AKŞAM | CUMARTESI | 14 KASIM 2009, CUMARTESİ

Örsan'ı düşündükçe burnumun direği sızlar

Gazeteci, yazar ve siyasetçi kimliÄŸiyle Altan Öymen, Türk siyasetinin en karmaşık ve gergin dönemlerinden 1950-1955 yıllarını 'Öfkeli Yıllar' isimli kitabında anlatıyor. 2000'li yıllara ad bulmakta zorlanan Öymen, "Bu dönemde yaÅŸananlar daha önce hiç görülmedi. İktidar, muhalif kim varsa bir sepette topluyor adeta. Bu kadarı hiç olmadı" diyor.

orsan

Son kitabı 'Öfkeli Yıllar'ı konuÅŸmak için buluÅŸtuk Altan Öymen'le. Ama sohbetin baÅŸlarında hüzün girdabında savruluverdik. Zira Altan Öymen kitabının ilk sayfalarında 50'li yıllarda hem Türkiye'de, hem ailesinde yaÅŸanan deÄŸiÅŸimi anlatırken, defalarca 1997'de kaybettiÄŸi küçük kardeÅŸi Örsan'dan söz etmiÅŸti. Bu satırlar pek dile getirilmeyen bir özlemin yansıması mıydı? Sordum.

"Örsan Öymen'i özlüyor musunuz?"
Yüzünde Örsan'lı yıllarla, Örsan'sız yıllar çarpıştı sanki. Önündeki masaya doÄŸru eÄŸildi, her zamankinden daha kısık bir sesle, "Çok özlüyorum tabii. Özlemez miyim? DüÅŸündükçe burnumun direÄŸi sızlıyor" dedi. Sonra ikimiz de sustuk bir süre. Bu 'hüzünlü anlar'dan, 'Öfkeli Yıllar'a dönmek gerekiyordu. Karşımda Türkiye'nin son 60 yılını gazeteci olarak yaÅŸayan bir basın duayeni oturduÄŸundan ilk sorum basının yıllar içinde geldiÄŸi nokta oldu:

Kitabınızda 1950'leri anlatırken gazetecilik için 'O zaman ciddi bir meslek sayılmazdı' diyorsunuz. Bugünlerde gazetecilik ciddiye alınıyor mu? Durumumuz daha mı parlak sizce?
Soruyu kendi hayatımdan örnek vererek cevaplayayım. EvleneceÄŸim zaman eÅŸim Aysel ailesine benden söz ederken "Gazeteci" diyor. Babası, "İyi de bir mesleÄŸi var mı?" diye soruyor. Yani gazetecilik meslek olarak görülmüyor 1950'lerde. 1977'de ANKA Ajansı'nın sahibiyim. GazeteciliÄŸi bırakıp CHP'den milletvekili adayı olacağım. Günaydın Gazetesi'nin sahibi Haldun Simavi bunu duyunca, "Yavrum gül gibi mesleÄŸin var. Niye siyasete bulaşıyorsun? Siyaseti iÅŸi gücü olmayan adam yapar'' demiÅŸti. Åžimdi de her ÅŸeye raÄŸmen gazetecilik hâlâ gül gibi bir meslek bence.

O dönemde tanıdığınız kiÅŸiler sonraları önemli mevkilerde bulundu. Süleyman Demirel'le kapı komÅŸusuydunuz. KomÅŸuluk yapar mıydınız? "Evde ÅŸeker kalmadı" diye kapınızı çaldılar mı örneÄŸin?
Süleyman Bey ve eÅŸi karşımızda otururlardı. Çok gençtiler tabii. Annem, Nazmiye Hanım'ı çok severdi. Evden çıkıp girerken karşılaşırdık ama mutlaka annemle Nazmiye Hanım arasında söylediÄŸiniz komÅŸuluk yaÅŸanmıştır. Gündüz birbirlerine gider gelirlerdi. Sonra da telefondaÅŸ olduk.

Siz evden taşınırken telefonunuzu Demirel devralmış. Åžu an da hâlâ kendisinde mi o numara diye kontrol etmek istedim ama sürekli meÅŸgul...
Taşınırken babam telefonu kapattırmayı geciktirmiÅŸ. Demirel de "Telefonunuzu bana verir misiniz?" demiÅŸ. Babam da "Hay hay" diyerek bizim telefonu Demirel'e vermiÅŸ. Bizim numara onların oldu böylece. Yıllar sonra bir seçim gezisinde Sayın Demirel kardeÅŸim Örsan'a, "Sizin Åžerefli Apartman'daki telefonun numarası neydi hatırlar mısın?" diye takılmış. Örsan hatırlayamayınca "Ben biliyorum" diye numarayı söylemiÅŸ. Nedeni, bu devir iÅŸi yani. Eski liderlerde mizah duygusu, hoÅŸgörü vardı. Ayaküstü bir kelimeyle de olsa takılırlardı...

