Sevim Gözay sevim.gozay@aksam.com.tr

kategori2

Hey dostum sakin ol, sadece mizah

Anlaşılması, tarif edilmesi bu kadar meşakkatli, bu kadar ikircikli, bu kadar nem kapılası bir durum mu sahiden mizah? Her kafadan, her köşeden bir ses, her renkten, her sesten ayrı bir koro... 'AŞK nedir?' dönemi bitti, 'Söyle bakalım Alican, MİZAH nedir?' dönemi başladı sanırsın. Malum içerik kısmına hiç girmeden sonuç değerlendirmesi yapalım ve 'selvi boylu al yazmalı Asya' saflığıyla soralım ve aynı saflıkla yanıt arayalım; 'Sahi neydi mizah?'...
Güldürüyorsa komik-güldürmüyorsa değil. Yok... Keşke o kadar basit olsa ama, en çok başkasının başına gelene gülmezdik öyle olsa. Adam düşer canı yanar rezil olduk diye yerin dibine girer, sen gülmekten ikiye katlanırsın. O kızar, sen eğlenirsin... İhtimal, o da sonradan gülecektir haline. Ama o andaki komik, yalnız sana komiktir. Canı yanana değil.
Mizah ise başka. Düşene gülmekten ibaret değil. Daha sofistike. İçerik önemli. Doz önemli. Beceri önemli. Zamanlama önemli. Ve tabii, zeka ve tabii niyet önemli... Bunlardan biri, fazla ya da az gelirse maya tutmaz. Eh, mayanın tutmayışına kulp bulamadan da Nasreddin olunmaz.
Fıkra anlatmak da herkesin harcı değildir ya... Bazı fıkralar vardır hani; fıkra biter, 'Bitti mi?' diye sorarsın aval aval... 'Ya ben anlatamadım, çok komik aslında' diye eğilir bükülür anlatan. Sonradan ne kadar eksiği tamamlansa, yaması yapılsa da gülemezsin o fıkraya. En iyi ihtimal, 'Tamam tamam anladım' diye geçiştirirsin. Fıkrayı anlatanı da 'anlatamayan' olarak bir kenara yazarsın

***.  
Gel gelelim, pireler berber, develer tellal iken... Bunca açılımı, bunca ıslak imzayı, bunca seli sululuğu, bunca ergenekonu, bunca dağdan inmeyi - dağa kaldırmayı halaylar ve kahkahalarla karşılayan, 'Hadi canım naz etme sen de gül' diye birbirini dürten fantastik ülkeme bir haller oldu...
Kış tutulmasından mı, domuz gribi paniğinden mi, özür dileme burcunun etkisinden mi, mizah gezegeninin geri gitmesinden mi nedirse, cümle alem Ercan Saatçi'ye düşman kesildi. Bir ilkbahar sabahı Bebek romansında yakalanan Can Dündar'dan beter ettiler adamı...
Bir Galatasaraylı olarak, Ercan Saatçi'nin küfürlü videosuna skandal muamelesi çekilmesini hayretle karşılıyorum.
Neymiş?
Küfür etmiş.
Ay ne ayıp! Kime?...
Rakip takıma.
Hii! başka kime?...
Kara kediye (!)
Pardon da, hangimiz yapmıyoruz?
Hanginiz yapmıyorsunuz?
Maç dediğin küfür ettirir adama...
Taraftarlık dediğin alasını ettirir.
Yenersen rakibe, yenilirsen de kendi takımına küfredersin.
Hıncını alana kadar, ya da sırf zevkine...
Futbol biraz da bu işe yaramaz mı?
Coşmaya...
Atmaya, tutmaya, sallamaya, kafa dağıtmaya, geyik yapmaya...
Ne yani?
Koca koca adamlar, saatler/geceler boyu ayar modunda sağa sola racon kesiyor diye dünyanın en ciddi işi sayacak değiliz futbolu.
Oyun bu!
Altı da üstü de oyun.
Kaybeden siner, kazanan aslan kesilir...
Herkes oturduğu yerden saydırır.
Tadını, keyfini çıkarır, haz alır.
Bu kadar basit.
'Ercan Saatçi Hürriyet'ten gönderilsin'miş...
Yok artık.
Kimse kusura bakmasın da, son günlerdeki mizah açılımları arasında bana en komik gelen bu oldu. 'Kayıtdışı' bilinciyle yapılan makara kukarayı da gündem sayıp 'Vur abalıya' yapacaksak vay halimize. İki adamın karşılıklı oturup, güle oynaya 'Hahaha nası da ...k' muhabbetine gülünür ancak. Üstelik buna gülmek için öyle ahım şahım bir zeka da gerekmez. Kapiş?..



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3