Türkiye'de demokrasinin önündeki engellerden biri manevi hayatımızı nasıl yaşadığımızla ilgilidir. Manevi hayat ahlak ve estetik değerlerle yaşandığı için, çoğu kez görmezden geldiğimiz bu demokrasi engeli ahlaki bir engeldir.
Demokrasiyi istemenin ardında farklı amaçlar olabilir. Demokrasiyi demokrasi için, demokrasiyi insan onuruna yakışan bir hayat tarzı olduğu için istemek, içten, hesapsız bir istek olsa gerekir. Elbet bu isteğimizde demokrasi hakkındaki bilgimizin 'yeterli' olması gerekir. Onun hangi koşullarda var olabileceğinin, bu var oluş çabasında ne gibi sıkıntıların, sorunların olduğunun farkında olmak gerekir. Demokrasi şuurunun olmadığı bir ülkede demokrasi olmaz. Demokrasi tarihine baktığımızda, onun belli bir toplumda, toplulukta oluşmasının ekonomik, sosyal, kültürel, ahlaki koşulları olduğunu görebiliriz. Kültürel koşullardan biri, biz felsefecilerin Türkçe'de 'tinsel' dediği manevi koşuldur. (Batı dillerinde Geistig, spiritual, spirituel... olarak dillendirilen koşul!)
Demokrasi, inancımızı, dünya görüşümüzü, hayat anlayışımızı nasıl yaşadığımızla ilgili olarak yaşanır ya da yaşanamaz. Bu yaşam ağır bir ahlak sorumluluğu gerektirir.
Örneklerle anlatayım: Bir insanı döve döve demokrat yapamazsınız. O demokrat rolü oynasa bile siz 'insan döven' biri olarak demokrasi terbiyesizi, demokrasi edepsizi olursunuz. Evet, demokrasi edep gerektirir. İnsan saygısı gerektirir. Haddini bilmeyene, onu demokrasi dışı amaçlarla kullanmaya çalışanlara kendini vermez. Kendi dünya görüşünüzü dayatmanın yollarından biri olamaz. İçtenlikle, art niyetsiz yaşanmak zorundadır. Azınlıkta olana, size benzemeyene, sizi eleştirene tahammülle kazanılır. Çoğunluk diktatörlüğünün adı olamaz.
Açayım: Sayın İktidar, muhalefeti, eleştirmektedir. Bunu yaparken sürekli bir kötüleme, aşağılama tavrı yazık ki Sayın Başbakanımızın sözlerinde hala mevcuttur. Kendi haklılığını, iyiliğini başkalarının haksızlıkları, kötülükleri üstüne kurmak, 'teslim' olan bir Müslüman'a yakışır mı? Hangi vel”' kendini başkalarını aşağılayarak yüceltmiştir? Başkalarını kötüleyerek iyi olamazsınız, belki ancak onlardan daha az kötü olabilirsiniz. Kültürümüzün, maneviyatımızın derinliklerindeki 'mahviyet', alçak gönüllülük değil midir bize yakışan?
Peki, eleştirmeyecek mi? Kendine saldıranlara gül mü atacak? Bir siyasetçi evliyadan biri olabilir mi? 'Koyun değiliz' demişlerdi. Mahviyet koyunluk mudur? Şişinmek, biz biliriz, biz yapıyoruz tavırları 'demokratik' bir iklimin yaratılmasına uygun mudur? Halkınıza güvenmiyor musunuz? Bırakın onlar sizin yaptıklarınızı takdir etsin. Sizin gibi düşünmeyenden neden rahatsız oluyorsunuz? Bu rahatsızlıkla amaçladığınız demokrasiyi nasıl kuracaksınız? Demokrasi yolcularına kılavuz olanların mangal gibi bir yüreğe sahip olması gerekmez mi?
Sayın iktidar! Muhalefet bir üslup inceliğiyle kazanılır. Rikkatle. Nezahetle. Adalet, meveddetle birleşmeden adalet olur mu?
Ya muhalefet? İnançlarını demokrasi edebi içinde yaşayabiliyor mu? Elbette hayır! Edep, iletişim üzerine kurulur. Anlamaya, anlatmaya, analaşmaya açık olmaya hazır olmak demektir. İletişim zemini bu topraklardaki binlerce yıllık yaşam birikiminin beslediği mana aleminden beslenir. Mana alemi, manevi, dinsel, estetik, düşünsel, bilimsel, ahlaki değerlerden oluşur. Ülkemizde yaşanan ağır iletişim travması, bu mana zeminin yaşanamamasından kaynaklanıyor. Bu ülkenin ortak manevi değerlerini çoğunlukla bilmiyor, bilmezlikten geliyor ya da yaşayamıyoruz. Bu travma kendini ağır bir güvensizlik ortamı yaratarak ortaya koyuyor. Karşıt görüşte olduğunu düşündüğümüz bireylere, kurumlara güvenemiyoruz. Bireyler arasında, kurumlar arasında güven bunalımı, yüz yüze anlaşma, konuşma yerine birbirlerini gizlice dinleme biçiminde kendini gösteriyor. Karşımızdaki insanı anlamaya, dinlemeye açık olamadığımız için, gizlice telefonlarını, özel konuşmalarını dinlemeyi seçiyoruz.
Bu dönemi yazacak tarihçiler, birbirleriyle yüz yüze konuşamadıkları için, birbirlerini gizlice dinleyen, birbirlerini anlamak yerine, birbirlerine üstün gelmeye çalışan insanların bu tavırlarına demokrasi adını verip, kendi manevi dünyalarını kalp temizliği ile yaşayamamalarını büyük bir hayretle kayda geçireceklerdir.