ERGENEKON MCCARTHY'CİLİĞİ
Altan Öymen, DoÄŸan Kitap'tan çıkan 'Öfkeli Yıllar' kitabında, 1950-1955 yılları arasındaki Türkiye'yi anlatırken kendi gençlik yıllarını da paylaÅŸmış bizlerle. 50'lerde siyasette yaÅŸananların, günlük hayatta yansımasını Öymen'in hayatından takip edebiliyoruz . ÖrneÄŸin 1950'lerde komünizm büyük bir tehlike olarak görülüyor. Nazım Hikmet'in ÅŸiirleri bir tabu. Türkiye Komünist Partisi'ne üye olanlar yakalanıp cezaevine gönderiliyor. Hal böyleyken Altan Öymen, gizliden gizliye Nazım'ın ÅŸiirlerini daktilo ile çoÄŸaltıp dağıtıyor. Ve 'dışarıdakiler', 'içeridekilere' yardım topluyor.

Hapisteki TKP üyelerine ayda 10 lira yardım yapmışsınız. Başıma bir ÅŸey gelecek diye endiÅŸe duydunuz mu hiç?
Åžiirleri çoÄŸaltırken bir endiÅŸe duymadım. Fiilen bir yasak yoktu ama kıyısından köÅŸesinden komünistliÄŸe sokup başıma iÅŸ açılır diye düÅŸünülürdü. TKP üyeleri için memnuniyetle verdim o parayı. Katkıyı yapanlar hep tanıdığım insanlardı. Çok idealisttiler. Türkiye'deki insanlar daha insanca düzende yaÅŸasın istiyorlardı. Fırsat eÅŸitliÄŸi, saÄŸlık eÅŸitliÄŸi, eÄŸitim... Komünistlikle alakası olmayan biriydim. Üye deÄŸildim ama hapistekilere yardım ediyordum. Bunun da hapis riski vardı. O nedenle Nazım'ın ÅŸiirlerinin yazılı olduÄŸu kâğıtları bir tomar yapıp soba borusu deliÄŸine yerleÅŸtirdim. Normal bir demokraside hiç olmayacak bir ÅŸey bu korku.

O dönemde ABD'deki McCarthy'ciliÄŸin Türkiye'deki yansımaları mıydı bunlar?
Elbette. Bu soÄŸuk savaÅŸ koÅŸulları altında ABD'deki komünizmle mücadelenin ölçüsünün kaçırıldığı dönemdir. 1950-1954 yılları arasında bu ölçü kaçırma hali zirve noktaya ulaÅŸmıştı. Bir an geldi 'Amerika Karşıtı Hareketler' adı altındaki komite komünizm tehlikesine karşı çok geniÅŸ kapsamlı bir soruÅŸturma açtı. Komünistlerle iliÅŸkisi olanlar dahi sorgulanmaya baÅŸlandı. Kimi Hollywood yıldızları komünistlikle suçlanıp sorgulandı... Türkiye'de de McCarthy'cilik ABD'dekini aratmayacak kadar ÅŸiddetlendi.

Burada sözünüzü kesip soracağım. McCarthy'cilik ile Ergenekon Davası arasında bir benzerlik var mı sizce?
Bu dönemde komünizm tehlikesi yok. Yani komünizm McCarthy'ciliÄŸi bitti, Ergenekon McCarthy'ciliÄŸi baÅŸladı. Türkan Hanım örneÄŸin... "Ne ÅŸeriat, ne darbe" diyen bir insanı darbecilikle suçladılar. Gözaltına almadılar ama daha beter ettiler. ÇYDD'nin dosyalarına el koydular. Rezaletin dik alâsı... İktidar kendisine ne kadar muhalif adam varsa, bir sepet var ona koyuyor. ...

MENDERES'İ KADIN KIYAFETİNDE ÇİZERLERDİ
Altan Öymen 1930'ları anlattığı kitabına 'Bir Dönem, Bir Çocuk' adını vermiÅŸti. 1940'lı yılların kitabının adı 'DeÄŸiÅŸim Yılları' olmuÅŸtu. Üçüncü kitap, 'Öfkeli Yıllar' 1950-1955 arasını dünyadaki deÄŸiÅŸimi de kapsayarak anlatıyor. Kitapta neler yok ki: 167 Komünist Davası, Malatya Suikastı, Atatürk'ü Koruma Kanunu, 6-7 Eylül Olayları, Halkevlerinin kapatılması, CHP mallarının alınması, Said-i Nursi.

