AKŞAM GAZETESİ | Deniz Ülke Arıboğan | 2009-11-21

kategori2

Sakın özür dileme!

Bir süredir Onur Öymen'in Meclis'te yaptığı talihsiz konuşma ve Dersim konusu gündemi işgal ediyor. Aleviler, Kürtler, demokratlar; AKP grubu hep bir ağızdan hem CHP'yi hem de sayın Öymen'i özür dilemeye ya da istifaya çağırıyorlar. Ben de demek istiyorum ki, 'sakın özür dilemeyin sayın Öymen, zira Türkiye Cumhuriyeti'ne büyük bir hizmet yaptınız ve görülmesin, bilinmesin, duyulmasın diye sandığa kilitlediğimiz, yok saydığımız bir ayıbımızı gün yüzüne çıkarttınız.' Ders kitaplarında Dersim ayaklanması diye bakıp geçtiğimiz, ilgilenmediğimiz bir konunun ne kadar trajik, ne denli kabul edilemez ve utanç verici olduğunu öğrenmemizi sağladınız. Üstelik bundan bir sürü ders çıkartmamız da mümkün olabilir. 

1- Bir devletin rejimi ve düzeni koruyabilmek adına kendi vatandaşlarına karşı ne kadar acımasız olabileceğini gösteren önemli olaylardan birisi Dersim ayaklanması. Bir devletin kurucu prensipleri insan odaklı olmadığında, yani devlet mekanizmasının insan için var olduğu, tüm insanların devlet için var olduğu, devlete hizmetle yükümlü olduğu düşüncesi geçtiğinde, şiddet ve kuralsızlığın genel kural halini aldığı açıkça ortada. Önceliğin devletten insana geçişi, insanlık tarihi açısından bakıldığında çok yeni bir durum, neredeyse bebeklik aşamasında olduğu söylenebilir.

2- Dersim ayaklanmasını bastırırken devlet aygıtının elbette bir rasyonalitesi var ve dönemin uluslararası koşulları gereği bu tür müdahalelerde bulunan devletler çok da az değil. Hatta bugün bile bu düşüncede olan devletler çok. Lakin bir çatışma ortamında sivillerin zarar görmesi 'yan hasar' olarak tanımlanabilse de, direkt olarak sivillere yönelik saldırılar yan hasar falan değil, 'öz hedef' halini alıyor. Burada ise çoluk çocuk gözetilmeden, hatta hukuka aykırı müdahalelerle, zehirli gazlar kullanılarak bir isyanın bastırılması söz konusu. Kabul edilebilir bir durum değil yani. Immanuel Kant'ın 'Ebedi Barış' adlı eserinde (1795) sivillere karşı zehirleyiciler kullanmanın yasaklanması bir önkoşul. Son dönemlerin popüler alanlarından olan politik psikolojide de bu tür tutumların acısının yüzlerce, binlerce yıl süren ağır psikolojik hasarlara, travmalara yol açabildiğine inanılıyor. Kısaca öldürmenin de bir kuralı var.

3- Acının nispeten dinmesi ve geleceğe dönük psikolojik hasarların azaltılması içinse 'yas tutmak' gerekiyor. Acılarımızı açığa çıkarmak, kurbanları, kurbanların yakınlarını, failleri birlikte dinlemek ve birlikte yas tutmak en iyi tedavidir deniyor. Bu açıdan sandığa kilitlenenlerle yüzleşerek yola devam etmek, başkalarının bu tür travmaları tahrik ederek bize karşı birer silah haline dönüştürmesini engelleyebilir.

4- Tarih mutlaka bir gün açığa çıkıyor. Ne kadar kapasanız da, vidaları sıkıştırsanız da bir yerlerden sızıyor. Bir gün bir fotoğraf, bir başka gün bir gaf! Bir şeyler tarihe yardımcı oluyor. Özellikle çağımızın moda trendi olan şeffaflaşma süreci içerisinde saklı gizli hiçbir şey kalmıyor. Bu nedenle tarihi sevmek, sahiplenmek gerekiyor. Hata yapmamış bir toplum da, bir devlet de yok yerkürede. Ama hatalarından ders almayan devletler de, toplumlar da hala var. 'Bu ülkede bir daha asla bir Dersim olmayacak' diye açıkça, kuşkusuzca konuşabileceğimiz gün, ders alma kabiliyetine sahip olduğumuzu gösterebileceğiz demektir. Büyükler ders almayı da, ders vermeyi de aynı değerde kabul edebilenlerdir.

5- Demokratik açılım sürecinin yavaşladığı ve ciddi bir toplumsal tepki ile karşılaştığı şu günlerde, Dersim mevzusunun gündeme gelmesi herhalde en çok AKP hükümetini sevindirmiştir. CHP'nin demokratik açılıma eninde sonunda destek vereceğini tahmin ediyordum ama hem Alevi, hem Kürt açılımlarına birlikte bu kadar destek sağlayacağı doğrusu aklıma gelmemişti. Sayın Öymen'in hiç kimseyi ya da topluluğu bilerek incitmeyecek zarafet ve karakterde bir insan olduğunu düşünüyorum. Son derece yararlı gafınız için teşekkürler sayın Öymen!