AKŞAM GAZETESİ | Hüsnü Mahalli | 2009-11-21
İslam Konferansı Örgütü Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi'nin 25. dönem toplantısı cumartesi günü İstanbul'da başladı. Bakanların katılımı ile yapılan bu toplantılar dün liderler düzeyinde gerçekleşti. Toplantıya İslam ülkelerinden bazı cumhurbaşkanı, başbakan ve prens katıldı. Elbette hepsi önemli ama Türkiye'nin son dönem dış politika atakları açısından bakıldığında Suriye ve İran liderleri ön plandaydı.
Her iki lider, gelmeden önce Türk medyasına konuştu.
Esad'ın Ertuğrul Özkök ve M.Ali Birand'a söyledikleri Türk kamuoyunda çok geniş yankı buldu. Herkes Esad'ın söyledikleri ile Özkök ve Birand'ın onunla ilgili izlenimlerini konuşuyor.
TRT ve NTV'ye konuşan Ahmedinecad ise çok önemli şeyler söylemesine rağmen çevirmenlerin yetersizliğinden dolayı verdiği mesajlar Türk kamuoyuna sağlıklı ve etkin bir şekilde ulaşmadı. Birand ve Özkök ile birlikte Suriye'ye gitmeseydim Cumhurbaşkanı Ahmedinecad ile ben de Tahran'da konuşacaktım.
Bu görüşmenin yakın bir gelecekte olacağını umarak İran'ın Türkiye, bölgemiz ve İstanbul toplantısı açısından çok önemli ülke olduğunu söylemekle yetiniyorum.
Başbakan Erdoğan'ın kısa bir süre önce ziyaret ettiği İran ve onun karizmatik lideri Ahmedinecad, Türkiye, Suriye ve Amerikalıların çekilmesinden sonra Irak ile birlikte bölgenin kaderini değiştirebilecek durumdadır. Elbette bu değişim bölgenin ve dolayısıyla dünyanın barış, istikrar, güvenlik ve esenliği için olacaktır. Yani bu değişim asla başkalarını hedef almayacak ve kimseyi de düşman olarak görmeyecektir. Önemli olan bölge içi ve dışı güçlerin bu dörtlüye karşı düşman olarak davranmamasıdır.
İşte bu nedenle ben dünkü toplantıyı ve yan görüşmelerini çok önemsiyorum. Buradan ortak düşünce ve görüşlerle ayrılacak Müslüman ülkelerin liderleri önce kendi halklarına sonra da tüm dünyaya önemli mesajlar verecektir. Bunun başarılması için İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu'na da büyük görevler düşüyor. Çünkü İstanbul Zirvesi'nin ortak bir konsensüs ve somut kararlarla sonuçlanması bölgemizin geleceği açısından çok önemlidir.
Bir düşünün ki; Türkiye'nin Suriye, İran ve işgal sonrasında Irak ile tüm sınırları teorik olarak kalkmış ve bu dört ülkenin yaklaşık 200 milyon olan Türk, Acem, Kürt, Arap, Sünni, Şii, Alevi, Ermeni, Rum, Çerkez, Asuri, Süryani, Kildani, Yezidi, Türkmen, Kildani, Gürcü, Boşnak, Roman, Arnavut kökenli insanları dost ve kardeş olmuş...
Bunun kime ne zararı olabilir?
Zararı yok diyenlere düşen görev, bu kardeşlik ile dostluğa samimi ve dürüst bir şekilde katkı sağlamaktır. Tersini yapanlar er ya da geç kaybedecektir.
İşte size somut bir örnek...
Bundan 10 yıl önce savaşın eşiğine gelinen Suriye'ye ve genel olarak Arap, Kürt ve Acemlere her konuda saldıranlar bugün Suriye ile dost olmanın ne denli önemli olduğunu ballandıra ballandıra anlatıyor.
Bu da yetmiyor, bu kişiler Türkiye içinde ve dışında yapılan 'Suriye-Türkiye' ya da 'Türk-Arap' ilişkileri ile ilgili toplantılar düzenliyor ve üniversite, araştırma merkezleri ve benzeri kurumların Soros ve AB fonlarının desteği ile düzenlediği benzer toplantılara katılıp bol keseden atıyorlar.
Sanki bu ilişkilerin mimarı kendileriymiş gibi davranıyorlar.
Kimin olduğunu hatırlamadığım çok önemli bir deyim var: Devrimi cesur ve dahiler planlar ve yapar ama devrim nimetlerinden hep korkak ve çıkarcılar yararlanır.
Baksanıza ABD ve Avrupa ülkelerinde bile birçok araştırma merkezi Suriye, Türkiye, Irak ve diğer ülkelerdeki benzer kuruluşlarla birlikte ne niyetle olduğu henüz bilinmez Türk-Arap ve Türk-Kürt (yakında Türk-Acem) ilişkileri konusunda konferans, seminer ve toplantılar düzenliyor.
Nasıl olsa tüm bu etkinliklerin finansmanı Soros ve benzeri kişi ile Amerikan ve AB fonlarından karşılanmaktadır.
Anlaşılan bu işte iyi para var!
Ama ilginç olan şey Amerikan ve Avrupalı kurumlar Türk-Arap dostluğuna bunca merak sarmışken Amerika ve AB çevreleri ile onların Türkiye'deki uzantıları 'Türkiye'nin eksen kaymasından' söz ediyor.
Durum böyle olunca endişelenmemek olası değil!
Çünkü Türk-Arap dostluğu birileri için önce maddi sonra da siyasi bir ranta dönüşmek üzeredir.
Batı'nın karıştığı her şeyden ben her zaman endişelenir, korkarım.
Dilerim ki; bir kez olsun ben yanılayım ama Türk-Arap, Türk-Acem ve Türk-Kürt dostluğu kazanır.