1950'leri ikiye bölmüÅŸsünüz...
Anlatılacak o kadar çok ÅŸey vardı ki kıyamadım, hepsini yazmak istedim. O nedenle ikiye böldük. 1955'ten sonra öfke tırmandı. Yasaklar, kavgalar, baskılar tırmandı. 1960 darbesine kadar giden bir tırmanma dönemi yaÅŸandı. Tolerans bitti.

Ya ÅŸimdi siyasette toleranstan söz etmek mümkün mü? Görüyoruz Meclis'teki görüÅŸmeleri. BaÅŸbakan'ı bir karikatürde kedi olarak çizen sanatçıya dava açıldığı günleri yaşıyoruz. 50'lerde ya da sonraki yıllarda durum neydi?
Siyasette de, günlük hayatta da artık yaÅŸamın hiçbir alanında tolerans kalmadı. 50'lerde demokrasi daha çok yeni. Acemiyiz. Tek partili dönem yeni bitmiÅŸ. Her ÅŸey el yordamıyla yürüyor. Demokrasi geleneÄŸi oturmamış, bilinmiyor. Demokrasi tolerans demek ama bu henüz oturmamış, yine de Menderes'i kadın kıyafetinde çizerlerdi, kedi baÅŸlı çizerlerdi de BaÅŸbakan ses çıkarmazdı. Hele ki ilk zamanlarda Menderes güler geçerdi. Åžimdi, aradan 50-60 sene geçmiÅŸ. Demokrasinin daha da yerleÅŸmiÅŸ olması gerekirken bakıyorsunuz dava konusu olmuÅŸ. Åžimdi siyasi tolerans oturmuÅŸ, yol almış olmalı diye düÅŸünürken o yıllara göre sınıfta kalıyoruz. Siyasetle ilgili mizah kurulaÅŸtı. Tümüyle Türk mizahı kurulaÅŸtı. Televizyonlarda bir lideri hicveden sanatkâr kalmadı.

O dönemi 'Öfkeli Yıllar' olarak tanımlıyorsunuz. Åžu günler de aynı öfke, aynı kaygılar yok mu?
Evet, öfke her yerde... Güler yüz yok. Liderler sürekli birbirlerine bağırıp çağırıyorlar. Salı günleri grup toplantılarında ayrı bir dram yaÅŸanıyor. BaÅŸbakan çıkıyor esiyor, gürlüyor, bağırıyor. Bitmiyor, ardından muhalefet lideri çıkıp neredeyse aynı üslupla karşılık veriyor. Parti içi demokrasi yok ki. Hangi grup toplantısında bir milletvekilinin çıkıp fikir açıkladığını gördünüz...

ATATÜRK'LE UÄžRAÅžMAK FAYDASIZ

Kitabınızda "DP dönemini Atatürk dönemiyle hesaplaÅŸmaya çevirdiler" demiÅŸsiniz. Åžimdi de zaman zaman Atatürk'e saldırılar oluyor. 'Açılım' tartışmasının 10 Kasım'da Meclis'te yapılmasının altında baÅŸka niyetler olduÄŸu tartışılıyor. Atatürk'le hesaplaÅŸma sürüyor mu içten içe?
CHP 27 yıllık iktidarı kaybedince ve DP tek başına iktidar olunca geleneklerle çaÄŸdaÅŸlaÅŸma hareketleri arasında çatışma oldu. Dinci kesimler, Köy enstitülerini istemedi. O zamanın iktidarının yine de Atatürk devrimlerini muhafaza etme düÅŸüncesi de vardı, Celal Bayar'da örneÄŸin... Bugün ise artık her kesim Atatürk'ü kendine göre yorumlayarak benimser oldu. Anıtkabir ziyareti yapmayan liderlerimiz vardı, bugün artık o yok. Atatürk'le uÄŸraÅŸmanın politikada da bir kazanç saÄŸlamadığı ortaya çıktı. Yine de tarihten ders alınmıyor gibi geliyor bana. Bu güne kadar eÅŸi benzeri görülmemiÅŸ uygulamalara tanık oluyoruz. Benzeri yok bu yılların.

