AKŞAM GAZETESİ | Nagehan Alçı | 2009-11-21

kategori2

ATB (Avrupa Tampon Başkanı)

Avrupa Birliği önceki akşam kendisine bir başkan seçti seçmesine ancak seçilen isim dahil herkes ortaya çıkan tablo karşısında şaşkın. Belçika Başbakanı Herman van Rompuy, 'eski kıtanın ilk şefi' oldu. Oysa Rompuy kendi küçük ülkesi Belçika'nın Flaman ve Valonlar arasında bölünmesini savunan bir federalist. Yani bırakın 'Büyük Avrupa'yı bütünleştirmeyi, Belçika'yı bile ayırmayı hedefleyen bir politikacı. Bu nedenle seçildiği görev ile kendini tanımladığı çizgi birbirine 180 derece ters. Acaba AB bu seçimle 'Avrupa'nın siyaseten bütünleşmesi mümkün değildir' demek mi istiyor?

***
Avrupa'nın başkanını seçme fikri ilk ortaya atıldığında sonucun böyle olacağı bilinse, fikrin sahibi, eski Fransa Cumhurbaşkanı Valery Giscard d'Estaing herhalde önerisinden derhal vazgeçerdi. Çünkü d'Estaing bundan sekiz yıl önce 'AB Başkanlığı' unvanını telaffuz ederken bu unvanı kendisi için istediği iddia edilmişti. 'Aktif, popüler ve güçlü bir ülkenin liderine yakışacak bir görev'. AB Başkanlığı'ndan anlaşılan buydu. Ancak Fransa'nın AB anayasasına onay vermemesi ile d'Estaing'in önerisi o dönem çöpe gitmişti. Bu sanki birliğin 'daha çok birleşmemesi' isteğinin beyanıydı.

***
Bugün Belçika'nın 'silik' başbakanının birliğin başına getirilmesi AB'nin siyaseten pek de belirgin bir 'tek ses' olmayacağının kanıtı gibi. O pozisyon adet yerini bulsun diye doldurulmuş hissi yaratıyor. Rompuy, Belçika'da aylar süren 'hükümetsizlik dönemi'nin ardından seçilen, Hıristiyan demokrat bir politikacı. Tutucu olarak biliniyor. Kendi ülkesinde bile hiç popüler değil.

***
Ancak Rompuy popüler olmasa bile, Belçikalılar başbakanlarının AB'nin liderliğine seçilmesinden pek bir memnunlar. Nasıl olmasınlar? Kaale alınmadıklarını düşünürken, böyle bir pozisyonun sahibi oldular. Belçika birlik içinde hiç de yetkin olmayan bir ülke. AB'nin başkentinin Brüksel olmasının tek nedeni coğrafi olarak merkezi bir noktada olması. Yoksa Belçika'nın ağırlığı ya da belirleyiciliği yok. Hatta çoğu zaman tampon ülke olarak görülüyor. Zaten Rompuy'un seçilmesi de bu görüşün ürünü. Büyük devletler kendi aralarında kimin başkan olacağı konusunda anlaşamadığı için 'tarafsız ve tehlikesiz ülke' Belçika'da karar kıldılar ve tampon bir başkan seçtiler.

***
Yolun başında görünen manzara şu: Avrupa bir bütün olarak 'dünya siyasetinde etkin olmama' kararını kendi kendine verdi ve onayladı.

Türkiye'nin endişesi Rompuy olmasın
Rompuy'un Türkiye aleyhine beyanatları var. 'Türkiye AB'ye ait değildir' diyor. Birliğin Hıristiyan mirasına vurgu yapıyor. Bu nedenle iki gündür bazı uzmanlar Rompuy'un seçilmesi ile ilgili olarak 'Türkiye için kötü haber' yorumu yapıyorlar. Ben bu yorumlara katılmıyorum.

***
Rompuy kendi ülkesinde bile belirleyici bir politikacı değil. 'Silik' olarak tanındığını yukarıda yazmıştım. Bu nedenle başkanlık koltuğunda kendi çizgisini empoze etme şansı çok az. Zaten seçilme nedeni de bu. Birlik içinde etkin olan güçler Rompuy'un söylemlerini şekillendirecektir. Kendi söylemlerinin etkisi olmayacaktır.

Habertürk'te yılın gazeteciliği!
Türkiye için endişelenecek bir şey yok ama Türkiye basını için endişelenecek bir şeyler var. Münevver cinayeti davası ile ilgili yeni gelişmeler olunca bazı gazeteler yine coştu.

***
Buradan Habertürk Gazetesi yöneticilerine sesleniyorum:
Dünkü nüshanızın 14. sayfasında yer alan 'Bir tek testere yerli' başlıklı haber gazeteciliğin geldiği son noktadır!
Haberde Münevver'in cesedinin üzerinde bulunan eşyaların markaları ve fiyatlarını vermişsiniz. Bavulun markası bile 'bilgi' olarak sunulmuş! Her şeyin ithal, bir tek testerenin yerli malı olduğu 'mukaddes' bilgisi bizlere duyurulmuş!

***
Ne diyeyim? Bu müthiş gazetecilik için sağolunuz! Var olunuz!

NOT:  Yazı günlerim değişti. Salı-perşembe-cumartesileri görüşmek üzere...