AKÅžAM | PAZAR | 22 KASIM 2009, PAZAR

Erkeğin yittiği yer özlenen bir yer

İngiliz edebiyatı profesörü Zeynep Ergun yeni inceleme kitabı 'ErkeÄŸin YittiÄŸi Yerde'de Orhan Pamuk, İhsan Oktay Anar ve Elif Åžafak'ın imzasını taşıyan üç önemli roman; 'Kar', Amat' ve 'Baba ve Piç'in metinleri üzerinden erkeÄŸin acısını anlatıyor. Prof. Ergun ile erkek egemen toplumda kadın ve erkek imgesini konuÅŸtuk.
ergun

22 yıl İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde hocalık yapan, bölüm baÅŸkanlığının ardından geçen yıl emekli olan, ÅŸu sıralarda ise BoÄŸaziçi Üniversitesi'nde dersler veren İngiliz edebiyatı profesörü Zeynep Ergun, 'ErkeÄŸin YittiÄŸi Yerde' adlı incelemesiyle bu kez Türk edebiyatına dönüyor yüzünü. Everest Yayınları'ndan çıkan bu son derece detaylı çalışmada, üç çaÄŸdaÅŸ Türk romancının üç önemli romanında; Orhan Pamuk'un 'Kar'ı, İhsan Oktay Anar'ın 'Amat'ı ve Elif Åžafak'ın 'Baba ve Piç'inde erkek imgesinin izini sürüyor. Kadını ve kadınsı olanı korku içinde bastırma ve yok etme üzerine kurulu erkek egemenliÄŸinin, aslında erkek olmayı nasıl imkansızlaÅŸtırdığını metinler üzerinden ortaya koyuyor. Ancak kitabının en başında düÅŸtüÄŸü dip notta 'Bu çalışmanın duygu içerdiÄŸini hiç utanmadan itiraf ediyorum' diyen Ergun'un kendi metninde kadınlar ve erkekler için hala bir umut var.

- Bu incelemeyi yapma fikri nasıl doÄŸdu ve kitabınız ne kadar zamanda tamamlandı?
Bu kitabı 2006-2008 yılları arasında yazdım ama fikir çok daha öncesinden vardı. Türkiye ve dünyada yaÅŸanan toplumsal travmalar beni böyle bir çalışmaya yöneltti. 21. yüzyıl baÅŸlarken komünist bloÄŸun çöküÅŸü, küreselleÅŸme eÄŸilimleri, etnik çözülmeler, ABD'nin 'yeni' muhafazakarlığı, vahÅŸi kapitalizm ve saldırganlık politikaları, Avrupa TopluluÄŸu ile iliÅŸkiler ve iletiÅŸim (ya da bunlardaki kopukluk), Afrika ve OrtadoÄŸu'da yaÅŸanan vahÅŸet, deÄŸiÅŸen ekonomik, siyasal, toplumsal koÅŸulların dünyaya ve Türkiye'ye yaÅŸattığı travma, son dönemde iyice ortaya çıktı. Bu travmadan yazın da etkileniyordu. GeçiÅŸ dönemi olarak gördüÄŸüm bu son birkaç yılın Türkiye'sinde bu siyasal ve toplumsal çaba ve çatışmanın yansımasını birbirinden çok farklı görünen üç romanı inceleyerek saptamayı amaçladım. Aslında Ahmet Ümit'in 'Kavim'ini, Murat Uyurkulak'ın 'Har'ını ve Latife Tekin'in 'Muinar'ını da bu çalışmaya dahil etmek istiyordum ama bu üç romanla bile hayli kalın bir kitap oldu. Bunları dışında bırakmak zorunda kaldım.

- Her üç romanı da, 18. yüzyıl Romantizm döneminin önemli isimlerinden İngiliz ÅŸair Coleridge'in eserleriyle baÄŸlantılandırıyorsunuz. Åžu anda Türkiye'de yaÅŸananlar ile o dönemin İngiltere'sinde yaÅŸananlar erkek imgesi açısından bir paralellik gösteriyor mu?
Benim görebildiÄŸim kadarıyla ÅŸu anda bir erkekler çatışması yaÅŸanıyor. Coleridge döneminde de erkekler çatışması vardı. Bunun 100 yıl öncesinde tarihte ilk kez İngiltere kralı (I. Charles) başı kesilerek öldürmüÅŸtü. Onun etkileri yaÅŸanıyordu. Ama Coleridge'i endiÅŸeyle bakmaya yönlendiren Fransız İhtilali oldu. İhtilalden sonraki süreçte İngiltere ile Fransa arasında çok uzun bir savaÅŸ oldu. Bütün bu olaylarla Batı'da baba, ata figürü öldürülüyor, yitiyordu. Baba figürü, erkeÄŸin hem 'böyle olacağım' dediÄŸi, hem de 'hiçbir ÅŸekilde bu olmayacağım' dediÄŸi bir model. Bunu öldürmüÅŸ olmanın verdiÄŸi bir suçluluk var, öte yandan bunun ardından yaÅŸanan bir erk savaşı, erkeklerin savaşı var. Biz padiÅŸahı öldürmedik ama yok ettik. Ve Türkiye'de de bir erk savaşı hala yaÅŸanıyor. Benim karşı olduÄŸum bu erk savaşı. Çatışmalar devrimler/karşı devrimler, tezler/anti-tezler olarak görünüyor ama deÄŸiÅŸen bir ÅŸey yok. Çünkü ister Atatürkçü olsun ister İslam'a odaklanmış, ister post modern ister liberal, sesini duyurabilen kesimler paylaÅŸtıkları erkek merkezli doÄŸrultudan ayrılmıyorlar. Bütün iktidarlar aynı sistem içinde çünkü. Din gibi, devlet gibi sistemin yarattığı bütün kurumlar da bu çarpışmanın içinde kendi tür ÅŸiddetlerini ortaya koyuyorlar.

