 saat kendinizi eğlendirin. Sonrasında da yanıtınız “evet”se, sadece şu sorunun yanıtını dileyin evrenden: “Ben aslında kimim?” ve gelecek yanıtlara hazır olun. İyi seyirler.