AKŞAM GAZETESİ | Tuğçe Tatari Evliyagil | 2009-11-21

kategori2

Birand: Kıskançlıklardan ve ayak oyunlarından nefret ederim

Tam bir sene önce “Ekrana yansıyan rekabet” başlığıyla bir yazı yazmıştım.
Mehmet Ali Birand ve Uğur Dündar arasındaki rekabeti anlatmaktı amacım.
Ta o zamanlar dikkatimi çekmişti: İki haberci de birbirlerinin haberlerini adlarını anmadan yayınlıyordu.
Uzun süre takip ettikten sonra birbirlerinin adını anmadan kullandıkları “özel haber”lerini tek tek yazmıştım.
Bu yazıdan sonra Birand’dan bir mail almıştım. Özetle kendisinin böyle bir şey yapmadığını anlatıyor, “Böylesine küçük kıskançlıklardan ve ayak oyunlarından nefret ederim” diyordu.
Şimdi işler öyle bir noktaya geldi ki bu iki dev isim birbirine girdi.
Güvenilirlikleri, izlenirlikleri tartışılamayacak bu iki duayen, herkesin önünde “çan-çan” kavgaya tutuşmuş durumda.
Yeni yetme, isim olma heyecanına tutulmuş muhabirler misali...
Sahne alma kavgasına tutuşan genç şarkıcılar gibi...
Birbirlerini dolandırıcılık, kıskançlık, kompleksli olmak, haber hırsızlığı yapmakla suçluyorlar.
Ve bunu yaparken ikisi de utanmıyor.
Tamamen kontrolü, soğukkanlılığı kaybetmiş durumdalar.
Geçmiş lekeli sayfalar açılıyor... Biri ana haber bülteninden sesleniyor, diğeri köşesinden...
...
Tam bir yıl önce, o yazıyı yazdığımda bu iki isim televizyon programlarında bir araya gelip birbirlerini ne kadar beğendiklerini, aralarında nasıl da imrenilecek, takdire şayan bir dayanışma olduğunu anlatıyorlardı.
Oysa o günlerde de birbirlerine bugünkünden farklı bir şey hissetmiyorlardı.
Aralarında müthiş gergin bir rekabet vardı.
Tek fark o gün arkadan konuşuyorlardı, bugün ekranlardan hakaret ediyorlar birbirlerine.
E peki bu olay güvenilirlik açısından sarsıcı kabul edilmez mi?
Bunca yıl rol yap, sarıp sarmala...
Sonra bir anda saldırmaya, hakarete başla...
...
Duayenlere sesleniyorum:
Madem bunca yıl başarıyla oynadınız bu dostluk oyununu, neden bir anda öfkenize, kıskançlıklarınıza yenik düşüverdiniz?
Yakışmadı ikinize de.
Meslek duayenleri haber rekabeti yüzünden mahalle ağzıyla kavgaya tutuşuyorsa vay bizlerin, vay bu mesleğin haline!

Mahkemede hesaplaşacağız

Dün bu sayfada Sabah gazetesinde çalışan Sevilay Yükselir adlı bir şahsın tekzibi yayınlandı.
Bu “arkadaş”, anladığım kadarıyla hâlâ “Ben burnuma estetik ameliyat yaptırmadım, deviasyon yaptırdım. Bedavaya değil 400 lira ödedim”
noktasında...
Oysa ben çoktan unutmuştum konuyu.
Ama madem “yalanlama” adı altında işi “gürültü”ye getirmeye çalışıyor.
O halde ben ne demiştim, bir kez daha anımsatayım.
Ben şunu dedim:
“Sevilay Yükselir hem burun estetiği olmuş hem de gözaltı torbaları ameliyatı geçirmiştir. Bütün bu işlemler için para ödememiştir. Ortaya çıkarttığı ve ‘belge’ diye takdim ettiği dekont, sadece ve sadece 400 liralık muayene ücretidir. Yaptırdığı ameliyatlar için para ödediğine dair bir tane bile belge ortaya koyamamıştır”.
Ben iddiamın arkasındayım.
Ameliyatı yapan doktor orada duruyor. Doktorun sunduğu belgeler ortada.
Neyse...
Sanırım biz bu sorunu mahkemede çözeceğiz.

Adnan Hoca neden beni tercih etti?

Çok tuhaf bir mail aldım geçtiğimiz günlerde. “Adnan Oktar size röportaj vermek istiyor. İlgileniyorsanız lütfen arayın” diyordu mailde.
“Hayırdır inşallah!” dedim.
Ama bir cevap vermedim...
Çünkü Adnan Hoca artık merak edilmiyor...
Çünkü ben röportaj yapmıyorum...
Ama yine de merak etmeden duramıyorum:
Adnan Hoca röportaj vermek için neden beni tercih etti diye...