ERKEĞİN DURUMU    HÄ°Ç Ä°Yİ DEĞİL
- Türkiye'deki bu erk savaşı sürerken kadın nerede?
Erkekler savaşının Türkiye'yi ilgilendiren yanı, bu savaşın kadın bedeni üzerinden yaÅŸanması. Kadın bedeni de bir savaÅŸ alanı oluyor ve adamlar kadının üzerinde tepinerek aslında birbirleriyle savaşıyor. Birbirileriyle yaÅŸanmak istenen iliÅŸki yaÅŸanmıyor çünkü. İlla homoseksüel bir iliÅŸkiden bahsetmiyorum. Normal bir iliÅŸki erkekler arasında kurulamıyor, yaÅŸanamıyor gördüÄŸüm kadarıyla. Üstelik kurmaya çalıştıkları iliÅŸkileri de kadın bedeni üzerinden cinsellik ve ÅŸiddetle hayata geçiriyorlar. Türban meselesi, erk savaşının kadın üzerinden yürütüldüÄŸünün bir göstergesi. Bu da tipik bir erkek patolojisini, erkeÄŸin ne kadar acı çektiÄŸini gösteriyor. Ben de kitapta erkeÄŸin acısını anlatıyorum.

- Nedir erkeklerin durumunu acıklı hale getiren?
ErkeÄŸin durumu hiç iyi deÄŸil. Erkek olma baskısı çok fazla ve erkek 'erkek' olmak için sırtına yüklenenlerin altından kalkamıyor. Çünkü erkek olduÄŸunu devamlı kanıtlamak zorunda. Kanıtlamazsa 'erkek deÄŸilsin' diyorlar. Bu büyük bir aÅŸağılama erkekler için. Erkekler için hangisinin penisi daha büyük, hangisinin her anlamda iktidarı daha fazla olduÄŸu büyük önem taşıyor. Sürekli bir erk arayışı var, çünkü erkeklik toplumda ötekine üstün gelmekle var ediliyor. Bir yandan sistem erkeÄŸi yaratıyor ama erkeÄŸin erkek olması için de sistemin devam etmesi gerekiyor. Erkek bunun içinde debeleniyor. Kadınlara yöneltilen vahÅŸet de erkeÄŸin nasıl bir çıkmazda olduÄŸunu, ÅŸiddete dönüÅŸen bir korkunun avucunda kıvrandığını kanıtlıyor.

SİSTEM KADINI BOÅžLUK OLARAK GÖRÜYOR
- Kadının bu sistem içerisinde üç ÅŸekilde var olduÄŸunu söylüyorsunuz. Nedir bunlar?
Bu sistem kadını yok görüyor. Bu, penisi merkez alan fallik bir sistem. Kadında ise onun yerine bir boÅŸluk var. Onun için kadın bir boÅŸluk olarak görülüyor. Öte yandan kadın bu sistemde bir ÅŸekilde kendine bir yer yaratma çabasında. Türban takarak yaratıyor, tayyör giyip Meclis'e girerek yaratıyor... Erkek kafasında boÅŸ ve düÅŸman olarak görülen kadının hayatı çok tehlikeli bir konumda. Çünkü politikada, medyada, her yerde devamlı erkek metinleriyle yaşıyoruz. Ve bu erkek bakışını içselleÅŸtiren kadınlar var: 'Tamam boÅŸuz, erkeÄŸin aÅŸağısında bir yerdeyiz' diyorlar. Bunlar, sessiz kalan, düzene böyle uyum saÄŸlayan, erkeÄŸin üstünlüÄŸünü kabul eden ve köleliÄŸi (buna seks köleliÄŸi de dahil) kabul eden kadınlar. İkincisi ise sistem içinde kendilerine yer yaratan kadınlar. Kimi seçeneklerle örneÄŸin profesör olarak ya da gazeteci olarak o sistemin içinde, o kurumların içinde senin de bir yerin oluyor. Ama ne kadar kadın kalırsın onu yaparken, o biraz kuÅŸku verici. Üçüncüsü de yok olan, daha doÄŸrusu yok edilen, öldürülen veya intihara itilen kadınlar. Ama ben daha radikal bir ÅŸeyden bahsediyorum: Sistemi yıkmamız gerektiÄŸini, kendimize orada bir yer koymamız gerektiÄŸini söylüyorum.

