Tahrik etmeye çalıştılar... “Sen de onun köşesini ele geçir” dediler... “Bu bir savaştır” dediler...
Dediler de dediler...
Size bir şey söyleyeyim mi: Ne Sabah gazetesinde çalışan Sevilay adlı vatandaşı, ne de onun tekziplerini takıyorum ben.
Sadece bu durumu farklı göstermeye çalışan medya sitelerine hiddetleniyorum.
“Tekzip” nedir? Bir ölçüt müdür? Hakikatin biricik olmadığını biliyor muyuz? Yani “Evet efendim, yazılarınız uzman bir heyet tarafından incelendi ve tamamen uydurma, hayal ürünü oldukları ortaya çıktı” demek midir tekzip?
Elbette hayır.
Peki efendim, istesem ben de “tekzip” mekanizmasından faydalanamaz mıyım? Böyle bir hakkım yok mu?
Elbette var.
Hakkımda yazılan “Sen çetecisin” yazısıyla başlamadı mı tüm bu kavga?
O zaman ben ilk günden “tekzip” yollayabilirdim demek ki.
Hem bana “çetecisin” demiş olan “vatandaş”ın elinde benim “çeteci” olduğuma dair sağlam bir kanıt falan mı var?
Demek ki nedir?
Göndersem “tekzip”i, köşesini ele geçireceğim gibi vatandaşın şahsına saydırma fırsatını da elde edeceğim. Hakaretlerle dolu bir “tekzip” yayınlatacağım...
Oysa benim anlayışım bu değil...
Ben yazarım. Elimde kalemim var. Kendimi savunacak mecram var. Hakkımda atılan iftiraya karşı bu mecradan savaşırım. Eğer bu mecradan savaşamıyorsam, bu işi yapmam.
***
Peki ben ne yaptım:
Hakkımda “Çeteci bu... İlerleyen günlerde o dosyalara da gireceğiz” tadında yazılar yazan bir “vatandaş”ın dosyasını açtım.
Peki o ne yaptı?
Hakkında ortaya attığım iddialara yanıt mı verdi?
Hayır. “Tekzip” yayınlattı..
Bravo...
Bu “tekzip” müessesesinin nasıl çalıştığını medya dünyası bilmiyormuş gibi..
Aramızda yaşanan tartışmayı, “tekzip” yayınlatarak kazanabilirmiş gibi...
İşin en gülünç yanı da bu “tekzipçi vatandaş”, herkesin dosyasını açıyor ve diyor ki “Hadi gelin üstüme... Hadi dövüşelim...”
Ancak biri çıkıp da kendi dosyasını açtığında...
Kaçıyor... Kaçıyor... Kaçıyor...
***
Ha bir de Sevilay adlı vatandaşa sesleniyorum:
Hukuka inancın bu kadar yüksekse insanları tehditle bu davadan çekmeye çalışma.
Yakışmıyor!
Bilmiyorum, belki de yakışıyor...
Hepimiz Coco-yuz
Son zamanlarda sık sık “Nedir, haberimiz yok da Coco Chanel yılında mıyız?” sorularıyla karşılaşıyorum.
Cevap bulamadan anlamsızca bakıyorum soran gözlere.
Sonra düşünüyorum hakikaten sinemada aynı anda iki Chanel filmi var.
Derken bir mail alıyorum.
Vural Gökçaylı Coco Chanel’i yazmış. NTV Tarih dergisine...
“Kadınlara nefes aldıran kadın” başlığıyla.
Tamam kadının hayatı, başarıya ulaşma biçimi, yarattığı moda akımı, değiştirdiği alışkanlıklar etkileyici, ama nedir bu?
Her şeyi abartmak zorunda mıyız? Bir parça ilgi gördü diye illa suyunu mu çıkartmalıyız?
Rafi Portakal’ı da ayırdılar
Emre Ergani’nin tüm Nişantaşlılara kıyağı Biber’i yeniden açmak oldu.
Bu aralar herkes orada. Daha doğrusu herkesin herkesi değil, bizim herkesimiz.
Biber’de yıllardır karşılaşmadığım insanlarla karşılaşıyorum.
Onlardan biri de Rafi Portakal...
Portakal’la hoş bir sohbete başlıyoruz.
Yüzü biraz düşünceli “hayırdır” diyorum...
“Ya sorma çok tuhaf bir şey oldu. Habertürk gazetesine röportaj verdim.
Son soru olarak çocuk “Ermeni” olarak mutlu olup olmadığımı sordu.
Ben anlamadığımı söyleyince de “sizle başlayıp-bizle biten” yeni bir soru daha sordu.
“Daha soruyu sorarken siz-biz derseniz ben buna nasıl cevap verebilirim” dedim.
Bir tuhaf kadın: Hülya Avşar
Son derece tuhaf bir kadın...
Sevgilisi, ailesi, arkadaşlıkları... Hiçbir zaman anlayamadım zaten...
En son Oray’ın programında izledim. En normal haliydi sanırım. Orada “Kızımın haber olmasını, fotoğrafının çekilmesini istemiyorum. Ve bunu dinlemeyen paparazilere kızıyorum” demişti.
O an aklıma henüz birkaç günlük Zehra’yı evinin salonunda bekleyen gazetelerin fotoğraf makinesiyle tanıştırması geldi.
Sonra yıllar içinde gazetelerde-TV kanallarında gördüğümüz bir sürü ana-kız tablosu...
Herhalde anladı hoş bir şey olmadığını... Derken... Pat “yeni klibinde kızını da oynattı” haberleri.
Çok tuhaf değil mi sizce de?
Bu arada...
Bir süredir bekliyorum bu durumu yazan çizen, haber yapan olmayacak mı diye. Büyük ihtimalle ‘uyanan’ yok diye düşünürken...
Sonunda dün Mevlüt Tezel “Hülya Avşar’ın çelişkisi”ni yazıvermiş.