Bugünlerde bir radyodan diÄŸerine geçerken illa rast geldiÄŸiniz, gece kulüplerinde birkaç kere üst üste çalınan bir ÅŸarkı var. Mustafa Ceceli'nin 'Limon Çiçekleri.' Ceceli'yi Sezen Aksu'nun yeni 'keÅŸfi' olarak biliyor kamuoyu. Daha evvel söylediÄŸi birkaç ÅŸarkı da epey ses getirmiÅŸti ama 'Limon Çiçekleri' onun tam anlamıyla patlaması oldu.
Mustafa Ceceli'nin lakabı da 'hacı.' Gerçekten hacca gitmiÅŸ. Annesi bir gün gitmeye karar vermiÅŸ, babası eÅŸlik etmeyince o seyahate katılmış ve gitmiÅŸken de bütün ritüellerini yerine getirip hacı olmuÅŸ.
Bana kalırsa bir fıkra tadında anekdotu da var hacılığıyla ilgili... 'Bende biraz hacılık da var ya' diye baÅŸlıyor hikayeye... Bir gün stüdyoya Sezen Aksu gelmiÅŸ, bir ÅŸarkı dinlemeleri gerekiyormuÅŸ. Mustafa Ceceli de ezan okunduÄŸunda müziÄŸi kısarmış... Ama Sezen Aksu geldiÄŸinde kısamamış; hem heyecanlanmış, hem çekinmiÅŸ... Aman da ne sempatik.
'Limon Çiçekleri'nin bu kadar tutması da aslında bir ÅŸekilde bu hacılık hikayesiyle ilgili...
Åžarkının orijinali Arapça... Orijinalinin de son derece arabesk sözleri ve tınıları. Sırf o yüzden de bizim topraklarımızda kolaylıkla tutabilmeye müsaitti ve tuttu da...
Ama ÅŸarkının Türkçe tercümesi... Nakaratı 'Yarabbi duy sesimi' diye baÅŸlıyor ve içinde defalarca tıpkı orijinalinde olduÄŸu gibi 'Yarabbi' kelimesi geçiyor. Åžarkının diÄŸer sözleri de İslami terminolojiye uygun: 'Dua etsem hamdetsem' ya da 'Amin desem' gibi.
Kısacası ÅŸarkıdan çok bir ilahi havası almak mümkün... E söyleyen de ne de olsa hacı!
Aslında İslami motifli ÅŸarkılar yıllardır Türkiye'de ve dünyada yapılıyor ama bugüne kadar hep belli bir çevrenin, 'öteki mahalle'nin sınırları içinde kaldı. Bunlar da genellikle İslami radyolarda çalar, İslamcı gençler arasında dinlenirdi.
Son yıllarda İslami radyoların sayısında da ciddi bir artış yaÅŸandı, İslamiyet soslu popüler kültür ürünleri de daha kolay kabul görmeye baÅŸladı. Mesela, daha evvel rating listelerine girmeyen Samanyolu TV gibi kanallar çok izlenmeye baÅŸladı, zaman zaman prodüksiyonları büyük kanalların dev bütçeli programlarını geçiyor. Hatırlarsınız geçtiÄŸimiz yıllarda -yanılmıyorsam- bir kandil programı en çok izlenen olmuÅŸtu da epey bir tartışma kopmuÅŸtu.
Bununla paralel olarak da İslami çevrelerin yıldızları gündelik hayatımızın içine girdi. Mesela Sami Yusuf adını hiç ilgilenmemiÅŸ, hiç müziÄŸini dinlememiÅŸ olsak bile duyduk. Büyük gazeteler, magazin programları onunla söyleÅŸiler yaptı. Konserinden izlenimler okuduk.
Hürriyet gibi merkezin en merkezi gazete bile 'öteki mahalle'nin nabzını tutmak için bir köÅŸe açtı. Yayın yönetmeni ErtuÄŸrul Özkök de alıştığımız sosyolog bakış açısıyla toplumu gözlemlerken bugünlerde bir 'inanç editörü' aradığını kamuoyuna duyurdu.
Daha evvel İslami kesimlerin bildiÄŸi pek çok yazar çizer de gündelik hayatımıza girdi, medyanın önemli figürleri haline geldi ve haklarında magazin bile yapılmaya baÅŸlandı... Türbanlı yazarlar artık kanıksanmıyor, hatta eskiden kendi AyÅŸe Arman'ını yaratmaya meraklı gazeteler ÅŸimdi neredeyse kendi türbanlı yazarlarını yaratmak için yarış halinde...