MESELE KADIN VEYA ERKEK DEĞİL, BİREY OLMAK
- Kadın 'ErkeÄŸin yittiÄŸi yerde' mi gerçek anlamda var olabilir yani?
Herhangi bir tarafın güçlenmesinden bahsetmiyorum. Çok daha radikal bir ÅŸeyden bahsediyorum. Tarafların olmamasından bahsediyorum. ErkeÄŸin yittiÄŸi yer özlenen bir yer. Bundan kastım ÅŸiddet yanlısı güç için savaÅŸan erkeÄŸin yitmesi. Tüm bu debelenme, yani erkeklik ortadan kalksa, kadın da olmayacak. Çünkü erkek egemen bu sistemde kadın da kadın olmaya zorlanıyor. Erkek olmazsa kadın da olmaz. Hem erkeÄŸin hem de kadının özgürleÅŸebilmesi için toplumsal cinsiyet olarak ikisinin de ortadan kalkması lazım. Yani erkeÄŸin yittiÄŸi yerde toplumsal cinsiyet olarak kadın veya erkek olmuyor; herkes birey oluyor. Tabii bu mümkün olabilir mi? Çok zor. Ama bu da benim metnim.

Üç kitapta erkek ve kadın imgesi
'Kar' bir erkek metni. Anlatıcısı bir erkek, baÅŸkarakter bir erkek. Ama baÅŸkarakter Ka'nın roman boyunca çıktığı arayış, kendini bulma çabası, erkek olmanın temelindeki kaygıyı ve yitme duygusunu yansıtıyor. Yani 'Kar'ın var olan erkekleri 'yok'lar ve yoksunlar. Romandaki iki önemli kadın karakter İpek ve Kadife ise erkek kurgularına göre yaÅŸayan kadınlar. Bu iki kadın, bir filmin, erkek tarafından kurgulanmış negatif ve pozitif hali olarak sunuluyor. Bu kadınlar için hayatta kalmanın en iÅŸe yarar ÅŸekli verilmiÅŸ modellerden, rollerden birini üstlenmek. Ama her iki kadın da o donmuÅŸ, merkezden uzak Kars ÅŸehrinde kalakalıyor.

'Amat' ise daha fantastik öÄŸelerle geriye bakan ve içine hiç kadını sokmayan bir roman. Görünürdeki tek kadın gemideki tahtadan oyulmuÅŸ kadın figürü. O da yapay olan, tasarlanmış, erkeklerce kurgulanmış bir kadın. Ama ben yakın okumayla ÅŸöyle bir kanıya vardım: Aslında metni anlatan bir kadın. Anlatıcının çok kadınsı bir duruÅŸu var: Hiç 'ben' demeyen, devamlı baÅŸka metinleri kendine referans alarak kendini güvenceyi alıp bir ÅŸeyler söyleyen bir anlatıcı. Bu sebeple 'Amat' birçok açıdan çok kadınsı bir metin. Tümüyle erkek görünen bir metinde anlatıcının kadın sesi, bence müthiÅŸ bir ironi yaratıyor. Ki 'Amat'ta da zaten, o var olan erkekler ölü erkekler. 'Kar'da da aynı ÅŸey var: BaÅŸkarakter Ka'nın öldükten sonra hatırlanması. Bu erkekler, erkek olma sürecinde, erk sahibi olmak için verilen savaÅŸta yitip gidiyorlar.
'Baba ve Piç'te ise farklı kuÅŸaklardan birçok kadın karakter var. Erkek karakter yok. Çünkü yaÅŸamıyorlar. 'Baba ve Piç'te tüm erkekler 40'ına gelmeden ölüyor. Bir kadın yazar bu sorunsalı erkeklerini yaÅŸatmayarak çözüyor. Belki sorunsalın farkında deÄŸil; peki farkında olan kadın yazar nereye kadar gidebilir? Bir yerde tıkanıp kalıyor bu roman. Kadın karakterler hep ikircik durumlarda yaşıyor. Erkek egemen sistem kadınları da birbirine düÅŸman ediyor. Anne-kız arasında rekabet yaratıyor, iliÅŸkileri anormalleÅŸtiriyor. Güçlü bir karakter olan Zeliha kızıyla çok utangaçça bir iliÅŸki kuruyor ama o da kopuyor. İki kadın, Asya ve ArmanuÅŸ bir an bir birliktelik yaÅŸayabiliyor ama Elif Åžafak gerisini getiremiyor. İkisi romanın sonunda yokoluyor.


MİNE AKVERDİ

 

  • DiÄŸer Haberler

Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3