AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-11-21

kategori2

G-20 karar alamadı!

Hafta sonunda İskoçya'da toplanan G-20 Maliye Bakanları ve Merkez Bankacılar toplantıdan önemli bir karar çıkaramadılar. Halbuki ABD ve Çin uzlaşamazsa, tüm dünyada  işler zor.

Hatırlanırsa İkinci Dünya Savaşı döneminde ortaya çıkan ihracat kapasitesi ve altın rezervi stoku dengesizlikleri  savaş sonrasında dış ticarette bilateralizme yol açmış (yani dış ticarette ikili anlaşmalar gündeme gelmiş) ve İngiliz İmparatorluğu'nun hakimiyeti de ortadan kalkmıştı. 1960 sonrasındaki ABD Doları bolluğu (cari denge açıklarından kaynaklanıyor) önce Bretton Woods sisteminin çöküşünü, sonra da 1980 ve 1990'lı yıllarda peş peşe gelen krizler ortamında  ülkelerin çok miktarda dolar döviz rezervi biriktirmesine de yol açmış bulunuyordu.

Bugünkü ABD-Çin zıtlaşmasında ABD, başta Çin olmak üzere dünya çapında tasarruf fazlasının sorun olduğunu ve Çin gibi tasarrufçu ülkelerin harcama artırarak dünyanın daha hızlı toparlanmasına yol açmaları gerektiğini, bu nedenle de Çin'in parasının değerini yükseltmesi gerektiğini vurguluyor. Çin ise ABD'nin kendi sorunlarına dönüp para ve maliye politikasını sıkılaştırması ve kendini toparlaması gerektiğini sık sık gündeme getiriyor.
Bugünkü durumda Çin 2 trilyon doları aşkın döviz rezervi tutuyor. ABD ise son bir yılda kriz ortamında 2 trilyon dolar civarında borçlanmış bulunuyor.
Ancak geçmiş biraz dikkatli incelenirse dünyanın en kuvvetlisinin ABD olduğu dönemde, yani 1945 yılında Bretton Woods sistemi için pazarlık yapılırken, ABD sabit kur sistemini savunmuştu ve Keynes tarafından temsil edilen Avrupa'dan  da destek almıştı. Çin ise parasını ABD Doları'na sabitleme adımını 1994 yılında atmış bir ülke. Üstelik 1997-1998 yılında Asya krizi ortamında Çin döviz kurunu tüm Asya ülkeleri esnetirken, devalüe ederken sabit tutmuş ve ABD'nin o zamanki Hazine Bakanı Robert Rubin'den, Mayıs 1998'de istikrara katkı yaptıkları nedeni ile 'aferin' almıştı!
Ancak bugün değişik bir dünya ortamındayız. Bugün Çin parası Yuan, ABD Doları'na karşı değerlenmekte. ABD ise birden dünya çapında dalgalı kur yaklaşımının taraftarı olmuş durumda. ABD senatörleri C.Shumer ve L.Graham Eylül 2009'da WSJ'da yazdıkları bir makalede 'Serbest dış ticaretin temeli dalgalı kurdur!' tezini ortaya atıyorlardı. Hatırlanırsa ABD'nin bugünkü Hazine Bakanı Timothy Geithner de 2009 ocak ayında Senato Finans Komitesi'nde yaptığı konuşmada benzer tezler ortaya atmıştı.
ABD, Bretton Woods sistemi kurulurken tüm dünyaya kredi veren ülke idi ve tüm dünyanın altın ve döviz rezervlerini de kontrol etmekteydi. Bu nedenle de sabit kur ABD'nin avantajınaydı. Ticaret ortakları döviz kurunu devalüe etmeye ve bu yolla savaş tahribatını aşmaya çalışırken, sabit kur ABD'nin işine gelen kur rejimi idi.
Bugün ise, ABD  dünyanın en borçlu ülkesi ve dış ticareti artırarak, kendi parasının değer kaybetmesine izin vererek, yani dalgalı kur sistemini savunarak kendini ticaret ortakları karşısında korumaya çalışıyor deniyor. Yani Çin ile ABD adeta rol değiştirmiş durumdalar.
Ancak Çin de dolar rezervi birikimi konusunda pasif duracak değil. Çin Rusya ve Brezilya ile iki taraflı ticaret anlaşmaları çerçevesinde ödemelerin dolar dışında paralarla yapılması üzerine anlaşmalar yapıyor. Tabii ki Çin, Rus parası ruble veya Brezilya parası reais  biriktirmek niyetinde değil. Çin ve ticaret ortakları arasında dolar biriktirmeden yapılabilecek olan ticaret, ülkeler arasında ithalat ve ihracatı eşit düzeye getiren bilateral ticaret olacaktır. Bu da geçmişte görüldüğü gibi ABD'nin Bretton Woods'tan bu yana değiştirmeye çalıştığı dış ticarette ayırımcılık olgusunun (trade discrimination) geri gelmesi demektir. Bu da en çok  global dış ticaret artışına gereksinme olduğu bir dönemde, global dış ticarette artışın önüne set çekilmesi anlamına gelmekte. ABD ciddi tasarruf açığı problemini, parasının değerini düşürerek ortadan kaldırmaya çalışırken , dolara karşı global güveni de ciddi tehlikeye atıyor. Bu gidişle dolar multilateral ticaret sisteminin temel değişim birimi olmaktan çıkma yoluna girmekte. Çin otoriteleri ise 'ABD kendi sorunlarını aşmaya çalışırken uluslararası sorumluluklarını unutamaz!' demekteler.
G-20 toplantılarında en çok konuşulan ve karar alınamayan konu bu!
Bu arada G-20'nin yeni üyesi ve dış ticarete de çok bağımlı yapısı olan bir ülke olarak (enerji açığı) Türkiye de durumu yakından izlemek zorunda. Bu bağlamda  komşularımızla, örneğin İran ile kendi paralarımızla ticaret yapmak demek, kimse pek birbirinin parası cinsinden rezervi biriktirmek niyetinde olmadığına göre ,  ithalat ve ihracatın denkleşmesi için bir durum yaratmak demek olabilir mi? Bu durumda yukarıda vurgulandığı gibi ticaret hacmi daralır mı yoksa artar mı? Geçmiş döviz borçları olan ve güncel de tasarruf açığı olan  bir ülke olarak, cari denge fazlasını salt bilateral ticaret yaptığımız komşu ticaret ortaklarımızla mahalli para ile ilişki kurarak  kapatabilir miyiz?
İncelenmeye, üzerinde düşünülmeye değer bir konu diye düşünüyorum. Bu tür kararların korumacılığa ve ticaret daralmasına yol açabileceği fikri  yorumcu Benn Steil'den geliyor.