Kısacası, Türkiye'nin dinle yüzleÅŸmesi, dini kabul etmesi, muhafazakarlaÅŸması bir kez daha görüyoruz ki hayatın her alanında kendini gösteriyor. Tabii ki hayatın en güzel yansıması olan popüler kültürde bile.
AKP iktidarı olmasa Mustafa Ceceli'nin 'Limon Çiçekleri' ÅŸarkısı İslami radyolarda çalar, hiçbirimizin haberi olmaz, gece kulüplerinde de inlemezdi. Ama görüyoruz ÅŸimdi bu duyarlılık ve bu kültür egemenliÄŸini ilan ediyor.
Kolonya üzerine
Hafta sonu spiker Bahar Feyzan'ın 'Kolonya kokulu konuklara dayanamıyorum' sözlerini İnternet istelerinde okuduÄŸumda kendi kendime 'Eyvah' dedim. İslamcı yazarlarla program yapmanın zorluÄŸunu, muhafazakar kanalda çalışmaktan ne kadar sıkıldığını anlatıyor diye düÅŸündüm.
Haberi tıkladım.
Bir de ne göreyim: MeÄŸerse Bahar Feyzan alerjik bir durumdan söz ediyor. Ne politik bir gönderme yapıyor, ne de farkında. Kolonya kokusu onu rahatsız ediyormuÅŸ. Koku olarak, o kadar. Belli ki çok fazla bilgisi de yok; kolonyanın kimler tarafından kullanıldığına falan da hakim deÄŸil.
Dün, Bahar Feyzan'ın çalıştığı 24 kanalından iÅŸten atıldığı haberi düÅŸtü İnternet sitelerine. 'Kolonya kokulu' açıklamalar kanalı çok rahatsız etmiÅŸ ve bu röportajdan dolayı da spikeri iÅŸten atmışlar.
Medyaya sonradan giren, medyayı sahiplenmeye ve ÅŸekillendirmeye çalışanların demokratlığını görüyorsunuz iÅŸte...
Bahar Feyzan'ın açıklamalarından da 'kolonya kokusu' metaforunu bilmediÄŸini öÄŸreniyoruz. Ben hakikaten bilmediÄŸine inanıyorum; cehaletinde samimidir bana kalırsa. Sonuçta bir spiker, önüne konanı okur.
Bilmeyenlere hatırlatma: Ben 'Kolonya kokulu' ibaresini ailesi kolonya üreticisi olan Fehmi Koru'yu tanımlamak için kullandım, ardından da onunla özdeÅŸ bir marka oldu.
Bahar Feyzan'ın iÅŸten atılmasındaki hoyratlığına da birkaç çift laf etmek istiyorum...
Kolonya bu arkadaÅŸları ne kadar rahatsız ediyor, bu kolonya kokusundan kurtulmak için ne kadar çok çaba sarf ediyorlar... Adeta utandıkları, ama bir türlü tarihlerinden kesip atamadıkları bir geçmiÅŸ gibi bu kolonya.
Çünkü o kolonyadan utanıyorlar... O kolonya geçmiÅŸte İslami camiada herkesin bir ideal, bir ilke için mücadele ettiÄŸi saf ve temiz yılları simgeliyor. Gerçekten bu adamların 'inanan' olduÄŸu yılları...
Oysa ÅŸimdi BaÅŸbakan'la gezmek, yalı almak, CumhurbaÅŸkanı'na ilk adıyla seslenmek, ihale kapmak, üç beÅŸ yerden maaÅŸ almak, konferanslara davet edilmek ve dönemin bütün nimetlerinden faydalanmak istiyorlar... Rant ve çıkar peÅŸindeler; 'Devir bizim devrimiz' diye oyun oynuyorlar.
Bu yüzden önlerinde parfümle poz veriyorlar... O kolonya temiz yılların simgesiyse, bu parfüm de bugünkü kirliliÄŸin yansıması halbuki.
Ve birisi onlara 'kolonya' deyince de kendileriyle yüzleÅŸmek yerine onu yok etmek istiyorlar. Bahar Feyzan'ın iÅŸten atılmasının özeti budur.