AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2009-11-25
Ülkelerin gelişmişlik ve refah düzeyi arttıkça, vatandaşlarının ortalama yaşam süresi de artıyor. Çünkü bilimsel, teknolojik, sanatsal, zihinsel ve moral gelişmeler, insan yaşamını uygarlaştırdıkça, doğal olarak insanın yaşam süresi de uzuyor. Buna en somut örnek olarak iyileşen sağlık hizmetlerini verebiliriz. Ancak bu durum, dünya nüfusunun giderek yaşlandığı ve beraberinde başka sorunlar getirdiği gerçeğini değiştirmiyor.
Öte yandan ülkelerin gelişmişlik düzeyi ile nüfus (doğum oranı) artış hızı arasında ise ters orantı bulunmaktadır. Afrika kıtası, sözünü ettiğim bu ters orantıya iyi bir örnektir. Yüzde dördün üzerindeki doğum oranıyla Afrika, bugün açlıkla mücadele etmektedir. Yine de dünya ortalamasına baktığımızda, doğum oranları düşerken nüfus yaşlanmaya devam ediyor.
Doğum oranının düşmesinde, çalışma hayatının ebeveynlerin her ikisini de çalışmak zorunda bırakması, düşen ücretler, büyük aile yapısının giderek çözülüyor olması, kırsal nüfustaki gerileme gibi etmenleri sayabiliriz. Öyle ki; gelişmiş ülkelerde, bilhassa Avrupa'da, nüfus bırakın artmayı, gerilemeye dahi başladı.
Peki, nüfusun yaşlanmasını niye önemsiyoruz? Çünkü nüfusun yaşlanmasına bağlı olarak ekonomiye etkili birçok sorun ortaya çıkmaktadır. Bunlardan bazıları:
1- Çalışan başına düşen emekli sayısı arttığı ve yaşam süresi uzadığı için artan sağlık ve emeklilik harcamaları devlet bütçelerinde önemli bir yük oluşturmaktadır.
2- Teknolojik gelişmelere uyum sağlamakta zorluk çeken yaşlı çalışanlar bazı sektörlerde verimlilik kaybına neden oluyor (Tecrübe gerektiren işler hariç). Ayrıca beden gücüne dayalı işlerde de bir performans kaybı yaşanmaktadır.
3- Nüfusun yaşlanması, işgücü piyasasının dışında kalan ve hatta bazen bağımlı hale gelen insan sayısının artması demektir. Bu da, tasarrufların ve yatırımların azalması sonucunu doğurmaktadır.
4- Yaş ortalaması arttıkça iş gücüne katılım düşüyor. İşgücüne katılsalar bile performansları düşüyor. Yalnız, emek yoğun sektörlerin yaygın olduğu az gelişmiş tarım toplumlarında bu durum farklıdır. Doğru dürüst bir emeklilik sistemi olmayan bu toplumlarda insanlar yaşlansa dahi çalışmaya devam etmektedir.
5- En önemlisi, herhangi bir ülke belirli bir gelişmişlik düzeyini yakalamadan nüfusu yaşlanırsa, ekonomik büyüme ve kalkınması yarım kalacak demektir. İktisadi teorinin terimleriyle ifade etmek gerekirse, kişi başına sermayenin sabitlendiği dengeli büyüme patikasına oturmadan, ülke nüfusunun yaşlanması arzu edilen refah düzeyinin ilelebet yakalanamaması tehlikesini beraberinde getirmektedir.
Tabloda iki bilgi dikkat çekiyor. Birincisi gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun bütün bölgelerde nüfus yaşlanmaktadır. İkincisi, 1950 yılında dünya nüfusunun yaklaşık üçte ikisi az gelişmiş bölgelerde yaşarken, bu oran 2050'de yüzde 90'a yakın olacaktır. Dolayısıyla önlem alınmazsa, az gelişmiş ülkeleri, gelecekte daha yaşlı bir nüfus ve daha fazla yoksulluk bekliyor diyebiliriz.
Tüm bunlar şimdilik genç bir nüfusa sahip olmakla övünen ülkemizin de dışında kalamayacağı süreçlerdir. Bir gün bu ülkede de nüfusun yaşlanması sorun olacaktır. İşte ülkemizi bekleyen tehlike de burada ortaya çıkmaktadır. Bugün genç ve eğitimsiz olan işsizlerimiz, yarın yaşlı, tecrübesiz ve niteliksiz işsizler olarak çok daha büyük sorunlarla boğuşmak durumunda kalacaktır.