AKŞAM GAZETESİ | Tuğçe Tatari Evliyagil | 2009-11-21
Mutlaka haberdar olmuşsunuzdur: Ayşe Kulin, Türkan Saylan'ın hayatını anlattığı 'Türkan' adlı bir kitap yazdı.
'Türkan' okurdan büyük ilgi gördü. Okuyanlar Ayşe Kulin'e methiyeler düzdü.
Ben de tebrik ederim kendisini.
Ama bu kitap tanıtımı esnasında izlenen yolu da eleştirmek zorundayım.
Türkan Saylan, hayatı en zor kısmından yaşamış bir kadındır.
Tüm yüksek şapkalarının yanında zorluklarla baş etme biçimi takdire şayan olmuştur.
Hayatını, işlerini, savaşlarını asla haber malzemesi olarak sunmamıştır.
Yaptığı ulvi görevler, hemcinslerimize açtığı kapılar, popüler kültüre malzeme edilecek cinsten değildir şüphesiz.
***
Ama şimdi ölümünün ardından yaşanan tabloya bir bakalım:
Türkan Saylan'ın hayatı dizi olacakmış!
Olsun, buna sözümüz yok ama olacaksa da Türkan Hoca'ya yakışır ağırlıkta gelişsin o süreç.
Kitap satışlarını artırmak için Türkan Saylan'ı ve hayatını basite indirgemeden gelişsin...
Yaptıklarının, yaşadıklarının önemini düşürmeden...
Türkan Saylan adını hafifletmeden...
Sessiz sedasız ama ağırlığıyla, içinin doluluğuyla çıksın karşımıza.
Biz de izleyelim ama magazine düşürmeyelim Hoca'yı!
Renkli sayfalara düşmüş, 'Onu kim canlandırsın acaba?' tartışmaları ya da 'Dizide hangi ünlü oyuncular oynayacak, Ayşe Kulin dizide falanca oyuncuyu istedi, Saylan'ın özel hayatına girilecek mi?' gibi 'magazinleştirilmiş Türkan' ancak Türkan Saylan'a haksızlık olacaktır.
Yani demek istediğim şudur; kitap satsın, dizi çekilsin amacıyla Türkan Saylan'ı hafifletmeyelim.
Ucuzlaştırıp, popüler dünyaya dahil edip yaptıklarının önemini yok ettirmeyelim, Saylan'ı normalleştirmeyelim. Türkan Saylan'a 'Bunca savaşı bunun için mi verdik' dedirtmeyelim.
Kıskanmak mı, kıskanmamak mı? İşte bütün mesele bu
TuĞba ve Defne... Benim hayatımın sinema kurdu onlar.
Öyle benim gibi eleştirel bakmaktansa 'emeğe saygı' uyarısında bulunanlardan.
Tutturdular 'Kıskanmak izlenecek' diye.
Gece geç saatte gittik. Zeki Demirkubuz'un iddialı filmi Kıskanmak'a... Nahid Sırrı Örik'in sinemaya aktarılmış romanına...
Filmi yerden yere vurmak istemiyorum ama tek söylemek istediğim filmin hiçbir duygu barındırmadığı.
Adı kıskanmak olan ve hikayesi kıskançlık üzerine kurulu bir film bu. Takdir edersiniz ki kıskançlık şiddetli bir duygu ama hissedebilirseniz.
Altın Portakal'da en iyi kadın oyuncu ödülünü filmdeki 'Seniha' karakteriyle alan Nergis Öztürk'ün başarısı tartışılmaz.
Ancak kıskanç bir kadın mı, yoksa şizofren mi ya da sadece sorunlı biri mi anlamanız mümkün olmuyor. Filmde yaşanan seks sahneleri tutkuyu, kıskançlık olarak anlaşılması gereken sahneler kıskançlığı, hiddeti izleyiciye geçiremiyor.
Dümdüz bir film... Sıfır his geçimiyle sona eriyor.
Ardında yavan bir tat bırakıyor.
Şunu da söylemeden geçmek istemem:
Berrak Tüzünataç eskiye nazaran hayli yol katetmiş. Ancak el kol kullanımı izleyiciyi rahatsız ediyor.
Bir iletişimci gözüyle Ayşe Arman kaybetti
Bİzİm Cuma yemeklerini biliyorsunuz. Kadroyu da...
Her Cuma öğlen o haftanın gündemine oturmuş konular konuşuluyor.
Cumanın gazeteleri taze okunduğu için günün olayları masaya yatırılıyor.
Malumunuz Ayşe Arman da Cuma sabahı Zeki Demirkubuz ve Nergis Öztürk'le yaşadığı 'röportaj iptal etme' polemiğini yazdı.
Ayşe Arman, 'Röportajı hayati bir sebepten iptal ettim' diyor.
Ancak Zeki Demirkubuz'un hayati meseleden haberi yok. Nergis Öztürk'ün de yok. Bu nedenle Demirkubuz, konuyu Asu Maro'ya verdiği röportaja taşıdı.
***
Bizim Cuma toplantılarının ası, iletişim uzmanı Ali Saydam masada konuyu yorumladı:
Net ve sarih: Ayşe Arman yaptığı hatayı gazetelere düşmeden bilmeli ve telafi etmeliydi.
O randevuyu son anda iptal etse de, etmeyi unutsa da bir telefon ederek, çiçek göndererek gönül almalıydı. Bu konuda tek kaybeden, tek kibirli kabul edilecek kişi Ayşe'dir. Bu işin matematiği gayet basittir: Yapmak
istediğin şeyle ortaya çıkan
sonuç arasında fark varsa başarısız iletişim kurdun demektir.