AKŞAM GAZETESİ | Yiğit Karaahmet | 2009-11-21
Geçtiğimiz hafta Kürtler, siyahlar ve eşcinsellerle yani tüm ezilenlerle dolu bir otobüs insan birlikte Gaziantep'ten, Diyarbakır'a yolculuk yaptık.
Nasıl mı oldu?
Diyeceksiniz ki "Hadi eşcinsellerle, Kürtler'i aynı otobüse bir şekilde koydun, peki siyahları nereden buldun?" Hayır, sırf bu yolculuğu yapabilmek için onları Tarlabaşı'ndan toplamadım. Zaten onlar Efes Pilsen Blues Festival için Türkiye'yi geziyorlar.
Ve festival ekibi bu seyahat için beni de davet etti. Bu über fantastik daveti kaçırmak olmazdı. Hem Gaziantep hem Diyarbakır gece hayatını inceleyecektim hem de bir yol macerası yaşayacaktım.
GAZİANTEP
Vinç manzaralı oda
* Gaziantep'te kaldığımız oteldeki odamda küçük bir pazar vardı. Bu pazarda erkek çorabından, manikür setine, tıraş bıçağından kadın pedine kadar birçok şey satılıyor. Dayanamayıp bir adet French oje aldım. Harika!
* Yine bu odada havalandırmayı çalıştıramadım. Ve pencereyi de kulpu olmadığı için açamadım. Resepsiyondaki son derece yardımsever beyefendiye şikayetimi iletince elime pencerenin aparatını tutuşturdu. Aşağıya bir şey atmasınlar diye herkese vermiyorlarmış. Bana nasıl güvendi bilmiyorum ama ona müteşekkirim. Pencere üstünde hedeflenen eylemi gerçekleştirdim.
* Pencereyi açınca anladım ki bu pencere hayatınızda görebileceğiniz en büyük oda penceresi. Açıldığı zaman odanın bir duvarı neredeyse yok oluyor ve orada bir boşluk kalıyor. O boşluktan aşağı düşmemek için fazla yaklaşmadan dışarıyı izlerken yerden bir nesne yükselmeye başladı. Yükseldi, yükseldi... Ve o bir vinçti. Kaçınız 10 cm mesafede vinç olan bir odada kaldı ha? Kaçınız?
* Herhalde Antep'te tarihin en yağmurlu günü yaşanıyordu ve ben o gün oradaydım. Zaten yağmur kara bir lanet gibi yol boyunca peşimi bırakmadı.
* Gaziantep'teki konser alanı epey güzeldi. Açıkça söylemek gerekirse İstanbul'da bile böyle şık düzenleneni çok az gördüm. Işıklandırması, havalandırması, ses sistemiyle gayet iyiydi.
* Aynı şekilde Gaziantep'te konseri izlemeye gelen kızlar da erkekler de çok havalılardı. Yani insanların şalvarla gelmesini de beklemiyordum elbette ama Antep piyasası şıklığının vurgulanması gerek. Neredeyse skinny jean giymeyen bir tek kız bile yoktu. Erkeklerin çoğu vücut çalışmıştı, göğüsleri gösteren V yaka t-shirt'ler giymişlerdi. Cadde piyasası gibiydi o yüzden benim pek ilgimi çeken kimse olmadı.
* Festivale 'ortam görsün ve blues'la tanışsın diye' yaklaşık 40 günlük bir bebek getirdiler. İçeri alınsa mı alınmasa mı bilemeyip, küçük bir kafa karışıklığı yaşandı. Sonunda bebeğin bir süre içeriyi görmesine karar verildi. Ve bir ortam tutkunu bebek daha hayata karıştırılmış oldu.
YOLDA Tüm ırklar horlar!
* Gaziantep - Diyarbakır arası yol bence çok ilginç. Dümdüz, hiçbir yere sapmadan otomatik pilotta kilometrelerce gidiyorsunuz. Yolun sonu bir nokta olarak ufuk çizgisinden görülebiliyor. Ve bu yol boyunca da yanda sadece sarı tarlalar akıyor. Hayatın hep inişli çıkışlı olacağına inanan biri olarak garipti.
* Yol boyunca birçok marketin adı Mirkelam. Daha bunun şokundayken mola verdiğimiz ilk yerin adının da Mirkelam Tesisleri olması ruhen ikiyle çarptı, dörde böldü. Diyarbakır-Gaziantep arasında Mirkelam isimli bir tesis olması yüzünden politik karışıklıkları düşünmeye başladım. Acaba şarkıcı Mirkelam da Kürt kökenli miydi?
* Otobüsteki diğer etnik kimliklerdeki insanlara ait genel bir izlenim yok. Genel olarak şunu söyleyebilirim ki tüm ırklar uyurken horluyor.
* İkinci molayı Siverek'te hiçliğin ortasında, ama etrafta gerçekten hiçten başka hiçbir şey olmayan bir lokantada verdik. İçeride yemek yiyenler, sabahın o saatinde bu tuhaf otobüsten inen siyahların kuru fasulye mi yoksa tepsi köftesi mi hangi iki yiyeceği seçeceklerini tartışmasına şahit oldukları için şanslılar.
