Bir paşanın çocuğunu ‘iltimas’ ile general, hadi bırakın generali, teğmen bile yapamazsınız.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ‘kurum içi demokrasi’ geleneği buna asla izin vermez.
Ama asker veya sivil olsun fark etmez, bir yüksek bürokratın çocuğunu sivil alanda yayın yönetmeni de, yapımcı da; biraz zorlasanız şarkıcı ve artist de yapabilirsiniz.
Türkiye’de başta medya olmak üzere, sanattan bilime pek çok sivil alandaki ‘Dar Çevre İktidarları’nın bürokrasinin gücünden nemalanmak umuduyla böyle bir ‘istihdam politikası’ yarışı yürüttüğü açık.
Eğer ben burada medyada kaç tane askeri ve sivil ‘yüksek bürokrat’ çocuğu yayın yönetmeni, yazıişleri müdürü, yazar, yapımcı, yönetmen, oyuncu bulunduğunu alt alta yazsam, dudağınız uçuklar.
Elbette bu sözlerim ‘yüksek bürokrat’ çocuklarının yeteneksiz olduğu anlamına gelmiyor.
Ancak dilenirse, yürütülen ‘iltimas politikası’nın bileğinin hakkıyla iş yapmak isteyenlere de haksızlık olduğu anlamında okunabilir.
Siyasetinse, artık kurumsallaşmış iltimastan kendisini arındırdığını söyleyip, burada hakkını teslim etmek zorundayız.
Türkiye’de bir çoban çocuğu bakan da olabiliyor, bir imam çocuğu milletvekili de...
Ama medyada bir imam oğlunun yayın yönetmeni, bir çobanın oğlunun kendi yeteneğiyle Medya Grup Başkanı olduğu görüşmüş şey değildir.
Babadan oğlu devredilen ‘iltimas kartı’nın taşıyıcılarından ise bir yenilik, sektöre bir katkı, Türkiye’ye bir açılım yapmasını beklemek mümkün değil.
Çünkü iltimaslıların pozisyonları olabilir ama fikirleri olamaz. Onlar kendilerini pozisyonlayan ‘iltimas patronajı’na biat etmek zorundadır.
Şimdi konunun düğümlendiği ve aynı zamanda çözülebileceği yere geliyoruz...
Ben şahsen, merkez medya tarafından ‘yandaş medya’ diye nitelenen kesimlerin çoğunun siyasal iktidara o kadar da ‘yandaş’ olmadıklarını biliyorum.
İşin garibi, merkez medyadan onlara ‘yandaş’ diye seslenenler de bunu biliyor.
Ancak, ‘yandaş medya’ denilen bu grubun, merkez medyanın bürokrasiden güç devşirmek için kurduğu istihdam politikasını tehdit ettiğini hissediyorlar.
Eğer, adına ‘yandaş medya’ denilen bu kesim, merkez medyanın ‘iltimas mekanizması’nı kopyalamaz, benimsemezse; yeteneklilerin ve ‘iltimas sözleşmesi’ ile medyaya girmemiş özgür zihinlerin önünü açabilir.
Gerçek şu ki; bu olduğu zaman, ‘iltimas’ı kurumsallaştırmış ‘Dar Çevre Medyası’nın bu yeni dalga ile rekabet etmesi imkânsızdır.
Bilmeliyiz ki, Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi, yalnızca siyasetin ‘ateşteki kestaneler’i toplamasıyla mümkün olamaz.
Sivil alana yerleşmiş, bürokrasinin gücünü çoğu zaman onun bilgisi dışında sömürmeye çalışan ‘iltimaslılar iktidarı’nı da alaşağı edecek bir zihniyet mücadelesi gerekiyor.
Ancak Türkiye bunu becerebildiği zaman, halk ağzında sık sık sorulan, ‘ne kadar yetenekli genç, neden acaba konservatuara girememiş ki’ türündeki sorular da yürürlükten kalkacak.
Çünkü o konservatuarın yöneticilerinin örneğin Pavarotti’yi de, ‘Dar Çevre İktidarı’ dışından olduğu için aynı kapıdan çevirmiş olduğu bilinecek.
Demokrasinin önündeki engel, zannedildiği gibi kışlalarda değil.
En büyük engel ‘Dar Çevre İktidarı’nın kurumsallaştırdığı zihniyet yapısında.
O yapıda, kimin hangi işi nerede ve ne zaman yapacağı belli. Hatta yedekleri bile belli.
Beklenmedik bir durum karşısında insicamlar bu yüzden bozuluyor.
Onun için, bu ‘iltimas zihniyeti’ ayıklanmadan kimse Pavarotti olamayabilir...
Ama...
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.