AKŞAM GAZETESİ | Sevim Gözay | 2009-11-21
Kendi otomobilinin içinde telle boğularak öldürülmüş halde bulunan Esra'nın katili, sevgilisi Eyüp'müş. Ve Esra, Eyüp'ün ilk boğduğu sevgilisi değilmiş! Faciaya bakar mısınız? Adamın niye dışarıda olduğu konusu zaten fiyasko da...
Benim tüylerimi ayağa kaldıran konu; bir kadının nasıl olup da, ona bakan onlarca göz arasından, bir katilin gözlerine kapıldığı...
Esas facia, bu karanlık sorunun cevabında gizli bana göre.
Pakize Suda, 'Sevişmek hakkımız!' başlıklı ders niteliğinde bir yazı yazdı geçtiğimiz pazar. 'Belki bu konuya hiç girmemeliydim' diyor yazının sonuna kadar, ama bence iyi ki girmiş. Çünkü hepimizin, takkeyi önüne koyup düşünmeye ihtiyacı var...
Serbest ilişkiler, cinsel özgürlük, değişen kadının, modern yaşam biçiminin bir parçası. Evet ama farkında mısınız, bu hikayelerdeki bütün erkek kahramanlar, kadınları üzmeye, canlarını acıtmaya programlı gibi (istisnalar alınmasın lütfen)...
'Telle boğulmak' çok uç bir durum olduğu için hakkında konuşuyor, lanet okuyor, doğruyu eğriyi ayırmaya çalışıyoruz. Fakat, kalabalık ya da baş başa kadın masalarında salata yerken ya da vitrin gezerken konuşulanlar da, emin olun hiç yenir yutulur şeyler
değil. Kazığın bini bir para!
Dün bir bugün iki, kadının evine çöreklenip kamp kuran...
Hiçbir masrafa katılmayıp, kadının imkanlarıyla, yediği önünde yemediği ardında yaşayan...
Kredi kartı borçlarını kadına yıkan...
Eve ekmek bile getirmediği halde tepesine dikilip, onu giyme buraya gitmelere soyunan...
'Benimki serviste' ayağına, kadının otomobiline el koyan...
Ne kadar çok erkek olduğunu bilseniz şaşarsınız...
Ne ilişki ilişkiye ne de erkek erkeğe benziyor...
Kadınlar bütün bunlara niye katlanıyor dersiniz?
Cevap şaka gibi: TEN UYUMU!..
Fakat bu uyumlu tenler, semirdikleri gün, 'ilişki sürdürmek bana göre değil, özgür olmak istiyorum' deyip arkalarına bakmadan kaçarlar...
Geride kalan kadın da, maalesef enayiliğini eşe dosta anlatarak pansuman olmaya çalışır, çaresiz 'düzgün adam yok' korosuna katılır...
Gel gelelim aynı kadına; temiz suratlı, sakin, işinde gücünde birine şans vermesini tavsiye edemezsiniz...
Etseniz de işe yaramaz...
Çünkü ondan bir türlü elektrik alınamaz...
Utangaç esprilerine bir türlü gülünemez...
Saygılı, çekingen mesajlarına dudak bükülür, 'erkek dediğin kendinden emin olacak' maddesi devreye sokulur...
Bu ne zamana kadar böyle sürer biliyor
musunuz?
O kadını üzeceği alnında yazılı, bir başka 'hergele' karşısına çıkana kadar...
Sonra hadi bakalım sar filmi başa...
Diyeceğim o ki; bir erkeğin gözlerinde 'günaha davet' yoksa... O kadının karşısında hiçbir şansı yok.
İşte Esra'yı öldüren biraz da bu...
Üstelik, özgür kadının kıblesi Nişantaşı'nda...
Kim inanırdı; 'cinsel devrim'in kadına bir gün, katiliyle özgürce sevişme hakkı vereceğine...
Kimseyi suçlamak için söylemiyorum, sadece düşünmeye davet ediyorum...
Zamanı geldi.
Hakim Bey, Hakim Bey!
İngİlİzce öğretmeni G.T.'ye tecavüzle suçlanan müvekkilini savunma amacıyla, '6 dakikada tecavüz mü olur?' diye soran ve hakimin dikkatini 'süre'ye çekmeye çalışan Avukat Fatih Demirtop, sen de dinle...
Avrupa Üroloji Birliği Kongresi'nde konu edilen bir araştırmaya göre; hem kadının hem de erkeğin yataktan mutlu kalkması için, cinsel ilişkinin 7-13 dakika arası sürmesi yeterli. Başı sonu dahil, 7 dakika!
Bir başka araştırma ise Hollanda'dan:
5 ülkeden 500 denek seçen araştırmacılar, erkeklerin zamana karşı cinsel performanslarını ölçmüş. Buna göre;
İngiltere-Amerika-Hollanda-İspanya ve Türkiye'den seçilen denekler arasında, ilişkiyi en uzun sürdürenler İngilizler. En kısa sürdürenler ise 4.4 dakika ile Türkler...
Bu ne demek? '6 dakikada tecavüz olur mu?' sorusu, tam bir saçmalık demek. Böyle savunma olmaz. Araştırmalar ortada. Türk erkeğinin performans ortalaması, 4.4 dakika olduğuna göre...
İyi düşün Hakim Bey.
6 dakika, 'tecavüz'e yettiği gibi artıyor da.