MAGAZİN İŞLERİNDE SÜSLENİRDİM

Siz zamanında magazin muhabirliği de yaptınız. Siyasi haberlerden sonra eğlenceli gelir miydi?
Bizim zamanımızda muhabirler her habere giderdi. Åžef neyi uygun gördüyse alır kalemi, defteri giderdik. Magazin haberlerine giderken hazırlık yapardım. Kimdir, nedir diye çalışırdım. Biraz da kendime çeki düzen verirdim doÄŸrusu...

Nasıl bir çeki düzendi bu?
ÖrneÄŸin Ankara Güzeli ile röportaja giderken aynanın karşısına geçip, saçımı başımı taramışım. Bu kitabı yazarken fotoÄŸrafa baktım saçım gayet düzgün. Her zaman öyle düzgün olmaz. (Cümlenin sonunda güçlü bir kahkaha atıyor Altan Öymen.)

Bu gülüÅŸü yine öfkeyle keseceÄŸim, üzgünüm... Son günlerde magazin muhabirleriyle sanatçılar arasında yaÅŸanan gerilime ne diyeceksiniz?
Siyasetçiyseniz, sanatçıysanız bunun sonucuna katlanacaksınız. Hayatınız mutlaka merak edilir. Burada siyasetçinin, sanatçının olgun ve toleranslı olması beklenir. Ama gazeteciler de sınırını doÄŸru yere çekmelidir. İki tarafın da dikkatli olması gerek. İşin doÄŸrusu bu.

İNÖNÜ'NÜN ELİNİ ÖPMEZDİM:
"İsmet PaÅŸa'yı, Nihat Erim'i ziyarete geliÅŸinde görürdük. ArkadaÅŸlar sırayla elini öperlerdi ben sopa yutmuÅŸ gibi dik kalıp el sıkardım. Dertlenirdim ama dertlenmem boÅŸunaymış. PaÅŸa'nın böyle bir beklentisi yoktu."

ECEVİT'İ SİYASETE BEN SOKTUM: "Bülent Ecevit, bizim evden birkaç ev daha yukarıda otururdu. Eve gidip gelirken yürürdük ve sohbet ederdik. CHP'ye girmesini teklif ettim ama o günlerde deÄŸil daha sonra teklifimi kabul etti."

Röportajdan notlar

TARİHTEN DERS ALINMIYOR: "Hatalar devam ediyor. Allah'a ÅŸükür artık askeri darbe falan söz konusu deÄŸil. Ama böyle giderse halkta tatsızlıklar çıkar. Millet birbiriyle kavga eder. Darbe olmaz belki ama tatsızlık da etkili olur. Liderler hep kendi ÅŸatolarından top atışı yapan adamlar sanki. Sürekli hakaretler. Parti liderleri kavgalı, asık suratlı..."

KİTAPLARI EL YAZISIYLA YAZIYORUM: "GazeteciliÄŸe ilk baÅŸladığımda daktiloyla yazardım. Daktilosuz hiçbir ÅŸeyi yazamazdım. Sonra Tercüman'da tekrar elle yazmaya baÅŸladım. Yazı yazmada el alışkanlığı yerleÅŸti. Bu kitabın da büyük kısmını el yazısıyla yazdım. Bilgisayarı da biliyorum ama el yazısıyla daha hızlı yazıyorum sanki düzeltmeleri daha kolay yapıyorum."

İLK İMZA: "Gazetede ilk imzam çıktığında çok heyecanlanmıştım. Haberden önce imzama bakardım. Yıllar geçtikçe gazetedeki imzaya alıştım. Åžimdi o heyecanı yazdığım kitapları elime aldığımda duyuyorum..."

ÖYMEN KARDEÅž DERGİSİ: "Biz 3 kardeÅŸ, ben, Örsan ve Gülden gazete çıkarırdık evde. Bir defter içi gibi. Yapraklara el yazısıyla yazardık, zımbalardık galiba... Dergi gibi olurdu. Ben lisedeydim. Örsan, iÅŸte 6 yaÅŸ küçük, Gülden daha da ufak. Üstünde 'Okuması 5 kuruÅŸ" yazardı. Anneme, babama okuturduk. Misafirlere de... Makalemsi ÅŸeyleri ben yazardım, Örsan ÅŸiir yazardı. Gülden çiçek çizerdi."

ROMANTİĞİM GALİBA: "Ayrıntıcıyım. Giyimime, temizliÄŸime özen gösteririm. RomantiÄŸim galiba."

FÜGEN ÜNAL ÅžEN

  • DiÄŸer Haberler

Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3