Serdar Turgut serdarturgut@superonline.com

kategori2

Parti gününde korku ve dehşet

Rasyonel düşünme gibi banal adetleri bir tarafa kaldırmış olduğu görülen Rana'ya bir evde 12 çocukla 'Korku ve dehşet tema'lı bir parti düzenlenmesinin doğru olmayacağını, bunun beraberinde yaralanma ve hatta ölüm tehlikesi getirebileceğini anlatamadım. O gün evi terk edeceğimi söylememe rağmen veya bilhassa bu nedenden dolayı partiyi düzenledi. Ben de inat ettim dayanacaktım her şeye, terk etmeyecektim işte evi. Bu kararıma üzülmüş olabilir ama bana bir şey fark ettirmedi.
Aslında evi terk etmeme kararımın yanlış olduğunu 'Yeraltı dünyasının lideri' adını verdiği kıyafetini giymiş olan oğlum yanımıza gelince anlamıştım. Daha sonra arkadaşları da kıyafetleriyle geldiler, kararımın yanlış olduğuna kesinlikle inandım.

Oğlumun kıyafeti iyiydi hoştu ama her tuvaleti geldiğinde kıyafetini tamamen çıkarması gerekiyordu. Bunun anlamı da, giyilmesi son derece zor ve karmaşık olan kıyafetin bizler tarafından ona giydirilmesi zorunluluğuydu. Durmadan giyinip soyunurken devamlı bir şekilde başka kırmızı bir kıyafetin varlığından bahsediyordu. Bu da insanın sinirini bozan bir şeydi. Çünkü 'Madem var, getir de onu giyelim' diye bağırmamak için kendinizi tutmanız gerekiyordu.
Partiye gelen kızların hemen tamamı cadı kıyafeti giymişti. Bunun kendi içinde sakıncalı bir yönü gayet tabii ki yok ama cadı kıyafeti giyilmesi kızların hepsinin elinde bir de süpürge olması demekti. Daha sonra olağanüstü acı çekerek anladığım üzere elinde süpürgeler taşıyan birçok çocuğun heyecandan kendilerinden geçmiş biçimde kapalı bir alanda son derece hızlı koşmaları inanılmayacak  derecede tehlikeliydi.
Parti sürerken Alp üzerindeki kıyafetten tamamen sıkıldı ve tesisten çıkıp eve doğru koşmaya başladı. Birkaç kez 'Niye koşuyorsun, evde ne yapacaksın?' diye seslenmeme rağmen bana cevap vermedi.
Ben hızla yürürken komşunun insanın ceketinin üst cebine koyup taşıyabileceği büyüklükteki köpeği bana saldırdı. Büyük köpek saldırırsa ne yapacağını bilebiliyor insan. Ya kaçarsınız ya da ölürsünüz ama bu boydaki bir şeye karşı savunma metodu ne yazık ki yok. Çok can sıkıcıydı. Paçama dişlerini geçirmiş benimle geliyor. Maşallah o boyuna rağmen çok cesurdu. Sol paçamdaki kendisini sağ ayağımla rahatlıkla ezip öldürebileceğimi bilmesine rağmen buna aldırmıyordu. Hayatını koymuştu ortaya ve cansiperane mücadele veriyordu. Benim her birisi kendi boyunun yaklaşık yüz bin misli filan büyük olan iki kangalım olduğunu umarım biliyordu. Kangallar kendilerinden zayıflara saldırmaz ama bana saldırılırsa iş değişebilirdi tabii. Benim kangalların bu yaratığı dünyadan tamamen ortadan kaldırması sadece beş saniyelerini alırdı. Tabii o da keyfini çıkara çıkara yemeleri durumunda o kadar uzun sürebilirdi. Sonra köpeği bahçede bir dışkı olarak bulacaklardı mutlaka.
Neyse; iş bu boyuta gelmeden önce yaratık ayağımı dişlemeyi bıraktı. Sonra bir süre çiftleşti ayağımla ve koşarak kendi evine gitti. Galiba orgazm sonrasında dinlenme ihtiyacı vardı ya da bir keyif sigarası içecekti...
Ben evin bahçesine girer girmez kafamı bahçe kapısı önündeki güneşliğin alçakta duran koluna çarptım. Kol masif çeliktendi ve ben Alp'e yetişme telaşından son derece hızlı kafa attım çelikten yapıya. Gayet tabii ki çok canım yandı ve küfrettim. Küfretmiş olmam Alp'in çok hoşuna gitti ve güldü. Gülünce suratı komik oluyordu. Çünkü diş değiştirme sürecinde olduğundan suratı MAD Dergisi'nin maskotu Alfred            E. Neumann'a benziyordu.
Aradığı kırmızı kıyafeti buldu ve partinin yapıldığı salona geri döndük. Salonda bir oyun başlamıştı. İçinde şeker dolu olan kartondan bir kutuyu tavandan sarkıtıyorlar ve çocuklar ellerindeki sopalarla buna vurup delerek şekerleri almaya çalışıyorlar. Çocuklar açısından bu son derece popüler bir oyundu anladığım kadarıyla. Ne yazık ki ben odaya girer girmez çocuklar sopalarla birden bire bana saldırdılar. Anlamadığım bir nedenden dolayı bana kızgındılar. Galiba pastanın gecikmesinden beni sorumlu tutuyorlardı.
Neyse, odadan kaçtım. Tam mutfağa girecektim ki koşan cadılarla karşılaştım. Ellerindeki süpürgelerin her biri vücudumun çeşitli noktalarına acı verdi. Sonunda pasta yemeye başladılar ve geçici olarak sakinleştiler. Ben de velilerin oturmakta olduğu salona geçtim. Rana bu gibi durumlarda bana hiç güvenmez ve sanki ben iki yaşında çocukmuşum muamelesi yapar. Bu kez de öyle oldu, 'Gel de herkese tek tek merhaba de' gibi bir şey söyledi.
55 yaşındaki bir adamın bunu kendi başına akıl edemeyeceğini düşünebilmesi bence acıklıydı ama haklı da olabilirdi. Ben bu gibi durumlarda maksimum asosyallik krizine düşebilirdim, Geçmişte bu gibi ortamlardan kaçtığım olmuştur. Çocuklardan o kadar dayak yedikten sonra bir de bu çocuk gibi davranılma gelmişti başıma.
O gün çektiklerim abartılı derecede fazlaydı. Benim alıştığım yaşam standartlarıma göre bile fazlaydı olan bitenler.

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3