* Lokantanın sahibi o kadar şaşırdı ve sevindi ki bizden başka yemek sırasında bekleyenleri 'Durun biraz Amerikalılar geldi' diye bekletti.
DİYARBAKIR
Bu arabanın bagajında ne var?
* Diyarbakır'daki otel daha girişimizde inanılmaz trajik bir hata yaptığından dolayı aşırı kızgınım. Beni üst katlarda bir odaya verdiler. Birinci katta da festivalden sadece bir kişi kalıyor. Ve birinci katın geri kalan tüm odalarında da Tarsus İdman Yurdu'nun altyapı oyuncuları kalıyormuş. Ekipteki çocuk haklı olarak, futbolcuların tüm kapılarının açık olduğundan, odalarının arasında havluyla gezdiklerinden ve sürekli gürültü yapıp eğlendiklerinden şikayet etti. Ona odaları değiştirmek için yalvardım, tepinerek ağladım, Hermes Birkin çantamı teklif ettim. Ama her şey için çok geçti, çünkü festival alanına gitmesi gerekiyordu.
* Diyarbakır gerçekten polis kaynıyor. Ve polisler gerçekten çok yakışıklı. İster sivil olsun, ister resmi hepsinin özenle seçmiş gibi. Gerçi Diyarakır'daki çoğu insan için aynı şeyi söyleyebilirim aslında.
* Puslu ve yağmurlu bir havada Diyarbakır'ı turluyoruz ve yağmurdan kaçmak için bir handaki kafeye sığınıyoruz. Çok eski bir yer ama turistik kilim dekorasyonuyla döşemişler. İçlerde birtakım odalar var ve anladığım kadarıyla bu odalar bir tür gizli buluşma yeri. İçeriye ayakkabılarınızı çıkarıp öyle giriyorsunuz. Yağmur altındaki bu tuhaf yerde müzik olarak da 'Schnidler'in Listesi'nin soundtrack'i çalıyordu.
* Yakın zamanda ticarete atılmak isteyenlere bir öneri: Diyarbakır'da şemsiyeci açın. İstanbul'da yağmur yağar yağmaz mazgallardan çıkan tüm şemsiye satıcılarının tersine Diyarbakır'da kimseyi bulamadık.
DÜĞÜNE SIZDIM
* Festival alanı epey sıkı güvenlik altındaydı o yüzden polislerle göz teması kaçınılmaz oldu.
* Festivale giderken yan tarafta Kaplan Düğün Salonu adlı devasa bir yerde düğün vardı. Halaylı, şarkıcılı, havalara 1 dolarlar saçılan düğünlerdendi. Çok eğlendim. Gelinle damadı tebrik etmek için yanlarına gittiğimde elbette koca çenemi tutamayıp geline pot kırmayı başardım. Tüm düğün boyunca "Kız ne kadar genç, adamla sırf töre yüzünden evlenmiştir" diye kendimi doldurdum durdum. Ve tebrik seremonisi sırasında gelinle sohbet ederken "Kaç yaşınızdasınız?" diye sordum "35" dedi. "Çok genç gösteriyorsunuz hanımefendi" deyip o düğünden uzadık.
* Diyarbakır'daki konserler de epey iyiydi. Herkesin enerjisi gayet yüksek ve eğlenmeyi seviyorlar.
* Konser bitti ama ben devam etmek istiyorum. Festivalde tanıştığımız birkaç kişiyle önce Black Jack adlı bir bara içmeye gidiyoruz. Çok nazikler bizim için açtılar. Peşime tüm Efes Pilsen'cileri takıp buraya doluştuk.
* Gecenin ilerleyen saatlerinde ben ve ekibin diğer kalanları olarak ikiye bölünüyoruz. Ben, yeni tanıştığım üç arkadaşımla Diyarbakır TOKİ konutlarında mütevazı bir ev partisine giderken festivalciler de Layla pavyona gittiler. TOKİ konutları Diyarbakır'ın dışında asla taksi geçmeyen bir yerde. Şehre mutlaka bırakılmam gerek yani. Yeni arkadaşlarım çok kibar ve çok tatlılar. Evde takıldıktan sonra, yemek için dışarı çıkıyoruz. Herkes sarhoş olduğu için arabada tribe girdim. Ve birden içinde olduğum araba polis tarafından Diyarbakır'da durduruldu.
* Fark ettim ki bindiğim arabanın rengi sarı ama ticari taksi değil. Üstelik Adana plakalı. O an kafamdan milyonlarca şey geçti. Mesela ya bu arabanın bagajında 98 adet kalaşnikof varsa? Ya bu arabanın bagajında dört kg kokain varsa? Hemen ne olur ne olmaz diye Efes Pilsen 'Basın' yazan kartımı çıkarıp boynuma taktım. Arabanın bagajında da hiçbir şey yoktu.